Ana Sayfa 1998-2012 BÖLÜCÜ KÜRTLER NİHAYET AÇILDILAR

BÖLÜCÜ KÜRTLER NİHAYET AÇILDILAR

- Reklam -

Yıllardır üzerine basa basa söylediklerimizi sonunda bölücü Kürtlerin temsilcileri açıklamaya başladılar. Artık anayasada etnik bir kimliğe vurgu yapılmaması, kültürel özerkliklerin artırılması, ilkokul ve liselerde Kürtçenin resmen okutulması, bölgesel yönetimlere geçilerek, bunların yetkilerinin artırılması gibi isteklerini, bir timsah masumluğu içinde, insan hakları, demokrasi söylemleriyle süsleyerek, Türkiye Cumhuriyeti kamuoyuna sunuyorlar. Bir taraftan da terörist hareketlerle, 25 yıldır yaptıkları üzere halkı bezdirerek ve propaganda ile bir oldu-bittinin peşindeler.

Bölücü Kürtler ve Türklerin arasındaki bazı ahmakların ençok dillendirdikleri söz; kan akmasın, analar ağlamasın. Bu milletin anası 5000 senedir ağlıyor. 25 yıl daha ağlasa, ne yazar! Millet ve devlet bütünlüğümüz için ne savaşlar, ne göçler, ne kırgınlar başımıza geldi. Hepsiyle kavrulduk, piştik. Ama yeniden dimdik ve güçlü bir şekilde ayağa kalkmasını da bildik. Yine biliriz inşallah!

Kürt bölücüğüne karşı rahmetli Nihal Atsız Beg, 1960 ve 1970’li yıllardaki yazılarında dikkat çekerken, herkes ırkçı, faşist, bölücü diye onu suçluyordu. Hatta bu yüzden hapse bile atıldı. Devletin kuyusunu kazanlara kimse bir şey demedi. Bugün o zamanki gafil ve hainlerin yanlış politikalarının ve tedbir almayışlarının cezasını çekmekteyiz. Bunlar bilinen şeylerdi. Tıpkı belirli bir müddet sonra başımıza Alevi-Sünni belasının da musallat edileceği gibi. Şimdiden bunun da zeminleri hazırlanıyor. Ama her ne hikmetse kimse kafasını kumdan çıkarmak istemiyor. Kürtçülerin başı küçükken ezilmeliydi. Şimdi bölücü Kürt grupları bu kadar palazlanmaz, kendilerinde yüce Türk Devleti’ne karşı cesaret bulamazlardı. Artık açıktan açığa, siz isteseniz de istemesiniz de biz ayrılacağız diyorlar.

- Reklam -

Günümüzde bazı idareciler de tıpkı 30-40 yıl önceki aymaz yöneticiler gibi konuşuyorlar. Onlara göre ülkenin bölünmesi gibi bir tehlike yok. Bunu dillendirenler delidir. Devletimize karşı böyle güvensiz olunmamalı vs. Ama bu gidişatın sonu yazılarımızda defalarca belirttiğimiz üzere felaket. Bu durumdan Kürtler de zarar görecek, Türkler de. En azından millet sayın Başbakan’ımızdan, Davos’ta sergilediği duruşu bekliyor. İsrail Cumhurba şkanı’na dediği gibi, bölücü Kürt önderlerine de “one minute” demelidir.

Hiçbir Türk atalarının kanıyla, canıyla kurduğu millî devletin bölünmesine, adının, bayrağının ve marşının değişmesine razı olmayacaktır. Birtakım yetkililer yok böyle bir şey deseler de, gidişat o yöne doğrudur. Devletimizi yönetenler ve ordumuzun başındakiler bu işe kayıtsız kalsalar da, -ki biz bunu aklımızın ucundan bile geçirmek istemiyoruz- Türk milleti hiçbir zaman ülkesinin bölünmesi noktasındaki bir oldu-bittiye yanaşmayacaktır. Bugün bölücü, hain Kürtlerin sokaklarda Türk askerine, polisine saldırması ve onların canına kastetmesinden, bölgeye değişik yerlerden giden kamu görevlilerinin çalışmasına fırsat vermemesinden bıkanlar, bölücü Kürtlerin her istediğini kabul ederek, onları susturacaklarını sanıyorlarsa yanılıyorlar. Ya, Allah korusun, Türkler devletlerinin parçalanacağı endişesine kapılarak, onu korumak gayesiyle sokaklara çıkar, bölücü Kürtlerle çatışmaya başlarsa, o zaman ne yapacaksınız? Millet ayağa kalktığında hangi güç onun önünde durabilir: Asker mi, polis mi? O vakit de; neredeyse Türkiye’de ikinci sınıf vatandaş vaziyetine düşmüş olan, bu ülkenin kurucusu Türklere biraz haklar verelim mi denecek? Bütün bunlar ileride olabilecek şeyler. Eğer herkes tedbir ve aklını başına almazsa!

Yukarıda da söylediğimiz üzere, bölücü Kürtler anayasanın değişmesini ve burada hiçbir etnik kimliğe atıf yapılmamasını istiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti anayasasındaki etnik kimlik hiç şüphesiz Türk’tür. Bu topraklar bin yıldan fazla bir zamandır Türk yurdudur. Mustafa Kemal’in dediği gibi; “bu ülke geçmişte Türk’tü, şimdi Türk ve ebediyen Türk kalacaktır”. Türkler burayı vatan yapmak için Yedi Düvel ile savaştılar. I. Dünya Harbi’nin ardından, Atatürk’ün öncülüğünde Türk milli devleti, tarihte ikinci defa Türk adıyla anılan, Türkiye Cumhuriyeti doğdu. Bunun için çok büyük bir bedel ödendi ve halâ da ödeniyor. Dolayısıyla bu devletin ismini değiştirtmemek, kurucu millet Türk’ün adını ortadan kaldırtmamak ve anayasadan çıkartmamak için de bir bedel ödenmesi gerekiyorsa, Türk milleti hiç şüphesiz bunu yapar. Bakmayın şimdi milletin topluca sesini yükseltmediğine! Nasıl olsa devletimiz var gereğini yapar, diyor. Bugünlerde açlıkla, yoklukla ıslah edilmeye çalışılan Türk milleti için sanmayın her şey karnını doyurmaktan ibarettir. Vatanın elden gideceği anlaşıldığı vakit onun gözüne hiçbir şey görünmez. Bundan 87 yıl önce yaptığı gibi, yine ülkesini işgal etmek ve bölmek isteyenlere cezasını verir. Bizimle birlikte yaşamaktan yana olmayanlar cehennemin dibine gitsin, der!

Baklayı ağzından artık çıkaran bölücü Kürt önderleri kültürel özerklik ve haklar adı altında, ayrı bir şekilde giyinmenin, ibadet etmenin, okuyup-yazmanın, devletten aldıkları paralarla kendi televizyon ve radyolarını kurup, yerel dillerle yayın gerçekleştirmenin peşindeler. Düşünün, bir ülkede her etnik grup aynı şeyi yapmaya kalkarsa ne olur? Dünyadaki bütün devletler tek bir dil etrafında birleşip, anlaşmanın yollarını ararken, bizdeki bölücüler ve dışarıdaki yandaşları kültürel özerklik ve zenginlik diyerek, ayrışmayı istiyorlar. Bu ülkede sadece Kürtler mi var? Çerkez, Abaza, Gürcü, Arnavut, Boşnak, Ermeni, Rum, Arap vs. hepsi kendi okullarında okumak, kendi dillerini konuşmak, kendi mahkemelerini kurmak sevdasına düşerlerse nasıl anlayış ortamı gelişecek? Bakın herkesin örnek aldığı Fransız anayasasında ne deniyor: “Fransa, bölünmez, laik, demokratik ve sosyal bir cumhuriyettir. Toprak bütünlüğüne zarar verecek hiçbir değişiklik yöntemi savunulamaz ya da ileri sürülemez. Cumhuriyet’in dili Fransızcadır”. Bırakın şimdi bu kültürel özerklik masallarını, sizin tek dileğiniz var, o da; Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmek ve ayrılmak. Millet sizin sahte demokrasi söylemlerinize inanıyor mu sanıyorsunuz? Bölücü Kürtlerin niyetinin ne olduğunu herkes biliyor. Kimseyi kandıramazsınız.

- Reklam -

Bölgesel yönetimlere daha çok ayrıcalıklar ve kendi başlarına idare yetkilerinin verilmesi istenmektedir ki, bu da eyalet sistemi, biraz daha ötesi otonomi, daha da ilerisi bağımsızlıktan başka bir şey değildir. Zamanın da Yugoslavya da öyle yönetilmiyor muydu? Zaten yıllardır Türkiye ekonomisine doğru-dürüst bir katkı sağlamayan, Türkiye’nin diğer bölgelerindeki çalışanların vergileriyle yan gelip-yatanlar, devletin hazinesinden alacakları paralarla kendilerini idare edecekler, herhangi bir problemde siz karışmayın diyecekler, biraz kendilerini toparladıktan sonra da ayrılmak istediklerini söyleyecekler. Oh ne güzel! Dünyanın neresinde böyle bir şey var. Bölgenin kalkınmamışlık, işsizlik sorunu da yalan. Türkiye’nin Güney-doğu Anadolu bölgesinin illerinin çoğundan daha kötü durumda, İç Anadolu’da, Karadeniz’de, Doğu Anadolu’da yörelerimiz var. İnsanlar âdeta ekmeğini taştan çıkarıyorlar. Ama öbür tarafta, sadece devlet iş kursun, devlet karnımızı doyursun, üzerimizi giydirsin, biz düzinelerce çocuk yapıp, yan gelip yatalım anlayışı hâkim. Diyarbakır gibi Doğu’nun pek çok yerini görmüş birisi olarak, o bereketli toprakların neden işlenmeden durduğunu merak ediyoruz. Niçin insanlar evlerinin önüne bir ağaç dikmezler, anlamıyoruz! Sadece devletten teşvik alarak, insanlar karınlarını doyurur hâle gelmişler. Fabrikada, tarlada çalışmak yerine kaçakçılık, hırsızlık, kara para aklama yollarıyla kişilerin çoğu geçiniyor. Sen ülken, devletin, milletin için ne yapıyorsun ki, şimdi ondan bir şeyler istiyorsun. Yani bu fakirlik edebiyatı da palavra!

Bölücü Kürtler halkı öyle korkutmuşlar ki, devletin okulları çalışmıyor, vatandaşlar PKK’ya haraç vermeden işyerlerini açamıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçesinden para alarak ihtiyaçlarını karşılayan belediyeler terör yuvaları haline getirilmiş. Terörist hadiselerin birçoğu buralarda planlanmakta. Eğer devletin güvenlik güçleri ve savcıları ciddiyetle bunların üzerine gider, başlarını anında ezerse, terörün de sonu gelir. Halk huzura kavuşur. Bölücü Kürtler de geçim kaynaklarını yitirir. Kimse bu bölücülerin dostluk mesajlarına, ağlamaklı tavırlarına aldanmasın. Onlara dışarıdan, Türkiye’yi bölmek için emir verildi ve buna bağlı olarak vazifelerini yerine getiriyorlar.

Netice itibarıyla, Türkiye’de iyi şeyler yaşanmıyor. Birtakım insanlar Türkiye’yi karıştırmak için yabancı bazı ülkelerin maşası olmaya devam ediyor. Umarız devleti idare edenler bunları görür ve tedbirini alır. Yoksa Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında düştüğü hatalar misali, dışarıdan dayatma kanunlarla, dilleri serbest bırakmakla, ayrı mahkemeler ve okulların açılmasıyla bu ülke kurtulmaz. Üç-beş soysuzun hezeyanları ve satılmışlığı yüzünden koca bir ülke ve milletin kaderiyle oynanmasın!

 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -