Ana Sayfa 1998-2012 Batılılaşmak mı, Batıcılık mı?

Batılılaşmak mı, Batıcılık mı?

BATILILAŞMA kavramı ya da bir diğer ifadeyle modernleşme, Tanzimat’tan günümüze kadar sıkça tartışılmış, Türk siyasî hayatında gündemdeki yerini daima korumuştur. Bu yazının amacı, bugün AB’ye girme yolunda da sıkça gündeme getirilen Batılılaşmanın günümüzde, modernleşme anlamından sıyrılarak “tüm değerleri ile Batılılaşma/özünü kaybetme” şeklinde Batıcı bir tarzda anlam kazandığına işaret etmektir.

- Reklam -

Batılılaşma kavramı Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş yıllarında gündeme gelmiş ve İmparatorluğun nasıl kurtarılacağı sorusuna aranan bir cevap olarak su yüzüne çıkmıştır. Şöyle ki, imparatorluğun gerilemesindeki neden olarak Batı’nın bilim ve teknolojideki ilerlemesi ve Osmanlı’nın bu ilerlemenin gerisinde kaldığı düşünülmüştür. Bu sebeple Batılılaşma söylemlerinin altında, İmparatorluğu eski parlak günlerine getirme arzusu yatmaktadır. Batılılaşma girişimlerinin arkasında, bir teslimiyetçilik durumu söz konusu değil, aksine güçlü bir devlet olma özlemi yatmaktadır. Ancak bu durum yalnızca düşüncede kalmış, uygulamalarda ise çok farklı bir görüntü oluşmuştur. Özellikle, Tanzimat ve Islahat Fermanı gibi uygulamalar Avrupalıların Osmanlı’ya dayattıkları yaptırımlar olarak değerlendirilmelidi . Islahat Fermanı’nın günümüzde AB’ye uyum yasaları adı altındaki “Sevr’e dönüş yasaları” ile büyük bir benzerliği de söz konusudur. Osmanlı’yı Avrupalı sayma bahanesi ile hazırlanan (hazırlatılan) Islahat Fermanı ve yapılan tüm uygulamalar sonucunda Osmanlı yine de Avrupalı sayılmamıştır. Günümüzde de çıkartılan (çıkarttırılan) onca yasaya rağmen Türkiye’nin AB’ye alınmayacağı ortadadır. Gerçek şudur ki Avrupa ülkeleri, Türkleri daima dışlayan, soyutlayan bir politika izlemişler, her platformda Türklerin karşısında yer almışlardır. Ancak tüm bu bilinen tarihî gerçeklere rağmen günümüz devlet adamları ne yazık ki bu gerçekleri görmekten âcizdirler.

AB’ye girmek için Batılılaşmanın gerektiğini söyleyen çevreler aslında Batılılaşma ile Batıcılaşmayı karıştırmaktadırlar. Bu çevrelerin söylediği, Batı’nın bilim, teknoloji gibi gelişmelerini takip edip, tüm bu gelişmeleri medeniyetin ortak bir ürünü olarak kabul edip almaktan çok farklıdır. Bu çevrelere göre, Batılı gibi olunmalıdır! Yani Batı ülkelerinin insanları gibi giyinmeli, oturmalı, kalkmalı, düşünmeli kısacası tüm hayatımız Batılı tarzda olmalıdır. İşte bu durum, Türk Milleti için büyük bir tehlikedir. Bu tehlike, ne yazık ki Türk kamuoyunda da görülememektedir. Aksine, tehlikenin daha da büyümesi hızlandırılmakta, bu konudaki girişimler desteklenmektedir. Güdümlü medya, Batıcı siyasetçiler ve sözde aydınlar (=şeytan üçgeni) el ele kol kola verip, her şeyi toz pembe göstermekte ve birbirlerini desteklemektedirler. Bu destek öyle bir aşamaya ulaşmıştır ki, Türk Milleti’nin bağımsızlık savaşının önderi Mustafa Kemal ATATÜRK dahi Batıcı olarak gösterilebilmektedir. Atatürk’ün de hedefinin AB olduğu, Batılı yaşam tarzı olduğu söylenmektedir. Bu söylemler tamamı ile gerçeklere aykırıdır. Çünkü, büyük Türk Milliyetçisi Atatürk’ün Batıcı olması gibi bir durum söz konusu değildir. Atatürk, anti-batıcı, anti-kapitalist ve anti-emperyalist bir Türkçü’dür. Söylemlerinde hiçbir zaman Batılı olmayı kullanmamış daima muasır medeniyet seviyesini yakalamaktan söz etmiştir. Atatürk, günümüzde bu çevrelerin (güdümlü medya/batıcı siyasetçi/sözde aydın) yaptığı gibi Avrupa’yı tüm sorunlar karşısında kurtarıcı gören, Türk olmaktan duyduğu rahatsızlıktan ötürü diğer milletleri kendisinden üstün gören, her alanda onlara benzemeye çalışan, bu doğrultuda da millî onurunu ayaklar altına alan bir kişi olmamıştır. Atatürk, ortak medeniyetin tüm unsurlarının Türk Milleti’nde de bulunmasını isteyen ve bu doğrultuda da inkılâplar gerçekleştiren bir Türk devrimcisidir. Ama bir taklitçi, teslimiyetçi değildir ve hiçbir zaman olmamıştır. Özetleyecek olursak, Batılılaşma kavramı daha çok modernleşmeyi, bu doğrultuda ortak medeniyetin bilim ve teknik alanındaki tüm gelişmeleri kapsayan bir kavram iken, Batıcılaşma ise, teslimiyetçilik, taklitçilik ve kendine yabancılaşma/kendinden utanma şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu doğrultuda bizlere düşen, Türk Milleti’nin menfaatlerini göz önünde tutmak koşulu ile, Batı toplumlarının ve tabiî ki diğer tüm toplumların her alanda ortaya koydukları gelişmeleri yakından izlemek, bunların gerisinde kalmamaktır. Yazımızı, AB’ye girmek için her türlü millî değerini yok sayıp, kendisini âdeta Batı’ya adayanlara bir mesaj olarak, Türk modernleşmesinin öncüsü Atatürk’ün şu anlamlı sözleri ile bitirelim: “Biz, garp medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi için benimsiyoruz”1

Dipnot:

1 “Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler”, Ayşe AFETİNAN, 1959, Türk Tarih Kurumu Yayını, sf: 176.
 

- Reklam -
- Reklam -

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -