Ana Sayfa 1998-2012 Bon pour I’Orient

Bon pour I’Orient

Bu Fransızca sözcüğü ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum. Ancak, “Doğu için iyidir/yeterlidir”, hattâ “…çoktur bile…” anlamına gelen bu sözcüğü duyduğumda çok kızdığımı belki de ağzımı bozduğumu-hatırlar gibiyim, Demek ki 1940-1950 arası olmalı, Yani ham-yavan Türkçülük zamanım; Türkçülük’ten Söv-Vur-Kır anladığım zaman. Anlattığımı sanıyorum: Bana Türkçülük ülküsünü aşılayan müteveffa sınıf arkadaşım Ayhan Açıkalın, Hasan Ferit Cansever’in yeğeni bir başka sınıf arkadaşımız Mehmet Dinler’in aracılığı ile üstat Reha Oğuz Türkkan ile konuşmuştu. Konuşma sonucu bizim için biraz hüsran olmuştu. Biz nedense Reha Oğuz Türkkan’ı iri yarı biri sanıyorduk, kimbilir belki okuduğumuz Çocuk Sesi veya Afacan (yoksa “Yavru Türk” mü?) dergisindeki Baytekin gibi. Ayhan Açıkalın onu çelimsiz bulmuştu. Bir de Reha Oğuz Türkkan konuşmanın sonunda ne demiş biliyor musunuz? “… Derslerinizi çalışınız!…” Biz, “… Vurduğunuzu devirin’…” diye bir tavsiye beklerken idolumuz olan Türkkan, mealen “…kitapları devirin…” diyor. Tembel değiliz ama şu “…derslerinizi çalışınız!…” nasihatini duymaktan da bıkmışız zaten…

- Reklam -

Yukarki satırları biraz da şunun için yazdım. O zamanın Türkçü geçinen gençleri olarak Türkçülükten anladığımız Söv-Vur-Kır’dan ibaret. Bize bir hedef veya bir “Öteki” gösterilecek, biz de onun hakkından geleceğiz. O zamanlar hedef komünizm ve komünistler. Aslında komünizm’in ne olduğunu bilmiyoruz. Allahsızmışlar, nikâh filân tanımazlarmış. En önemlisi de (gerçekten de öyle) Moskof gâvurunun Türk ve Türkiye düşmanı olması. Diyeceğim şu. Söv-Vur-Kır’a dönük “Öteki” var. Ama “Türkiye’yi muasır medeniyet seviyesine çıkaracak” doğru dürüst ve hamaset edebiyatsız bir Türkçü program yok1. Zaten türkçüler hâlâ okuma-özürlü kesimden2…

Evet, “Bon pour I’ Orient” tümcesini duyduğumda çok kızdım. Ama o zamanlar gençtim. Yabancı dil dağarcığım zavallı ve – filmler başlamadan gösterilen dünya haberleri hariç – Avrupa’yı da görmemiş durumdayım. Fiilen gördüğüm ilk yabancı yapımı kent 1950’de yedek subay olarak gördüğüm Kars, geniş ve birbirine paralel yollar ve – bize geçtikten sonra canına okunmuş olmakla beraber – muntazam kâgir binalar. Bu düz yollar, paralellik, hiza, eşit açılar gibi muntazam geometrilik beni etkiler. Biraz da bu, Peyami Safa’nın “Türk İnkılâbına Bakışlar” adlı kitabındaki, Eski Yunan’a mâl ettiği “Yunan hendesesi” sözünü benim, o zamanlar yanlış yorumlamamdan kaynaklanıyor. Kitapta o sözle “matematik zihniyeti” kasdetmiş, ben ise onu düpedüz geometrik şekil gibi algılamıştım. Daha sonra yine de, doğru çizgi çizmekle doğru düşünme arasında sanki bir bağlantı varmış gibi geldi bana. Doğu’da paralellik / hiza fikri olmadığına kesin inanıyorum. İnanmayan yollara, evindeki elektrik düğmelerine, borulara vs. baksın.

Acaba gerçekten Doğu’da her şey Batı’dan geri mi idi? Yani, Batı’nın “… Bu kadarı Doğu’ya yeter de artar bile…” mantığı doğru mu idi? İlk söyleyeceğim şu: Eğer bu “Bon pour I’ Orient” tümcesini ilk işittiğimde Batı’ya sövdümse beni bağışlasınlar. Hem ayıp etmişim hem de yanılmışım. Anladınız tabii, Batı haklı demek istiyorum. Altmış yıl önce hata etmişim, gençlik, bilgisizlik, görgüsüzlük… Evet Orient, Oksident’ten geridir3. Adam başına dolardan adam başına kitap, tuvalet, temizlik malzemesine, adam başına sarf edilen “lütfen” sözcüğüne, adam başına aklı kullanmak yeteneğine kadar, saymakla bitmez… Ve asla şu hususu birbirine karıştırmamak gerek: Batı ve Batılı. Batı, bir düşünce / zihniyet sistemini temsil eder. Batılı ise çok zaman hasbel kader Batı zihniyetinin doğduğu coğrafyada doğmuş veya o coğrafyaya nisbet edilen kişidir. Batı zihniyetinin / fikriyatının / düşününün ayırt edici özelliği onun rasyonalist / akılcı / usçu olmasıdır. Ve Us’un daima pozitif bilimleri referans alarak çalışmasıdır. Batı zihniyetinde “ duygu”, -Doğu’dakinin tersine- “Us”un kontrolundadır. Kişilere ve olaylara bilimsel açıdan bakmak ile ideolojik açıdan bakmak farklı ve birbirine zıt sonuçlar verebilir. Voltaire’in saat, mücevher taciri olması ve Türk düşmanlığı ayrı şey, onun dev bir mütefekkir olması ayrı şeydir. Darwin’in Türkler için söyledikleri onun teorisinin değerini düşürmez. XVIII. yy. ortalarında eski Türkler hakkında ilk eseri yazan Deguignes’ye göre Türkler “zalim ve acımasızdır”. Türkçü atalarımıza, bu meyanda Ziya Gökalp’in mefkûresinde katkısı olan Leon Cahun da Türkleri akıllı saymaz. Cahun’un en büyük hizmetlerinden birisi Türk entelekyasının gözlerini Orta Asya’ya çevirtmiş olmasıdır, ki hâlâ değerini korumaktadır, ara sıra Türkiyeli türü çatlak sesler çıksa da… Yani, Batı ve Batılıyı ele alırken sapla samanı ayırt etmeliyiz, diyorum4. Her Batılı denen Batı zihniyetini temsil etmez. Onun için Batılı melek, Batı cennettir demek değildir. Batı dünya üzerindedir, Batılı da insandır!

Türkiye’de Batı lehine söz etmek tehlikelidir. Hemen dört taraftan ateş hattına girilmiş olunur. “Kâfir”, “gâvur”, “hain”, “satılmış”, “komprador”, “işbirlikçi”, “Batı uşağı” gibisinden başlayıp galizleşerek sürer gider nitelendirme, hatta fikri linçten fiilîsine dek… Hangi yazar küfür ve hakaret salçasını bol kullanırsa belirli bir kamu oyundan o kadar puan toplar. Gâvur’un icat ettiği bilgisayar başında onun programı ile, yine fikirlerine (?) yüzde yüz gâvurları referanslar göstererek yazı yazanlar Batı’yı topa tutarlar. Hep söylerim, Doğu’dan Batı’yı çıkarsanız geriye önü incir yaprağı örtülü bir mağara adamı kalır5. Türkçe’nin gramer kurallarını çıkaran bir Türk değildir. Orhun yazıtlarını okuyan da, Türk tarihini, Osmanlı tarihini yazanlar da, Türk’e sen “Türk’sün!” diyenler de Batı kafalarıdır6.

Biz Türkçüler özellikle Batı’ya çok şey borçluyuz. Malûm, Türkçülük, Milliyetçilik’in bir koludur; Milliyetçilik’in Türkçü yorumudur. Milliyetçilik ve onun yan ürünü Ulus-Devlet, Fransız İhtilâli’nin meyvasıdır. Yukarda da değindim, Türk’e “….sen Türk’sün!..” diyen Batılı bilim adamları ve onları izleyerek de Batılı kişilerdir.7 Osmanlı atalarımız Türk’ü hor görmüşlerdir, Türkçe resmî dil olduğu hâlde… “Etrak-ı bi idrak” ve “Ağbiya-i Türk”8 gibi deyimler Osmanlı atalarımızındır. İşte böyle hor görülen Türk’e “… Sen, ulu, köklü ve uygar bir ulusun mensubusun!..” diyen ve ciddî eserler yazan ve XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra Türk’e moral ve kişilik veren ve özellikle erken Cumhuriyet’te Türk Üst Kimliği’nin oluşmasına -ki hâlâ en büyük varlığımızdır- katkıda bulunanlar Batılılardır. Bizim Batı’yı, hâlâ haçlı ordusu gibi görmemiz ne kadar yanlış ise Batı’nın da bizi Viyana kapılarındaki Osmanlı gibi görmesi o kadar yanlıştır. Her iki taraf, ama özellikle biz kolektif hafızamızdaki bu notu kaldırmalıyız.

Şimdi, Taner Timur’un “Osmanlı Kimliği” adlı değerli kitabından, 210. sayfadan bir alıntı yapacağım:” “… Şarkiyatçılar doğulu ülkelerin uygarlıklarını, kültürlerini ve kültürü oluşturan bütün unsurları konu edindiler. Daha önceki dönemin seyyahlarına nispetle çok daha ciddi yöntemlerle bu ülkelerin dillerini, dünya görüşlerini, dinlerini ve kanunlarını incelediler. Ayrıca bu kültürlere temel teşkil eden klasik eserleri de dillerine çevirdiler ve yorumladılar. Bu konularda orijinal elyazmaları koleksiyonu yaparak, kataloglar düzenleyerek, araştırma dernekleri kurarak ve nihayet uzmanlaşmış yayın organları çıkararak Doğulu ülkeler konusunda en güvenilir bilgi merkezleri hâline geldiler…”

- Reklam -

Bakın efendim, bizde ne yapılıyor biliyor musunuz? Bunların içinden yüzde yüz bilimsel gayenin dışına çıkanlar cımbızla ayıklanarak “… bu Oryantalistler, İslâm düşmanıdır, Türk düşmanıdır…” gibi damgalarla kötüleniyorlar. Keşke bizden de Oksidentalistler çıksaydı da aynı şeyler! Batı’da yapsalardı. Meselâ Türk arkeologlar Batı’nın arkeolojik eserlerini; tarihçiler Latince el yazmalarını; etnoğraflar el eserlerini, giysileri kaçırıp da bizim müzelerimize taşısalardı. Onlar da bize “…İyi ki kaçırdınız, yoksa biz onların kıymetini bilmez, tahrip ederdik…” deselerdi. Keşke Batılılar da Türk seyyahlarının seyyahatnamelerini referans österebilselerdi. Keşke ansiklopediler Türk âlim, kâşif, bilim adamı, filozof, politikacı vs. ile dolu olsaydı. Keşke herkes dillerine girip kirleten (!?) Türkçe sözcüklerden şikâyet etseydi. Keşke Amerikalılar gençlerinin dillerine doladıkları “…Esen Kall..” sözüne bozulsalardı ve Amerikan aydınları “…Şu lânet olası Türkçe Amerikancayı istilâ ediyor!…” diye yakınsalardı. Bir “Türk Kültür Emperyalizmi” söz konusu olsaydı. Keşke şu anda binlerce derece ısıya dayanıklı Türk “T.C. Tübitak/Tonyukuk 88” adlı uydu, güneşin etrafında dolanıp bilimsel veriler toplasaydı. Keşke şu anda Satürn çevresinde dolaşan ABD/NASA yapımı “Cassini” uzay aracından önce “Pirî Reis 10” uzay aracı orada olsaydı. Keşke geçenlerde Tempel 1 kuyruklu yıldızına çarptırılan roket ayyıldız amblemini ve “T.C. Tübitak Cahit Arf 88”9 adını taşısaydı. Keşke’ler neden olmadı? Yanıtını Prof. Taner Timur’dan yaptığım alıntıda vermiş bulunuyorum. Beni yönlendirecek atasözü türü hususları bir yere yazar ve ara sıra da bakarım. Bunlardan bir tanesi Almancadır ve Türkçesi “… pek çok dahiyane sayılan icat veya keşfin gerisinde sadece çok zaman mozaik çalışması türü bir çaba vardır…” mealindedir.

Ne mi demek istiyorum? “Öteki”ler “Türkçü”yü şöyle tanımlasınlar demek istiyorum: Uygarlık ve teknoloji çıtasını yükselten öncü ulus Türkler uygarlık ve teknolojide o kadar ileri ki neredeyse Batılı’ya belge verirken “Bon pour I” Occident” diyecekler… Bu hedef gerçekleşemeyecek bir hedef değildir. Türkiye, kökleri XIX. yüzyıl ikinci yarısında olan ve özellikle 1923-1950 arasındaki hamlesi ile büyük atılım gerçekleştirmiştir, ta ki 1950’den itibaren yeşeren irtica özentilerine kadar. Şimdi artık irtica özentisi bir tehlikedir. Gelişme/İlerleme ancak özgür düşünce ile mümkündür.10 İlk tohumları Kur’an kursları ile atılan skolastik sistem ise özgür düşüncenin can düşmanıdır. Türkçülük ülküsünün düşmanıdır. Türk Üst Kimliği yerine İslâm (ümmet) üst kimliğinin oluşturulmasıdır. Bu bakımdan biz Türkçüler önce kafamızdaki ham ve yavan “öteki” düşmanlığından sıyrılıp kafamızın içine zaten şu veya bu ölçüde var olan ve tekrar yerleştirilmeğe çalışılan özgür düşünce düşmanlığından kurtulmalı; Atatürk’ün Cumhuriyet Aydınlığı’na tekrar kavuşmalı ve bu amaç için bıkmadan usanmadan çaba harcamalıyız. Ben, Lâik Cumhuriyet Aydınlığı’na sırt çeviren bir Türk ve Türkçü düşünemiyorum. Ve, evet belki 65 yıl önce Reha Oğuz Türkkan’ın sınıf ve ideal arkadaşım müteveffa Ayhan Açıkalın’a söylediği “… Derslerinizi çalışınız!…” sözünü ben de, ileri uygarlık ve teknoloji düzeyine taşıma bağlamında “… Derslerimize çalışalım!…” diye tekrarlıyorum11. İşte o zaman, yani Batılı gibi ama ondan daha çok çalışırsak, kimse küçümseyerek bize “Bon pour P’Orient” diyemez, ama biz icabında Batı’yı küçümseyerek “Bon pour I’ Occident” diyebiliriz. Yani – Yeni moda deyimle- birincisi “out” ikincisi “in” demektir!12 Bu hiç de o kadar zor değil. Biz de, Japonlar da XIX. yüzyıl ortasında start aldık. Onlar çoktan ipi göğüsledi, çünkü derslerini iyi çalışmak alışkanlığı ve akıllılığı var onlarda… Onlar Meiji Aydınlığı’nı sürdürdü, bizde ise Lâik Cumhuriyet Aydınlığı 1950’den beri skolastik zihniyet, yani özgür düşünceye kapalı dogmatik medrese zihniyeti ile aşındırıldı ve artık günümüzde yok edilmeğe çalışılıyor.13

DİPNOTLARI

1- Meselâ önemli olan bir ekonomik program yok. Olsa da ekonomi ilmi ile bağlantılı olmayan bir sanal program var, hâlen olduğu gibi, yapmalı-etmeli ve yaptırırım-ettiririm ifadeli.

2- Gözüme çarptı. Antalya’da çalışan Ruslar bir araya gelerek beş yıl önce bir Rus okulu kurmuşlar ve bu ders yılında 50 öğrencisi varmış (Tercüman 02.09.2005)

- Reklam -

3- “Osmanlı’da Bir İngiliz Gelin” adlı roman / anı türü kitabın 48. sayfasından bir alıntı. Mekân yüz yıl önceki İstanbul-Paris seferini yapan Orient Express”… Birkaç vagon ilerde vagon restoranın ayrı çay salonu vardı, burası gece de bar ve oyun salonu olarak kullanılıyormuş. Eğer sessizlik istenirse daha ilerde güzel kitaplarla dolu bir okuma salonu varmış.”

4- Batı’da Türkleri yeren eserler kadar övenler de vardır. Veya hem yeren hem de öven eserler. Batı bu objektifliği ve centilmenliği gösterdiğine göre bizim de aynı dürüstlüğü onlara göstermemiz etik, erdemli bir harekettir. Ben bu yolu seçenlerdenim. Yiğidin hakkını vermek erdemliliktir…

5- Yirmi ciltlik bir Türkçe ansiklopedi setinden Batı ve Batı ürünü maddî-manevî maddeleri çıkarın, bakın, geriye ne kalıyor.

6- Utanılacak bir not. Yıllar önce okudumdu, hep tekrarlarım. İtalyan avcılar Antalya yöresindeki avlanacakları tepelerin adlarını köylülere sormuşlar. Köylüler, tepelerin de adı mı olurmuş gibilerden bakmışlar. İtalyanlar, adsız coğrafya ve vatan toprağı olur mu, diye tepelere İtalyanca adlar koymuşlar. Evet, adsız, kimliksiz vatan topraklarımız…

7- Çin’i öğrenmek için Çin kaynaklarını Çin’de incelerken Türk’ü de keşfeden cizvit papazlarıdır. Bilmem bugün bizde Çin kaynaklarını orijinalinden inceleyen Türk Sinolog var mı? Diyeceksiniz ki, Osmanlı arşivleri tarandı mı ki?

8- “Türk kafasızları” anlamına gelen bu tümce Köprülüzade’ye ait. Aynı müellif Araplar için de “Eclaf-ı Arab” (Arap rezilleri) tümcesini kullanmış (Taner Timur’un kitabından). Ancak, Osmanlı’nın, az yontulmuş ve kolay yola getirilemeyen konar-göçer Türkmen için kullandığı bu aşağılamayı mesele yapmamak gerek. Benim çocukluğumda da henüz göç almamış 800 bin nüfuslu İstanbul’da İstanbul halkı, Anadolu halkı için benzer aşağılayıcı deyimler kullanırdı, tekrarlamak istemem. İstanbul göç aldıktan sonra kullanılan “lahmacun kültürü”, “kara lahana kültürü”, “çiğ köfte kültürü” ve bugün kullanılan “gecekondu kültürü”, “varoş kültürü” de kendi mantığı içinde hem doğru hem de aşağılayıcıdır.

9- Bilindiği gibi, matematikçi Ord. Prof. Dr. Cahit Arf bilim dünyasına “Arf değişmezi”, “Arf halkaları”, ve “Arf kapanışları” gibi katkılarda bulunmuştur.

10- Malûm, İmam Gazalî ile İslâm felsefesi durmuştur. Çünkü felsefe ancak özgür, kuşkucu, sorgulayıcı düşünce ile mümkündür. Doğmaların olduğu yerde özgür düşünce olmaz. O bakımdan İslâm Felsefesi sözcüğü de anlamsızdır. Hem dogmatik İslâm hem de kuşkucu sorgulayıcı felsefe bir arada olmamalı.

11- Orkun dergisinin çerçevesine sığar mı bilmiyorum ama şunu da eklemek isterim. Ben âleme talkın vermek niyetinde değilim. Bakın efendim, ben 79 yaşındayım ve hâlâ sağlığım el verdikçe okuyor, inceliyor ve not alıyorum. Yani 79 yaşıma rağmen hâlâ çalışıyorum, tıpkı benden yedi yaş büyük Reha Oğuz Türkkan gibi… Neden mi? Çünkü “Bon pour I’Orient”in ağırlığını atmak ve Lâik Cumhuriyet Aydınlığı’nı tekrar canlandırabilmek için…

12- Son zamanlarda kullanılan bu “in-out” ile Türkçe katlediliyor mu yoksa Türkçe böylece zenginleşti mi, aklım takıldı.

13- AKP’nin A’dan Z’ye ne kadar ilkel düşündüğü hergün biraz daha su yüzüne çıkmaktadır. Referansı Orta Çağ çöl ümmeti olan bir cemaatten zaten fazla birşey beklenemez. İlerlemenin önemli bir şartı da cemaat’ten (Gemeinschaft) cemiyet’e (Gesellschaft) geçmektir.

Not: Ben, Allah’a “Hz. Allah” demeyip herkes gibi alışkanlık sonucu sadece “Allah’ ama Türkçe “Tanrı” dediğim için hiçbir peygambere de “Hz.” sıfatını eklemem. Bu bakımdan geçen sayıdaki “Hiyanet” adlı yazımdaki “Hz.” ekleri Orkun redaksiyonuna aittir.

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -