Ana Sayfa 1998-2012 Ekonomi Düzeni mi, "Ekonomik Düzen" mi?

Ekonomi Düzeni mi, “Ekonomik Düzen” mi?

1990 yılının başından beri devletimizin malî sıkıntı içine sürüklendiği ve sıkıntının her yıl arttığı açık ve seçik olarak gözlenmektedir.

- Reklam -

Son iki yıl içinde bu sıkıntının sarsıntı getirecek niteliğe dönüştüğünü de görüyoruz. Borcu ödemek şöyle dursun, faizini dahi ödeyemez durumdayız. İşi örneğe ve somut verilere dökersek görülen şudur; 2002 yılının ilk dört ayı verilerine göre devletten her dakika ancak 89 milyar TL. vergi toplayabiliyor. Ama buna karşı da her dakika 113 milyar TL. borcun yalnız faizine ve iç harcamalarda da 51 milyar TL personeline+Bağ-Kur+Emekli Sandığı açıklarına harcadığı görülmektedir. Hâl böyle olunca, toplanan para eksiltilince her dakika borcun 85 milyar arttığı ortadadır.

Devletin yaptığı gereksiz harcamaların bir başka olumsuz hareketi oluşturmasıyla iş daha da sarpa sardı. Borç alma da, bozuk ortamı silmeye yetmedi. Dahası çizilen ekonomik düzene ilâve bozukluklar getirdi.

Diğer önemli bir nokta da, içte enflâsyonun artışı, dışta doların paramız karşısında d değerinin sürekli yükselişi ile her yıl bütçe açığımız çoğaldı. Devletimizin bu çarkını döndürecek çareler araştırıldı. Açıkça, borç al ve borcunu öde düzeni de olumlu bir sonuç getirmedi. Borç alarak borcun bitmeyeceğini, aksine borcun çoğalacağını düşünmeyenler kendilerini haklı çıkaracak projeler yapmaya koyuldular. İşte sonuç ortada ve vahim!..

Biz diyoruz ki; ekonomi düzenimiz kendi seçeneklerimiz içinde oluşturulmalıdır. Dış ekonomik düzenin içinden kendimizi sıyırmalıyız. Özellikle dış dayatmalar ile özelleştirme yaptık, iş düzelmedi. Zaten özelleştirmeyi de üretim sahalarını bozarak bize yaptıran dış dayatma yolu, çok insafsızca bir sonuç oluşturdu. Neydi bu insafsızca oluşum?

Kamu yatırımlarındaki özelleştirmelerden de istenilen verim alınamadı. Alış verişte başkasının parasını kullanıp kendi çıkarlarını düşleyenler yok pahasına özelleştirme alımında rol aldılar. Kâr ve verim hani nerede diye sorulunca, bu kez karşımıza para piyasasındaki spekülâtörlerin oyunları çıkıverdi.

Bu çıkmazdan nasıl kurtuluruz diye bir proje geliştirip, bu projede ilkten iç ve dış borcumuzu faizleri ile birlikte dondurup hesaba oturmalıyız. Ticaret hukukunda olduğu gibi konkordato yolu seçilip işi biraz düze çekmeye çalışmalıyız. Bu yola sapmamızın nedeni “Türkiyemizde çiftçimizin ve sanayimizin, devlet üretimindeki veriminin artması ile iç gelirin çoğalacağını düşünüp bir verim ortamı sağlamak zorunludur” düşüncesi ferahlık getiren düşünce olacaktır.

- Reklam -

Bu geliştirilen proje yanında Türk parasının egemen para olmasını sağlayacak yolları araştırmaya koyulmalıyız. Peki Türk parası nasıl korunacaktır? Bir süre iç piyasada yabancı paranın kullanılma yerlerini somut hâle sokmakta fayda görüyoruz. Bu hâl içinde Türk parasını koruma yönteminde hemen değişikliğe gidilerek Türk parasının iç piyasada tüm kullanım yerlerini belirlemeliyiz. Özetlemek gerekirse, Türk parasının yurt içinde kullanımının genelde daha geniş alanda yapılması yolu seçilmelidir.

Gene bir başka proje: Türkiye’de üretimi ve tüketimi artıracak yollar araştırmakta fayda görüyoruz. Üretim yapmakta kararlı olanlar için faizi düşük, hattâ vergi dışı bırakılacak krediler yolu bulmaya çalışmalıyız. Genelde hep yanlış olduğunu vurguladığımız ve özelleştirmelerinden hiç fayda olmayacağını söylediğimiz iki kredi bankası gene gündeme getirilmelidir. Bu bankalar Cumhuriyetin temelindeki kredi bankaları olan Ziraat ve Halk Bankalarıdır. Bu iki bankanın kuruluş amaçları esnafa ve ziraat yapanlara kredi vermektir. Bu bankaların özelleştirilmeleri Türkiye’de yerli üretimin ve tüketimin bitirilmesi için yurdumuza getirilen en büyük önlemedir.

Bu iki banka, siyasîlerin oy yatırımları ve geliştirdikleri politikalardan iki yıl önce arındırılmak suretiyle kendi üniteleri içinde esas amaçlarına dönüştürülselerdi, günümüzdeki bozuk ekonomik düzen oluşmayacaktı. Üretimin ve tüketimin artırılması için öncelikle bu iki banka özelleştirme dışı bırakılmalıdır. Dış baskılardan ve dış ekonomik düzenlerden vazgeçip, ekonomide doğruyu bulmalıyız.
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -