Ana Sayfa 1998-2012 Bir Asparagas Haber ve Kurt, Dağ Keçisi, Geyik Sembol ve Dam...

Bir Asparagas Haber ve Kurt, Dağ Keçisi, Geyik Sembol ve Dam…

- Reklam -

Bozkurt, bütün Türk dünyasında hem geçmişte, hem de bugün yaratılışın, türeyişin, önderliğin, liderliğin, bağımsızlığın ve özgürlüğün sembolü olarak kullanılmış ve kullanılmaktadır.

10-11-12-13 Şubat 2001 tarihleri arasında ulusal görsel ve yazılı basın yayın organlarında adım ve çalışmalarım kaynak gösterilerek Türk milletinin sembolününü kurt değil; dağ keçisi olduğu yönünde haberler çıktı. Söz konusu basın yayın organlarından bir kısmı bununla da kalmayıp “yıllardan beri Bozkurt’a karşı içlerinde besleyip büyüttükleri/biriktirdikleri kini, nefreti kusmaya ve asparagas haberlerini daha da seviyesizleştirmeye başladılar. Onlara göre ben “Türk milletinin sembolü kurt değil; dağ keçisidir” demişim. Önce şunu bütün açıklığıyla bildirmek isterim ki:

1) BOZKURT TÜRK DÜNYASININ TARİHÎ SEMBOLÜDÜR

- Reklam -

Bozkurt, bütün Türk dünyasında hem geçmişte, hem de bugün yaratılışın, türeyişin, önderliğin, liderliğin, bağımsızlığın ve özgürlüğün sembolü olarak kullanılmış ve kullanılmaktadır. Bu özelliklerinden dolayı tuğlarda, sancaklarda, bayraklarda da yer alan; Bugut, Suci, Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarının tepeliklerinde tasvir olunan; Yaratılış, Türeyiş, Şu, Bozkurt, Ergenekon destanlarına da konu olan “Bozkurt”, geçmişte olduğu gibi bugün de Türk dünyasını/Türk Sir Bodun’u birleştirici ve bütünleştirici rol oynamaktadır.

Adriyatik’ten Çin’e, İran’dan Turan’a kadar 12 yıldır gitmediğim, görmediğim, Türk kültür ve medeniyetiyle ilgili araştırma, inceleme yapmadığım az yer vardır. Bütün Türk illerinde Bozkurtu bilmeyen, onun kutsiyetine inanmayan tek bir Türk boyu gösterilemez. Çünkü “Bozkurt”, sınırları bir zamanlar gök kadar engin ülkelere (gündoğusundan gün batısına kadar) uzanan (Kök) Türk İmparatorluğu’nun ve Uluğ Türkistan’ın sembolüdür.

Bu bağlamda Bozkurt’un herhangi bir sembolle, armayla, damgayla mukayesesi söz konusu değildir. Biz de hiçbir yazımızda, hiçbir konuşmamızda böyle bir mukayese yapmış değiliz.

2) Gazetelere bahsi geçen dağ keçisi/teke damgasına gelince:

- Reklam -

DAĞKEÇİSİ, TANRININ YERYÜZÜNDEKİ TEMSİLCİSİ KAĞANI SİMGELER

Dağ keçisi/teke damgası, Türk dünyasının en eski ve ortak damgalarından biridir. Bu damga, yüceliği, e erişilmez yerlere erişilebilirliği, bağımsızlığı, özgürlüğü, kararlılığı, asaleti ve cesareti sembolize eden bir damgadır. Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olduğuna inanılan kağanı simgeler. Bu sebeple Doğu Türkistan’daki, Moğolistan’daki, Tuva’daki, Saka Eli’ndeki, Hakasya’daki, Kazakistan’daki, Kırgızistan’daki Saka, Hun, Avar, Köktürk, Uygur, Kırgız… dönemlerine ait kurganlarda, mezarlarda, dikili taşlarda, yazıtlarda, kayalarda, heykellerde, taşbabalarda kağanı temsilen veya kağana bağlılığı belirtmek için dağ keçisi damgasına/teke damgaya yer verilmiştir. Köl Tigin, Bilge Kağan, Çoyr, Karabalgasun, Deel-Uuul, Hotuuv-Us yazıtlarında; Koçho Tsaydam, Şivet-Ulaan, Töv Aymag, Bayan Ölgey ve Gobi Çölü’ndeki pekçok insan ve hayvan heykellerinde, taşbabalarda bulunan dağ keçisi/teke damgası, bu damganın eski Türk anıt ve yazıtlarında kağanı temsilen kullanılan ortak bir damga olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Gazete haberlerinde bazı politikacı, bilim adamı, araştırmacı ve sanatçıların Türk kültüründe dağ keçisinin hiçbir şekilde yer almadığı yönündeki beyanatlarını okuduğumda doğrusu çok şaşırdım. Bu beyanatların birinde üstelik benim resimlere yanlış bakıp yanlış yorumladığım belirtiliyor. Oysa ben resimler üzerinde değil, bizzat söz konusu eserler üzerinde yıllardır çalışıyorum. Geyikle dağ keçisini ayırt edebilecek hem zekâya hem de bilgiye sahibim. Saka, Hun ve Köktürk dönemine ait eserlerdeki dağ keçisi damgalarıyla geyik tasvirleri, biribirinden tamamen farklıdır. Bu konuda pekçok kitap da yayımlanmıştır. Üstelik bugün Moğolistan’daki, Hakasya’daki, Tuva’daki, Buryat’taki Türkler arasında dağ keçisi/teke kök çebiç hâlâ kutsal kabul edilmekte ve dağların tepelerine heykelleri dikilmektedir.

Altay Türkleri arasında, şamanın kötü ruhları kovmak için keçi kanıyla yıkanıp teke postuna girmesi; yeni doğan çocukların yiğit olmaları için beşiklerine, ölenlerin ise günahlarından arınması için mezarlarına dağ keçisi boynuzu konulması; Manas Destanı’nda (ata yurdunun kudsiyeti ve terk edilmemesi ifade edilirken Kara Han’ın Almambet’e söylediklerinde) geyikle dağ deçisinin /tekenin aynı oranda kutsal olduklarına işaret eden yer adlarının geçmesi; Er Töştük Destanı’nda Er Töştük ve eşinin kişiliklerinde bir kurt ve bir dağ keçisinden oluşan çiftin sahneye konulması; Irk Bitig’de dağ keçisiyle ilgili kehanetlerin sürekli hayra yorulması… konuyla ilgili herkesin malûmudur. Şecere-yi Terakime’de bahsi geçen ve 19. yüzyılın başlarına kadar birçok bölgede nüfuz sahibi olan Teke boyu Türk tarihinde ve günümüzde Türklüğün gurur abideleri Kara Keçililer, Ak Keçililer, Kızıl Keçililer, Sarı Keçililer, Teke Oğulları… ve bunlarla ilgili yüzlerce yer ve bölge adları, lakaplar, unvanlar… Daha niceleri niceleri…

Kısacası: Türk milletinin var olduğu, ulaştığı her yerde dağ keçisi damgasının izine rastlamak mümkündür. Bu damgayı, bu damganın yansıttığı, taşıdığı kültürü inkâr etmek: önce Köktürk ve Uygur dönemlerinin Avar, Hun ve Saka dönemleriyle ilgilerini; sonra da Altaylar’dan Kafkaslar’a, Kafkaslar’dan Anadolu’ya; Anadolu’dan da Avrupa’nın içlerine kadar uzanan Türk kültürü ve medeniyet zincirini/varlığını göz ardı etmek anlamına gelir. Hem bu damganın varlığını inkâr etmek, Türk kültür ve medeniyetine zarardan başka bir şey de getirmez. Zira damgalar, yaşayışın ve inanışın kristalize olmuş şekilleridir. Ait oldukları milletlerin kültür ve medeniyetini geçmişten hâle hâlden istikbâle taşırlar. Sakalar’ın, Hunlar’ın, Avarlar’ın, Köktürkler’in, Uygurlar’ın kültürel mirasını Farslar’a, Macarlar’a, Japonlar’a, Koreliler’e, Çinliler’e altın tabak içinde sunmanın hangi Türk’e, Türkologa faydası olacak?

Dağ keçisinin (dolayısıyla bu damganın) Türk mitolojisinde, Türk yaşayış ve inanışında/Türk kültür ve medeniyetinde apayrı bir yeri ve önemi vardır. Bu damganın anıtlara, yazıtlara, kayalara, paralara yansıyışının farkında ve bilincinde olmayanları, (bütün Türk illeri bir yana) yalnızca Moğolistan’da Kutsal Ötüken topraklarına, Bayat Ölgey’e, Nalayh’a…; Kırgızistan’da Ketmen Tepe’ye, Saymalı Taş’a…; Kafkaslar’da Azerbaycan’a (Gobustan(a)…; Türkiye’de Kars’a (Ardos’a, Camışlı’ya), Van’a (Yedisalkım’a), Erzurum’a (Karayazı’ya, Cunni’ye)… maddî medeniyet numunelerini/bilimsel gerçekleri görmeye davet ediyorum.

Ancak bütün bu belirttiğimiz özelliklerine rağmen dağ keçisini bozkurtun önüne geçirmek, Bozkurttan üstün saymak mümkün değildir. Zaten bizim de böyle bir iddiamız yoktur. Bozkurt bütün damgaların üstündedir; çünkü devleti sembolize etmektedir. Bozkurt’un Türk kültür ve medeniyeti içindeki yerini inkâr etmekse, hiç kimsenin haddine değildir.

3- BASIN YAYIN ORGANLARINA TEPKİ VE TEKZİP

Anadolu Ajansı vasıtasıyla basın yayın organlarına yapmış oldukları haberlerin yanlı, amaçlı ve asparagas olduğuna dair tekzip gönderdiğimde bunu yayınlama cesaretini bile gösteremediler ve üstelik de “Keçici Doçent Çark Etti” gibi son derece seviyesiz, kendilerine yakışır üslûpla haberler yayınladılar. Bir bilim adamı olmanın ötesinde şuurlu bir Türk çocuğu olarak yıllardır Türk milletinin ve devletinin adına ve şanına lâyık şekilde yurt içinde ve yurt dışında çalışmalar yaptım. Bu çalışmalarımın neticelerini önce ulusal ve uluslararası kongre, kurultay, sempozyum, panel ve konferanslarda bildiriler hâlinde sundum; sonra da yurt içinde ve yurtdışındaki çeşitli dergilerde (Orkun, Türk Yurdu, Türk Dili, Türk Dünyası, Türk Lehçeleri ve Edebiyatları, Türkologiya, Şark Meşali, Elm ve Heyat, Kardaş Edebiyatlar, Bilig, Doğu Türkistan’ın Sesi, Mina, Karçiçeği, Kaf Dağı, Türkiyat Araştırmaları… dergilerinde) yayınlattım. Araştırmalarım ve incelemelerim sırasında bütün endişem Türk milletine, Türk dünyasının birlik ve bütünlüğüne bilimsel alanda hizmet etmekten ibaretti.

Sığ, anlamsız tartışmalarla ülke gündemini alt üst etmek, hele hele kendi geçmişine, değer yargılarına dil uzatmak benim asla yapmayacağım şeydir. Basın yayın organlarında geçtiği gibi “Keçi, kurttan öncedir; keçi kurttan üstündür; Türkler’in simgesi kurt değil; keçidir” şeklindeki basit ifadeleri hiçbir şekilde kullanmadım ve kullanmam da!

Türk milletinin ortak değer yargılarını, seviyelerine uygun haberlerle (akılları sıra) hafife alanları, çalışmalarımı amacından saptırıp sunî gündem yaratanları, kendilerinde tekzip yayınlama erdem ve cesareti bulamayanları, fırsatı ganimet bilip kişilik haklarıma saldırıda bulunanları şiddetle kınıyor ve yazımı Bilge Kağan’ın bir sözüyle tamamlamak istiyorum:

KANGIM KAGANING SÜSİ BÖRİ TEG YAGISI KONY TEG ERMİŞ (Babam Kağanın askerleri kurt gibi, düşmanları koyun gibi imiş)…
 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -