Ana Sayfa 1998-2012 Aydınlar komedisi

Aydınlar komedisi

Aydınlar, bir ülkenin sahip olduğu en güçlü silahlardır. Hatta “aydınlık kurumu” bir ülkenin stratejik bakımdan en güçlü kurumudur. Bu iddia abartılı olmamakla birlikte güncelde gelişen olaylar haklılığımızı ispatlamaktadır. Aydınlarınızın kalemi, söylemi ve beyni, öncelikle devletin kutsallığı kaygısıyla ne kadar çalışırsa o kadar güvendesiniz veya ne kadar vatan millet karşıtı tavıra yönelmişse o oranda tehlikedesinizdir. Şu bir gerçektir ki, kutsal değerleri fikirlerine katık etmeyen ve daha da önemlisi kalemini birtakım çıkar çevrelerine peyk yapan kişiler, devlet ve millet adına potansiyel bir tehlike konumuna yükselebilirler.

- Reklam -

Aydın olma kültürünün yerleşik bir standarda kavuşmadığı ülkemizde hâlâ aydın olmak meziyeti kimlikleşememiştir. Bu statüyü taşıyan herkesin aslî vazifesi fikirleriyle topluma doğru yolu gösterebilmektir. Bu argümandan hareketle, zihnimizde bir aydın modeli kurgulayabiliriz.

Acı olan asıl mesele, aydın olma kriterleri konusunda hâlâ yüzlerce yıl geride olmamızdır. Bu ölçüt vatana, millete, dine ve devlete sövmek ve saldırmakla eş anlamda tasarlanmıştır. Ayrıca bu tavırla hareket eden sözde aydın çevreleri kendi fikirlerine karşıt düşünürleri paranoyak ve örümcek kafalılıkla suçlayarak onları zan altında bırakmışlardır.

Yüzyılımız, 40’lı yıllardan 90’lı yıllara kadar komünist ve kapitalist emperyalizmin çatışmasıyla şekil bulan Soğuk Savaş (ideolojik kirlilik) dönemini yaşamıştı. 90’lı yıllarda komünist emperyalist SSCB’nin kaçınılmaz olarak çökmesiyle bu dönem sona ermişti. Devletler arası liderlik, SSCB’nin de katılmak istediği ortaklıktan farklı bir şekle girdi ve ABD devletl er arası liderlikte “tek”liğini ilân etti. Bu dönemin geleneksel saldırı ve yıpratma yöntemleri kendilerinden olan devletleri harekete geçirmekte, onları kandırmakta veya istediklerini yapmaya zorlamakta aranırdı. Oysa günümüzde ABD ve onun yamağı olan AB ülkeleri, kendileri dışındaki ülkelere yaptıkları “demokratik” (!) saldırılarda daha ayrıntılı ve incelikli bir taktik geliştirdiler: Sözde aydınları kullanmak. Hele de o ülkede yukarıda belirttiğimiz gibi yetenek ve kutsallık düşmanı kimseler aydın diye sivrilmiş ve bunların sayısı önemli boyutlarda anılır olmuşsa, işte asıl tehlike o zaman başlamıştır.

Peki bunları neden söyledik? Geçtiğimiz günlerde ‘aydınlar bildirisi’ adı altında devletimize karşı postmodern bir fikir darbesi yapılmaya çalışıldı. Daha kötüsü ise bildiriye imza atan iki yüz kişiden on ikisi Başbakanlık’ta övgüye mazhar olacak şekilde görüşmeye alındı. On iki kişilik koleksiyonda şu isimler var: İstanbul Tabip Odası Başkanı Gencay Gürsoy, Adalet Ağaoğlu, Ali Bayramoğlu, Ahmet Hakan Coşkun, Mustafa Karaalioğlu, Oral Çalışlar, Nuray Mert; İstanbul Barosu Eski Başkanı Yücel Sayman; Yılmaz Ensaroğlu, Osman Kavala, Tayfun Mater, Hakan Tahmaz. Başbakanın Diyarbakır gezisi öncesinde fikir paylaşımında bulunmak amacıyla yamacına topladığı bu kimselerin istekleri ise şunlardır:

1.Türkiye’de bir Kürt sorunu olduğunu kabul edin. Bunun terörden ayrı bir sorun olduğu konusunda irade belirleyin.

2. Kürt sorununu ekonomik ve sosyal boyutlarından ziyade bir “kimlik sorunu” olarak ele alın.

- Reklam -

3. Diyarbakır’da bir Kürdoloji enstitüsü açın.

4. Eve Dönüş Yasası’na benzer, ancak daha kapsamlı bir yasa hazırlayın.

5. Gerilimi azaltmak için Apo’yu İmralı’dan başka bir yere taşıyın.

6. OHAL ve Terörle Mücadele Yasası’nı eski hâline getirmeyin.

7. Bölgeden göç eden Kürt vatandaşların geri dönmesini sağlayın.

- Reklam -

8. DEHAP’ın mecliste temsili için seçim barajını düşürün.

9. RTÜK’ün bölgede Kürtçe yayınları engelleme teşebbüslerinin önüne geçin.

10. Eylemlerin durması hâlinde demokratik çerçevenin daha da genişletileceği mesajını verin.

Aydın denilen kişilerin beyinleri rotasını şaşırınca, potansiyel tehlike hâline dönüşür demiştik. İşte potansiyel tehlike olan aydınlardan birkaçı… Bu bildiriyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile terörist örgüt birer taraf hâline getirilmek istenmiştir. Genel af ve neredeyse örgütle masaya oturma telkin edilmiştir. Başbakan daha birkaç ay önce Norveç’te iken AB için Papa X. Innocentius’un heykelinin altında attığı o ünlü imzadan sonra bir basın toplantısında sözde Kürt sorununu soran bir gazeteciye; “bizim ülkemizde Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır” demişti ve hepimizi şaşırtmıştı. Acıdır ki, aynı Başbakan birkaç ay sonra, adı geçen görüşmeden sonra “Kürt sorunu bizim için bir demokratikleşme sorunudur” diyebildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı’na böyle fikir gaflarını ve söylem tezatlarını yakıştırmayan birçok çevre olumsuz yorumlar yaptı ve yapmakta. Aziz kanlarını iman bildikleri vatan sevgisi yolunda gözlerini kırpmadan döken ve bu toprakları vatanken milyonlarca defa daha vatan toprağı yapan şehitlerin ailelerinin görüşme talebini reddeden Başbakanlık ve iktidarın neredeyse tüm birimleri, Zanagilleri devletin makamlarında ağırlayarak ve adı geçen bildiriye muhatap olup siyasal Kürtçülüğe ve bölücülüğe bilerek veya bilmeyerek malzeme olarak neyi gerçekleştirmeye çalışıyor? Bu anlamda Diyarbakır gezisi öncesi İzmir Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ne ziyarette bulunan Başbakan’ı günah çıkarmakla yorumlamak ve Başbakan’ a “şimdiye kadar neredeydin” sorusunu sormak hakkımız değil mi?

Ülkemiz, tarihi boyunca birçok kez cenderelerden geçmiştir; karanlık yollara sürüklenmiş veya sürüklenmeye çalışılmıştır. Oysa bu ülkede –gururla söylüyoruz ki- on binlerce gerçek anlamda aydının oluşturduğu sağlam bir millî refleks vardır. Fosilleşmiş gayrimillî retoriğe ve milletimiz adına gelişebilecek her türlü olumsuzluğa karşı yurdun her karış toprağında nöbette beklemektedir ve gerçekleri haykırmaktan hiçbir zaman kaçınmayacaktır. Günceli an be an takip edecek ve gelişmeleri milletimiz ve vatanımız adına şekillendirecektir. Böylece ülkemizde yaşanan “aydınlar komedisine” en güzel tavır bu şekilde, yani ağlanacak halimize gülerek değil buna neden olanları hüsrana uğratarak verilecektir.

Yüce Türk milleti unutmanın tükenmek olduğunu bilir. Bizler bu memleketi karanlığa sürükleyen zihniyet, politika ve dış güçleri berrak hafızalarımıza silinmeyecek şekilde kaydettik ve kaydedeceğiz. Tekrar belirtiriz ki şehit ailelerine sırtını dönüp de teröre maşalık yapan, Zanagilleri ve ne yazık ki aydın olarak yaftalanıp, Başbakanlık’ta sözleriyle tüm bölücü çevreleri sevindirenleri hafızalarımız ve tarih not etmiştir.

11 Ağustos 2005 tarihinde Başbakanlıkta on iki sözde aydınla hükûmet üyeleri arasında yapılan ve yüreklerimizi dağlayan bu görüşmeyi unutmayacağız.

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -