Ana Sayfa 1998-2012 EBÛ’L- HAYRÂT-II

EBÛ’L- HAYRÂT-II

- Reklam -

Venedik, Selânik’i elde tutmanın bedeli olarak, yılda 300.000 akçe vergi vermeyi teklif etti. Çünkü, hızla gelişen ve büyüyen Osmanlı donanması, Venedik’de endîşeye sebep oluyordu. Daha büyük gemiler yapmaya karar veren Venedik, bir taraftan da, Sultan Murâd’la anlaşan Macar Kralı’nı Papa’ya şikâyet ediyordu.

Venedik’in imdâdına Karamanoğlu yetişti. Sultan Murâd’ın Rûmeli’ndeki meşgûliyetinden faydalanan Karamanoğlu Mehmed Bey, Macar Kralı ile ittifak yapıp Osmanlı arâzisine girmişti. Beyşehri’ni ele geçiren Mehmed Bey, Şarabdâr İlyas’ı da esir almıştı. Rûmeli’nden şimdilik ayrılamayacağını anlayan Murâd Hân, Hamîd-İli’nin Karamanoğlu’nda kalmasına râzı olmuştu. Durumdan hemen vazîfe çıkaran Venedik, Karamanoğlu’na, Kıbrıs Kralı Janus aracılığıyla yanaştı ve birlikte hareket etmeyi teklif etti. Venedik’i rahatlatan esas haber ise, daha da doğudan geliyordu. Bu, Şâhrûh’un muazzam bir ordu ile Anadolu’ya doğru harekete geçtiği haberiydi.

Sultan İkinci Murâd, Şâhrûh menşe’li gelişmeleri dikkat ve teyakkuzla tâkib etmeye başladı. Şâhrûh, daha Çelebî Mehmed zamânından başlayarak, nefesini Osmanlı Devleti’nin ensesinde hissettirme gayretindeydi. Osmanlı Devleti’nin yeniden canlanması, Anadolu’daki diğer Türk beylikleri üzerinde nüfûz sağlaması, Şâhrûh tarafından şiddetle kınanıyordu. Zâten, başta Karamanoğlu Mehmed Bey ile Kara-Yülük Osman olmak üzere, Osmanlı’dan şikâyetçi bütün bey ve emîrler, Şâhrûh’un eşiğine yüz sürüyorlardı. Şâhrûh da, babası Timur’un zamânındaki şevket ve debdebeyi hatırlayıp, imdatçı hüviyetine bürünüyordu.

- Reklam -

Çelebî Mehmed, Şâhrûh’u ürkütmemek için, son derece nâzik ve hürmeti elden bırakmayan tavırlar ortaya koymuştu. Aynı politikayı Sultan Murâd da devâm ettiriyordu. Çünkü, Timur’un Anadolu coğrafyasında bıraktığı meş’ûm hâtıralar, hâlâ canlılığını koruyordu. Benzer bir felâkete yeniden sebep olmaktan, aklı başında herkes kaçınıyordu.

1429’da, Şâhrûh çok kalabalık bir ordu ile batı istikâmetinde harekete geçti. Buna gerekçe olarak, Kara-Koyunlu İskender’in Sultâniye’ye; Memlûklerin de Urfa’ya taarruzu gösterilir. Urfa, o sırada Ak-Koyunlulara âitti. Kara- Yülük Osman, özellikle bu Urfa mes’elesini büyütürek Şâhrûh’u tahrîk etmişti.

Venedik-Kıbrıs-Karaman ittifâkı, bir bakıma Memlûk Devleti’ne karşı da kurulmuştu. Dolayısıyla, Osmanlı ve Memlûk devletlerinin yakınlaşmasını îcâb ettiren pek çok durum vardı. Artık eski gücünden eser kalmamış Altın Orda’nın yeni Hükümdârı Uluğ Mehmed Hân da, Sultan Murâd’a mektup gönderip; Toktamış ve Yıldırım Bâyezîd arasındaki dostluğun devâmını istemişti. Böylece, Şâhrûh ile karşısında yer alanların safları belli olmaya başlamıştı.

Şâhrûh, Kara-Koyunlu ordusunu Selmas’da bozguna uğratıp perîşân ettikten sonra, Âzerbaycan’da konakladı. Bütün Dünyâ, nefesini tutmuş, olacakları beklemekteyken, birden bire Şâhrûh’un Herat’a dönmesi, herkesi şaşırttı. Osmanlı Devleti de, gerdiği sinirlerini gevşetti.

- Reklam -

Venedik, Selânik pazarlığında Şâhrûh’un muhtemel harekâtını koz olarak kullanıyordu. Bunun ortadan kalkması üzerine, Sultan Murâd, her şeyi göze alıp Selânik üstüne yürüdü. Rûmeli Beylerbeyi Hamza Bey’in komutasındaki Türk ordusu, 29 Mart 1430’da, Selânik Kalesi’ni ele geçirdi. Murâd Hân-ı Sânî, Memlûk Sultânı’na gönderdiği fetihnâmede, Selânik’in İstanbul’un bir eşi olduğunu bildiriyordu.

4 Eylûl 1430’da Lâpseki’de Osmanlı-Venedik Andlaşması imzalandı. Buna göre, Selânik’in Osmanlı hâkimiyetinde olduğu Venedik tarafından kabûl ediliyor, İnebahtı da Venedik’de kalıyordu. Ayrıca, Türk gemilerinin Boğazlarda serbestçe dolaşması, Venedik’in taahhüdleri arasındaydı. Bu andlaşma, Osmanlı Devleti’nin Arnavutluk siyâsetinde rahat hareket etmesini sağladı. Venedik’in tarafsızlığı, buradaki pürüzleri kaldırmada pek işe yaradı.

Arnavutluk topraklarının güneyi, Osmanlı Mülkü’ne dâhildi. Lâkin kuzeydeki kısmı henüz ilhâk edilememişti. Dağlık bir coğrafyaya sâhip Kuzey Arnavutluk’da, Osmanlı Devleti’ne harâc vererek hayâtını sürdüren Arnavut beyleri vardı. Bu beylerin en güçlüsü İvan (Yuvan) Kastriota, Akçahisâr(Croia)’ın kuzeyinde Yuvan-İli’nde hüküm sürüyordu. Kastriota, Osmanlı Devleti’ne vergi vermek yerine, Venedik’le anlaşmayı tercih etti. Osmanlı hizmetinde bulunan oğlu İskender’le de ters düştü.

Selânik’den gelen Osmanlı kuvvetleri Yuvan-İli’ne girince, Kastriota da yeniden Türklere bağlılık bildirmek mecbûriyetnde kaldı. Rûmeli Beylerbeyi Sinan Bey de, o sıralarda Epir’deki mahallî ihtilâflardan istifâde edip, Yanya ve havâlisini Türk Devleti’ne bağladı.

1432’de Ergiri(Argyrokastron) yöresindeki Arnavut beylerinden Thopia Zenebissi ve Gergi Araniti, Osmanlı Devleti’ne isyân ettiler. Bunların üzerine giden Evrenos-oğlu Ali Bey, pusuya düşürüldü ve çok ağır kayıplar verdi. Venediklilerin tahrîk ettiği Ergiri İsyânı, Sultan Murâd’ın bizzat oraya gitmesine sebep oldu. Rûmeli Beylerbeyi Sinan Bey, Turahan Bey ve İshak Bey, daha Pâdişâh Manastır’da iken, isyânı bastırdılar. Sultan Murâd’ın gazabından çekinen Venedik Senatosu, âsîlere yardım edilmemesi yolunda emirler yayınlamıştı.

Türk askerinin önünden kaçan Arnavut beyleri, Macar Kralı ile haberleşip, onun yardımını aldılar. İşe Macaristan’ın karışması yüzünden, epeyi uzun sürecek bir Arnavut mes’elesi başladı. Fâtih devrine kadar halledilemeyecek bu mes’elenin baş kahramanlarından biri, yıllarca Osmanlı hizmetinde bulunan İskender Bey(İvan Kastriota’nın oğlu) olacaktır.

Selânik’in fethi, Osmanlı Devleti’ni hem batıda, hem de doğuda pek nüfûzlu bir duruma getirmişti. Eflâk ve Sırbistan, sıkı bağlarla Osmanlı Devleti’ne bağlanmış, Arnavutluk ve Epir’de güçlü bir Türk hâkimiyeti kurulmuştu. Bosna Kralı ile Arta, Mora despotları ve nihâyet Bizans İmparatoru, Sultan Murâd’a harâc ödeyen devletler hâline gelmişlerdi. Venedik bile, elinde tuttuğu bâzı belde ve kaleler yüzünden, Türk Devleti’ne vergi veriyordu. Batılı kaynaklar, 1432’de Osmanlı Devleti’nin yıllık gelirinin 2.500.000 duka altın olduğunu, Rûmeli’ndeki Türk askeri sayısının 120.000’e ulaştığını kaydediyorlar.

Sultan Murâd’ın, Macar Kralı Sigismund ile yaptığı üç yıllık andlaşma 1431’de sona ermişti. Bunu bildirmek, daha doğrusu hatırlatmak maksadıyla Sultân’ın huzûruna çıkan Macar elçisi; Bosna, Sırbistan, Eflâk ve Tuna Bulgaristanı üzerinde Sigismund’un hâkimiyetinin tanınmasını istedi. Sultan İkinci Murâd, bu küstahça istekleri şiddetle geri çevirdi. Bunun üzerine Macarlar, Osmanlı Devleti’yle savaşmak için hazırlığa başladılar.

Sigismund’un yanında, Osmanlı idâresine karşı saltanat iddiâsında bulunan muhtelif kişiler toplanmıştı. Bunlar arasında, şehzâde olduğu söylenen Dâvûd Çelebî ile Yanya’da hak talep eden Memnon Tocco, Bulgar Tahtı’nı arzulayan Frujin ön plâna çıkmışlardı. Sigismund, Arnavutluk’un âsî beyleri ve Venedik’le de dirsek temâsını kesmiyordu. Öte yandan Bosna Kralı Tvrtko, Sırp Despotu Vılkoğlu, her türlü riski göze alıp Sigismund’la ittifak yaptılar. Sırp Despotu’nun bu koalisyona katılması, en şaşırtıcı olanıdır. Çünkü, daha çok yakın denecek bir zamanda, kızı Mara’yı Sultan Murâd’la evlendirmiş; oğlu Gregor, akıncı beylerinden İshak Bey’le birlikte İşkodra’ya kadar ilerlemiş, Venediklileri mağlub etmişti. Osmanlılarla bu derecede yakın ve sıcak münâsebetler kurmuş Sırp Despotu’nun, Macar Kralı’na yanaşmasını anlamak, mümkün değildir. Bunun, dinî taassub dışında bir îzâhı olamaz.

Sultan Murâd Hân, Rûmeli’nde Osmanlı Devleti aleyhinde bozulan siyâsî dengeyi, lehine çevirmek için kolları sıvayacağı sırada, Anadolu’dan hoş olmayan haberler aldı. Timuroğlu Şâhrûh’un, 1435’de tekrar batı yönünde yürüyüşe geçtiği duyuldu. Bu gelişme; başta Macarlar olmak üzere, Osmanlı’ya karşı ittifak kurmuş bütün Hristiyan Avrupa’yı sevince boğdu ve heyecanlandırdı.

Memlûk güçlerinin Âmid’i kuşatarak Ak-Koyunlu Kara Yülük Osman’ı sıkıştırması; Kara-Koyunlu İskender’e karşı kendi topraklarında muhâlif bir hareketin başlaması, Şâhrûh’un yeni seferinin sebeplerini teşkîl etmiştir.

Memlûk Tahtı’nda hak sâhibi olduğunu söyleyen eski Mısır Atabeki Canbek Es-Sûfî, Tokat’a gelmiş, Yörgüç Paşa’ya sığınmıştı. Şâhrûh’un, Canbek’den de istifâde edeceği, dolayısıyla, doğrudan Osmanlı Devleti’ni muhâtab alacağı sanılıyor, bundan endîşe duyuluyordu.

Şâhrûh, Memlûk Sultânı El-Eşref Barsbay’a gönderdiği elçi ve mektupla, kendisine muhâsım olmamasını istedi. Kara Yülük Osman Bey, daha Şâhrûh Anadolu’ya girmeden Urfa’yı kuşatmıştı. Bunu, Canbek ile Kara Yülük’ün oğlu Mehmed’in, Dulgadıroğlu Süli Bey’le berâber Divriği ve Malatya muhâsarası tâkib etti.

1435 yılı Temmuzunda, Şâhrûh; Kara Yülük Osman Bey’e, Dulgadıroğlu Nâsıreddin Mehmed’e, Karamanoğlu İbrâhim Bey’e, Sultan İkinci Murâd’a hil’atler gönderdi ve : “Nâiblerim olarak bu hil’atleri giyin’” dedi. Sultan Murâd’ın da Şâhrûh’a tâbî görünmesi, en çok Memlûk Sultânı’nın canını sıktı. Çünkü, Timuroğullarına karşı Anadolu’da karşı çıkabilecek tek kuvvet Osmanlı Devleti idi. O sırada Şâhrûh, Rey’de bulunuyordu.

Şâhrûh’un gölgesinin Anadolu’ya düştüğü bu günlerde, Türk beylikleri arasındaki kısır sürtüşmeler de hız kesmeden sürüyordu. Arkasını Memlûk Devleti’ne dayayan Karamanoğlu, Dulgadıroğlu’nun elindeki Kayseri’yi almak için uğraşıyordu. Karamanoğlu İbrâhim Bey, Dulgadırlı Süleyman Bey’le mücâdele ederken. Memlûklerin Haleb Nâibi Korkmas da, İbrâhim Bey’e yardım etmek maksadıyla yola çıkmıştı. Neticede, Kayseri Karamanoğlu hâkimiyetine girdi. Kara-Koyunlu İskender Bey, Şâhrûh kuvvetleri karşısında firâr etti, Erzurum civârına geldi. İskender’in yolunu kesmeye çalışan Kara Yülük Osman Bey, çıkan çatışmada hayâtını kaybetti. Böylece, Kara-Koyunlu ile Ak-Koyunlu’nun sevimsiz husûmeti, yeni bir safhaya girdi.

Şâhrûh’un oğlu Ahmed Çüke, İskender Bey’i ısrarla tâkib etti. Kara-Koyunlu Beyi, Osmanlı sınırından içeri girdi ve Tokat’a sığındı. Ahmed Çüke, Osmanlı hudûdunu aşmaya cesâret edemedi. Amasya’da bulunan Yörgüç Paşa’ya haber gönderen Sultan Murâd, İskender Bey’in kıymetli misâfir statüsünde ağırlanmasını emretti. Şâhrûh da, uzak-yakın bütün hükümdârları, İskender’i toprakları içine almamaları husûsunda îkâz etti. Sultan Murâd işin tehlikeli bir hâl almaya başladığını anlayınca, İskender’i Osmanlı Ülkesi’ni terke zorladı. Bunun üzerine Kara-Koyunlu Hükümdârı, Tebrîz’e doğru hareket etti. Hoş bir tevâfukla, Şâhrûh da, o esnâda kendi memleketine gitmek için yola çıkmıştı.

Şâhrûh alârmı sona erince, Kayseri hâkimiyeti mes’elesi yeniden alevlendi. Sultan Murâd, Karamanoğlu’na karşı Dulgadıroğlu’nu destekledi. 1428’de, Karamanoğlu’nun Hamîd-İli’ni ele geçirişi, Sultan Murâd’ın zihninde tâzeliğini koruyordu.

1436- 1437 kışında, Amasya Beylerbeyi Yörgüç Paşa’nın Karamanoğlu tarafından sıkıştırılması üzerine, Sultan Murâd, Dulgadıroğlu ile birlikte Karaman-İli’ne yürüdü. Tokat’dan hareket eden bir Osmanlı kuvveti Dulgadıroğlu Süleyman’la Kayseri’ye hücûm ederken, Sultan Murâd Hân da, bizzat ordusunun başında Akşehir’e girdi(Mart 1437). Karamanoğlu İbrâhim Bey, aracılar arasına Sultan Murâd’ın kız kardeşi olan hanımını da koyup Osmanlı Devleti’nden aman diledi. Sultan Murâd, Konya ahâlisini şehirden çıkarıp sürgüne göndermekten, bu sâyede vazgeçti. Hamîd-İli’ni, İbrâhim’in kardeşi Îsâ’ya verdi. İbrâhim’den de, bir daha itaatsizlik yapmayacağına dâir söz aldı. Sultan Murâd’ın bu derece yumuşak davranmasının en bâriz sebebi, kız kardeşinin hatırı olsa gerektir. Osmanlı Pâdişâhı’nın bölgeden ayrılmasının ardından, İbrâhim ile Îsâ birbirine girdi ve Îsâ, bu mücâdelede hayâtını kaybetti. Akşehir ve Beyşehir havâlisi, Osmanlı hâkimiyetinde kaldı.

Memlûk Hükümdârı Barsbay, Osmanlı Devleti’nin Dulgadıroğlu ile yakınlaşmasından endîşe duyuyordu. Çünkü, Dulgadır arâzisi epeyidir Memlûk nüfûzunda addediliyordu. Kaldı ki, Barsbay’ın ezelî düşmanı Canbek de, Osmanlı-Dulgadır ittifâkının içinde görünüyordu. Kâhire’de toplanan fevkalâde Memlûk meclisinde, bizzat Barsbay’ın Anadolu seferine çıkması kararlaştırıldı. Dulgadıroğlu’nun, Karaman işgâlindeki Kayseri’yi alamaması; Canbek’in de Kara-Yülükoğulları tarafından öldürülmesi, Memlûk cenâhını rahatlattı ve seferden vazgeçildi.

9 Aralık 1437’de Macar Kralı Sigismund öldü. Macaristan’da taht mücâdelesi başladı. Sultan Murâd, bu saltanat çekişmesinden istifâde etmek için Sırbistan ve Eflâk hakkındaki tasavvurlarını yeniden gözden geçirdi. Bahsedilen Eflâk ve Sırp plânları, biraz sesli düşünülerek yapıldığından, kısa zamanda akis buldu. Nitekim, Eflâk Beyi Drakul, hemen oğullarını Edirne’ye getirdi, onları rehine olarak bıraktı ve Sultan Murâd’a bağlılığını bildirdi.

1438’de Sultan İkinci Murâd, kalabalık bir ordu ile Macaristan Seferi’ne çıktı. Vidin’in yukarısında, Floridin(Florentin) Kalesi yanında Kamen Geçidi’nden Tuna’yı karşı tarafa geçti. Macarların elindeki Severin’i top ateşine tutu. Ardından meşhûr Demir-Kapı’ya geldi, buradan Orsova Kalesi’ne ulaştı. Maroş Nehri’ni önüne alarak Erdel’in merkezi Zeybin(Hermannstadt=Sibiu=Zıbın)’i muhâsara etti. Daha sonra Praşova(Kronstadt=Braşov) üstüne yüklendi. Üngürüs Balkanı(Karpatlar)’nı aşıp Eflâk’a girdi. Yergöğü(Giurgiu) Kalesi’nden Tuna’yı aksi istikâmette geçti, Edirne’ye döndü. 45 günle 3 ay arasında zaman biçilen bu sefer esnâsında, Eflâk Voyvodası ile Sırp Despotu, Sultan Murâd’ın yanında bulunmuşlar ve arâzide kılavuzluk yapmışlardır.

Sultan Murâd, 1438 yılındaki bu harekâtda, Macarlardan ciddî bir mukâvemet görmedi. Bunu Sırbistan ve Eflâk hâkimiyeti için değerlendiren Osmanlı Hükümdârı, Drakul ile Vılkoğlu’nu Edirne’ye çağırdı. Fakat, ikisi de bu dâvete icâbet etmedi. Bunun üzerine, 1439 Martında Sırbistan Seferi’ne çıkan Sultan Murâd, 27 Ağustos 1439’da Sırbistan’ın başşehri Semendire’yi ele geçirdi. Sırp Despotu Vılkoğlu, Osmanlı askerinin önünden kaçarak Macaristan’a sığınmıştı. Yeni Macar Kralı Albert, ordusunun başında Segedin’de beklemesine rağmen, Sırbistan’a en ufak yardımı olmadı. Aynı yıl, Üsküp Uc Beyi İshak Beyoğlu Îsâ Bey, akıncı birlikleriyle Bosna’nın pây-ı tahtı Yayça(Jaice)’yı kuşattı. Bosna Kralı Tvrtko, Osmanlı Devleti’ne yılda 2.500 altın harâc vermeyi kabûl ederek, kuşatmayı kaldırttı.

1440’da, Belgrad üzerine yürüyen Sultan Murâd, Macar işgâlindeki bu mühim kaleyi tam 6 ay muhâsara etti. Ancak, Belgrad’ın fethi, şimdilik mümkün olmadı. Macar ordusunun kullandığı tüfek, Türk askerinin ilk def’â gördüğü bir silâhtı. Kuşatmanın akîm kalmasında, daha birçok sebeple berâber, tüfeğin meydâna getirdiği psikolojik durumun da tesiri olmuştur. Belgrad alınamadı ama, o yıl, yeni Rûmeli Beylerbeyi Şehâbedddin Şâhin Paşa, Novoberda(Novobrdo)’yı fethetti. Burası, zengin gümüş mâdenleriyle tanınmıştı.

Belgrad muvaffakiyetsizliği, Sultan İkinci Murâd’ın saltanat dönemi için bir nirengi noktası teşkîl eder. Avrupa Hristiyan devlet ve devletçikleri, bunu fırsat telâkkî ederek, yeni bir Haçlı koalisyonu hazırlığına giriştiler. O sırada Macaristan’da ön plâna çıkmayı başaran Hünyâdi Yanoş(Yanko Hünyad), pek çok tesâdüfün de kendisine yardım etmesi sonucu, Türk kuvvetlerine karşı üst üste gâlibiyetler elde etti.

1440 sonbahârında Îsâ Bey’i Bosna’dan çıkaran Yanoş, 1441’de de, Erdel’e girdi. Burada Sırbistan Uc Beyi Mezîd Bey’i pusuya düşürdü, onun ölümüne sebep oldu. Eflâk Beyi Drakul’un ihâneti yüzünden, ric’at edemeyen Türk askerinin zâyiâtı çok fazla idi. Mezîd Bey’in intikâmını almak için, ertesi sene mukâbil harekete geçen Rûmeli Beylerbeyi Şehâbedin Şâhin Paşa, emrindeki ordu ile Silistre üzerinden Eflâk’a girdi. Yanoş, Rûmeli Beylerbeyi’ni de Yukarı Yalanitza’da baskına uğrattı ve Türklere karşı yeni bir zafer daha kazandı(Eylûl 1442). Şehâbeddin Şâhin Paşa, canını güç-belâ kurtardı.

Yanoş’un bu son başarısı, Venedik’te büyük şenliklerle kutlandı. Yanoş, sâdece Macaristan’ın değil, bütün Hristiyan Avrupa’nın medâr-ı iftihârı hâline geldi. Yeni Haçlı seferinin pskolojik zemîni hazırdı. Siyâsî cepheyi de Bizans İmparatoru Jean Paleolog kurmaya çalışıyordu. Osmanlı Devleti’nin, kısa aralıklarla İstanbul’u kuşatmasından iyice bîzâr olan Bizans, bütün ümîdini bu Haçlı seferine bağlamıştı. İmparator, Avrupa turnelerine çıkıyor, Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleşmesine bile rızâ gösteriyordu. 1437’de Floransa’da toplanan Konsil’e, yanında Ortodoks râhipleri olduğu hâlde katılan Bizans İmparatoru, iki kilisenin birleşmesine dâir andlaşmayı imzalamıştı. Anılan Konsil’e, İmparator’un adamlarından Janaki Torzello’nun hazırladığı bir Haçlı seferi programı sunulmuştu. Âdetâ Osmanlı Devleti’ni imhâ plânı olan bu programda, Sultan Murâd’ın askerî gücü, en ince noktalarına kadar tahlîl edilmişti. Aynı plânda: “Osmanlı hâkimiyetindeki Rûmeli topraklarında, kalabalık bir Hristiyan ahâlinin yaşadığı, dolayısıyla, düzenlenecek bir Haçlı seferi, bu insanları dinî yönden tahrîk edecek, Osmanlı Devleti’nin müdâfaa gücü azalacaktır.” deniliyordu.

Sultan İkinci Murâd, Floransa Konsili’ni dikkatle, fakat soğukkanlılıkla tâkib etti. Torzello, 1442’de İtalya ve Macaristan’ı ziyâret ederek, İmparator adına, Haçlı seferi fikrini yaymaya çalıştı. Bizans, bu arada Karamanoğlu ile de dirsek temâsını sürdürüyordu. Şehâbeddin Şâhin Paşa’nın Erdel’deki bozgun haberini alan Karamanoğlu, ânında Akşehir ve Beyşehri istikâmetinde Osmanlı topraklarına girdi. Bunu cevapsız bırakmak istemeyen Sultan Murâd, derhâl Karaman Seferi’ne çıktı. Amasya’da bulunan Şehzâde Alâeddin de, babasının yanında yer aldı. Konya ve Lârende dâhil, merkezî Karaman toprakları, yağma ve tahrîb edildi. Rûmeli’ndeki nâzik durumu göz önüne alan Sultan Murâd, Karamanoğlu İbrâhim Bey’le yeni bir andlaşma yapıp Edirne’ye döndü.

1443 yılı Ekiminde, yanında Sırp Despotu Vılkoğlu ve yeni Macar Kralı Ladislas olduğu hâlde Tuna’yı aşan Hünyâdi Yanoş, Osmanlı Devleti’nin Rûmeli kuvvetlerini bozguna uğratarak önce Niş’i, ardından da Sofya’yı zaptetti. Hristiyan Bulgarlar, Yanoş’la birleşti. Meriç vâdisine açılan Balkan geçitlerine dayanan Yanoş, tam bir zafer sarhoşu psikolojisi içinde Sultan Murâd’a meydan okudu.

Sultan Murâd, emrindeki kuvvetlerle İzlâdi(Zlatica) Derbendi’nde Yanoş’u karşıladı ve 24 Kasım 1443 günü, düşmanı perîşân etti. Fakat, Yanoş’un ciddî mukâvemet görmeden Meriç sularına yaklaşmış olması, Avrupa devletlerini, Haçlı seferi konusunda harekete geçirdi. Osmanlı Devleti’nin, yakında Asya’ya sürüleceğine inanan Papa IV. Eugenius; Venedik, Macaristan, Burgonya’yı Haçlı seferi için iyice kışkırttı. Arnavutluk’da, Yuvan’ın oğlu İskender Bey’in Osmanlı Devleti’ne karşı isyâna yeltenmesi, Güney Arnavutluk beylerinden Araniti’nin de İskender’e destek vermesi, Haçlı seferi organizatörlerini cesâretlendirdi. O esnâda, Şehzâde Alâeddin’in vefâtı, Sultan Murâd’ı târifsiz üzüntüler içinde bıraktı.

Sultan Murâd-ı Sânî, Rûmeli’ndeki serî hezîmetlerin baş sorumlusu olarak gördüğü Turahan Bey’i yakalatıp Tokat’a hapse gönderdi. Devlet idâresinde yavaş yavaş yükselerek yukarılara çıkan Çandarlı Halil Paşa, Pâdişâh’a fedâkârlık ve barış telkîn ediyordu. Karamanoğlu, Osmanlı Devleti’nin o sıradaki sıkıntılarını yakından biliyor ve bunları fırsata çevirmek istiyordu. Bir müddet sonra, öteden beri ihtilâf konusu olan Akşehir ve Beyşehri, tekrar Karaman işgâline girdi. Üstelik, bu sefer Karamanoğlu; Sivrihisâr, Beypazarı, Ankara ve Kara-Hisâr’a kadar talan ve yağma hareketine girişmişti. Sırp Despotu ile Macarların Karamanoğlu’na yaptıkları ittifak teklifinin, Konya’da kabûl gördüğü anlaşılıyordu.

Çandarlı Halil’in de ısrâr etmesiyle, Sultan Murâd, 1443 Kasımında Macarlarla andlaşma imzalamak için teşebbüse geçti. Osmanlı-Macar müzâkerelerinin başlamasında ve devâmında, Sultan Murâd’ın hanımlarından Sırp Prensesi Mara’nın büyük payı olduğu söyleniyor. Sultân’ın dâveti üzerine; Yanoş, Macar Kralı ve Sırp Despotu’nun elçileri Edirne’ye geldiler. 12 Haziran 1444 günü, hazırlanan andlaşma metni imzalandı. Buna göre, 1427’de Stefan’ın ölümündeki Sırbistan (Güğercinlik dâhil), ihyâ olunacak ve Vılkoğlu’na verilecek; Osmanlı ve Macar kuvvetleri Tuna’yı aşmayacaklar; Bulgaristan’ın tamâmında Pâdişâh’ın hâkimiyeti kabûl edilecek; Eflâk, eskiden olduğu gibi Osmanlı Devleti’ne vergi vermeye devâm edecek, şahsen Pâdişâh’ın yanına gitme şartı kaldırılacaktı. Bu andlaşmayı, Edirne’de Sultan Murâd, karşı tarafın elçileri önünde, Kur’ân’a el basarak ve yemîn ederek imzalamıştı. Aynı şekilde, Osmanlı elçisinin hazır bulunacağı bir meclisde; Macar Kralı, Sırp Despotu ve Yanoş da, bu andlaşmayı and içerek imzalayacaklardı. Kral ve Despot, bu vazîfeyi Segedin’de İncil’e el basarak yerine getirdiler. Lâkin, Yanoş, buna yanaşmadı ve yemin etmedi. Buna rağmen, Sultan Murâd, Sırbistan’ı Despot’a teslim etti(Ağustos 1444).

Sultan İkinci Murâd, Rûmeli cihetinde barışı temin ettiğine kâni olunca, Karamanoğlu mes’elesini halletmek için Anadolu’ya geçti. Manisa’dan Edirne’ye getirttiği Şehzâde Mehmed’i, burada “Kâim-makâm” olarak bıraktı. Bursa Yenişehiri’nde, Karamanoğlu İbrâhim Bey’in elçileriyle bir andlaşma(sevgendnâme) imzaladı. Buna göre; İbrâhim Bey, her yıl oğlunun kumandasındaki bir askerî birliği Osmanlı Devleti hizmetine gönderecek, Sultan Murâd da, 1438’de aldığı şehir ve kasabaları(Akşehir, Beyşehri, Okluk-Hisârı, Seydîşehir) Karamanoğlu’na iâde edecekti(Temmuz 1444).

Sultan Murâd Hân, batıda ve doğuda pürüz bırakmadığına inandıktan sonra, 1444 Ağustosunda, Mihalıç(Karacabey)’da, beyleri ve askeri önünde, Osmanlı Tahtı’nı oğlu Mehmed’e bırakarak, târihî bir davranışta bulundu. Şehzâde Alâeddin’in vakitsiz ölümü ile hayatta kalan tek oğlu Mehmed’in, Dünyâ gözü ile mürüvvetini görmek, onun hükümdârlığını kenardan seyretmek gibi, ulvî babalık duyguları, Sultan Murâd’ı bu nedret karâra yöneltmiş olmalıdır. Taht’a çıktığı andan beri, gerek Rûmeli’nde, gerekse Anadolu’da dâimî bir mücâdele içinde bulunuşu, son zamanlardaki Hünyâdi Yanoş damgalı iç burkan hezîmetler ve nihâyet akıncı bey ve askerlerinin Sultan nezdindeki puan kayıpları, bu saltanat ferâgatinin diğer sebepleri olsa gerektir…

 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -