Ana Sayfa 1998-2012 Bir Kurultayın (Şûra) Düşündürdükleri

Bir Kurultayın (Şûra) Düşündürdükleri

- Reklam -

29 Ekim ilelebet pâyıdar kalacak, dünya durdukça Ay Yıldızlı Bayrağımızda dalgalanacaktır. Cumhuriyetimizin 78’inci yıl dönümü idi, Sivas’ta, Sivas Kongresi’nin toplandığı salonu Aydınlar Ocağının vatanın bir çok yerinden gelen üyeleri ile ziyaret ettik. Salon küçük ama ihtişamlı, ihtişamlı olduğu kadar da büyüleyici idi. Benim için önemli olan, bir arayışın içine girmemdi. Acaba bu kongreye katılan Kerküklü oldu mu? Sıralar üzerine konulan resimler arasında gözüm aradı durdu. Kerkük’ten katılan yoktu. İnanılmaz bir hüzne kapıldım, tarifi mümkün olmayan bir haykırış geldi içimden: Katılan olsaydı acaba Kerkük bu hâle düşer miydi?

Kürsüye yürüdüm, bir yandan inanılmaz gurur bir yandan da burukluk duydum. Kürsünün iki tarafında asılı duran şanlı bayrağı okşadım. Gözlerim yaşarmıştı; dün yardımına gelmeyenler, bugün senden ve yüce Türk milletinden yardım istiyorlar. Affına sığınanlardan yardımını esirgeme ey mukaddes bayrağım. Bak, kürsüde yüce Atatürk ilk günkü gibi. Onun “Ahval ve şerait” uygun olduğu takdirde Türk toprakları Türk kalacaktır mealindeki sözleri şu an geçerlidir. Ulu Bayrağım, ver kendini Mehmetçiğin eline, aydınlat zalimlerin elinde tutsak kalan Kerkük’ü.

- Reklam -

Çok önemli konular Sivas Aydınlar Ocağı tarafından düzenlenen şûra ve panelde tartışıldı. Medenî hukuk değişikliği, dilin önemi, yeni nesle etkileri, Türk kimliği, yolsuzluk, terör, Türk dünyası ile ilişkiler Prof. Dr. Mustafa Erkal tarafından detaylı olarak, Alevî-Sünnî konusu sayın Yavuz Bülent Bakiler tarafından çok veciz bir şekilde anlatıldı. Hele ben Turancıyım sözleri, beni yıllar önceki Kerkük’e götürdü, Kerküklüye “Sen nesin?” diye sorulduğunda “Elhamdülillâh, men Türkem” denildiği günleri hatırladım. Ve Alevî-Sünnî ayırımı olmayan, akraba olan, evlenen, hattâ ve hattâ aynı camide namaz kılanların aralarına ne yazık ki ayrımcılık girmiştir. Değişik inançta olmaların a rağmen kopmaz bir bağ vardı aralarında. O da Türklük, Türk olma bağı. Dilerim asılları Türk olan kardeşlerimizde de Türklük şuuru uyanır, değişik emeller uğruna kullanıldıklarını anlarlar. Mevlânâ, Hacı Bektaş Velî, Yunus Emre yoluna girerler. Cem evlerinin bir ibadet yeri olmadığını, bir nevi toplanma, dertleşme yeri olduğunu idrak ederler.

Şûra toplantısında tarafımdan dile getirilen Siyasî Kuzey Irak ve Türkmen konusu, yazının da yazıldığı bugün itibarı ile çok önemli değişikliklere sahne olmaktadır. Şanlı ordumun, devletimin kararlı, yol gösterici Irak bütünlüğü içinde yaşayan halklar yaşamlarını demokratik, hukuka dayanan bir devlet içinde sürdürme istemi, ne yazık ki temenniden öteye gitmemiştir. Gelen haberlere bakılırsa, gelişmeler merhum Turgut Özal’ın Talabanî’ye yaptığı “Bağımsız demokratik Irak içinde bir bölge ve bu bölge içinde Türkmenlerin hakkının korunması” önerisi yönündedir. Talabanî’ye öneri yapıldığı zaman Siyasî Kuzey Irak sınırı çizilmiş, Güvenli Bölge içinde yani Kürtlerin hâkim olduğu topraklarda. Amma ve lâkin 2.5 milyon Türk hiç düşünülmemiştir. Haklarının korunması istenilen Türklerden kasıt acaba yalnız, Erbil’de kalanlar mı idi? Duruma bakılırsa Talafer’e, Kerkük’e hâkim olmayan Talabanî’ye bu tavsiye neden yapılsın? Yoksa Kürtleri belli topraklara hâkim kılanlar ve koruyanlar Kerkük’ü katma plânı mı kurmuşlardı? Son 10 yılda uygulanan politikalar sonucunda Türk varlığı ciddî yara almış, Erbil’deki Türkler bütün olumsuzluklara rağmen şanlı ordumun himayesinde korunmaya çalışılmış. Ya Kerkük? Toprağı elden gitmiş, genç nüfusu dağılmış, erimiş.

- Reklam -

Dışişleri ve hükûmetin işi zor. Bir an önce konu Büyük Millet Meclisi’ne getirilmeli, devlet politikası belirlenmelidir. Aksi takdirde çok vahim neticelerle karşı karşıya kalınabilinir. “SU” kaynaklarımızda gözü olan dostlarımızı unutmayalım.

Arşivlerimizi gözden geçirdiğimizde, Güneydoğumuzun tabiî bir uzantısı olan coğrafî Kuzey Irak’ın içinde bulunduğu istikrarsız (ve sunî olarak) ABD’nin ortaya çıkardığı, zamanın siyasî otoritesinin de göz yumduğu durumu, yine dış destekli PKK’nın Güneydoğumuzdaki caniyane faaliyetlerini bir gerçek kabul edip anavatanımızın yüksek millî menfaatleri doğrultusunda çözmek gerektiğini yazmış söylemiş olduğumuzu görüyoruz. Bundan 7-8 yıl önceleri için bu öneriler eğer uygulanmış olsaydı ve güvensiz bölgede kalan Türkler, güvenli bölge içine alınmış olsalardı:

1. Kürtler henüz alt yapılarını tamamlamamış, dış dünya ile bugünkü düzeyde olduğu kadar yakın ilişkide olmamış, Türkiye’de siyasal Kürtçülük mesafe almamış idi.

2. Türkmenler, yani Kerkük Türkleri daha dağılmamış, toprak ve nüfus kaybı bugünkü aşamaya gelmemişti.

3. Kerkük ve Türklerin meskûn olduğu bölgeler güvenli bölge içine alınmış olsaydı, denge sağlanır, okullar, devletimin “gözü kulağı” olarak Türk topraklarında bugünlerin hazırlayıcısı durumuna gelirdi. O zaman gereken yapılır ve başarı sağlanırdı. Şanlı Türk bayrağı Türk topraklarında dalgalanırdı.

Bütün bu konular ortada iken ABD’nin Irak’a kendi çıkarı için müdahale etme bahaneleri, zaten parçalanmış, belli sınırlara sıkıştırılmış, kuzeyi güneyi kontrolünden çıkmış bir devleti alenen bölmektir. Adına Kürdistan denilen kukla devlete zengin petrol yataklarını katarak adının ilânı, Türkiye’yi buna ortak etme plânları düşündürücüdür. Türkiye devleti bu oyuna gelmemeli. Onun için:

1. Türkmenleri bir bütün olarak kabul etmeli. Ne yazık ki TV’lerde her gün arz-ı endam edenler Kuzey Irak’ın hangi yerleri içine aldığını bilmeden ahkâm kesmektedirler, Türk varlığını hiçe sayarak, Saddam’ın egemenliği altında bulunan petrolden bahsetmektedirler. Tavsiye ederim, Kürtlerden giriş izni alırlarsa gitsinler gerçekleri görsünler.

2. Irak, Kuzey Irak (Siyasî ve coğrafî) en başta Türkmenler hakkındaki politika yeniden ve çok âcil olarak gözden geçirilmeli. TBMM’de görüşme açılmalı, devlet politikası Türk millî menfaatleri doğrultusunda belirlenmelidir. Aksi takdirde tehlike çanlarının çaldığı, atalarımızın her karış toprağında kanı, alın teri bulunan Türkiyemizin Güneydoğusunda da yarın hazırlıksız, tedbirsiz değişikliklerle karşı karşıya kalırız, Kerkük’ü kaybettiğimizi unutmayalım.

10 yıldan beri uygulanan politikanın eksik veya doğru olmadığını artık kabul etmek gerekir. Şöyle ki:

a. Irak’a uygulanan ambargo, nereden bakılırsa bakılsın ilk gününden itibaren delinmiş ve Türkiye bundan yararlanmamıştır.

Ambargodan etkilenmeyen Saddam’ın yerinde durması bunun kanıtıdır.

b. Muhalefet grubundan (ABD’nin paralı memurları) ABD istediği için yalnız Kürtler yararlanmış, gelişmeler onların lehine tecellî etmiştir. Mal ortada, göstermelik Irak muhalefeti acaba kime hizmet ediyor? Geçim kaynağı olabilir mi? Saddam ve rejimi hâlâ ayakta durduğuna göre, bunu da düşünmek lâzım.

c. Türkmenler bölünmüş, erimiş, yok olmaktadırlar. Uygulanan kimlik değişikliği, dünyanın her yerine dağılmaları neyi göstermektedir acaba?

Kanaatim ve düşüncem: Irak konusu Türkiye tarafından politik olarak çözülmeli. Askerî harekât Türklüğe fayda getirmez, sıkıntılar yaratır. ABD’nin siyasî Kuzey Irak’a (Kürtlerin silâhlarına el koydukları yerler) saldırısı, Türkiye’nin buna seyirci kalması, Kerkük ve zengin petrol bölgelerinin Kürtlere geçmesini sağlar. Bu da devletlerinin ilânı demektir. Türklerin merkezi olan Kerkük konusu Türklerin lehine çözüme kavuşturulduktan sonra gündeme gelen Türk-Kürt Federe bir oluşum düşünülebilinir. Yine gündemde olan siyasî Kuzey Irak’ın Türkiye’ye katılması, Güneydoğumuzu gündeme getirir. Buna asla yanaşmamak ve kabullenmemek gerek.
 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -