Ana Sayfa 1998-2012 ATATÜRK’Ü ANLAYABİLMEK

ATATÜRK’Ü ANLAYABİLMEK

- Reklam -

NUTUK yakın tarihimizi anlatan en doğru kaynaklardan birisidir. Türk Kurtuluş Savaşı’nda yaşananları daha sonra Cumhuriyet’in kuruluşu ile ilgili süreci belgeleri ile açıklayan çok önemli bir eserdir. Bilindiği gibi Nutuk, 15-22 Ekim 1927 tarihleri arasında toplam 36 saat 31 dakika süren bir konuşmadır. Atatürk tarafından yapılan bu konuşma 19 Mayıs 1919’da Samsun’a yürüyüşün başladığı tarihten, 1926 yılı ortalarına kadar geçen zamanda yapılan mücadeleyi belgeleri ile ortaya koymaktadır. Yakın tarihimizi anlatan bu yönü ile önemli bir kaynaktır. Asıl önemli bir yönü ise, Atatürk’ün fikir yapısını, ruh yapısını ve ATA’yı en iyi anlamamızı sağlayan bir şâheserdir. Nutuk bir, iki, üç…onlarca kez okunması gereken bir kitaptır. Okurken üzerinde düşünülmesi gereken bir kitaptır.

Atatürk’ün hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan diğer bir kaynak ise Atatürk’ün konuşmalarını içeren “SÖYLEV VE DEMEÇLER” adlı eserdir. Atatürk’ün değişik zamanlarda yapmış olduğu konuşmalar bu kaynakta yer almaktadır.

- Reklam -

Atatürk hakkında diğer kaynaklar ise çeşitli araştırmacıların hazırlamış olduğu kitaplardır. Atatürk’ün sağlığında yanında yer almış, onunla mülâkat yapmış ve çeşitli halk toplantılarında, sohbetlerde yapmış olduğu ve dönemin gazetelerine yansıyan konuşmalarını içeren kitaplar da vardır. Bunlar da yukarıdaki açıklamalarını verdiğimiz “NUTUK” ve “SÖYLEV VE DEMEÇLER” den sonra okunması lazım gelen kaynak eserlerdir.

Yukarıda açıkladığımız bu kaynakların okunması gerekir. Atatürk’ü en güzel şekilde anlamak için okunması şarttır. Yalnız burada okuyucuların dikkat etmesi lâzım gelen en önemli mesele şudur. Sıradan yayınevlerinin ve sadeleştirme yapanların hazırlamış olduğu kitaplar okunmaması gerekir. Yüzlerce NUTUK ve ATATÜRK’ÜN SÖYLEV VE DEMEÇLERİ kitapçılarda yer almaktadır. Hepsinde sadeleştirmeden kaynaklanan hatalar vardır. Aynı olayları anlatan satırların farklı sadeleştirilmesi sonucunda farklı anlamlar kazanmasını sağlayan anlatımlar bu kitapların çeşitlerinde yer almaktadır. Özetlenmiş halde genç okuyucular için hazırlanmış Nutuk kitaplarında ise tamamı ile yanlış eklemeler, yazar yorumları ile sayfalar doldurulmuştur. Okuyucuların bunlara dikkat etmesi gerekir.

- Reklam -

Tüm bu açıklamalar konunun önemi açısından sonunda söylenmesi gerekenlerdi.Ama başta söylemek zorunda kaldığımız bir mesele hâline gelmiştir. Çünkü içinde bulunduğumuz süreç öyle bir hale gelmiştir ki, tüm toplum birileri tarafından kullanılmak veya kandırılmakta ya da çok hassas değerlerimiz istismar edilmektedir. Bu hep yıllarca böyle yapılagelmiştir. Atatürk’te hep birtakım zihniyetler tarafından istismar edilmiştir. Bir takım gruplar tarafından ise yanlış anlatılmıştır. Veya bilinçli hâlde Atatürk’e ve aslında onun kimliğinden Türk milletine karşı siyasi malzeme olarak kullanılmış ve hakkında olumsuz düşünceler geliştirilmiştir.

Atatürk hakkında başta Atatürkçü ve Kemalist gibi söylemlerle kendilerini tanımlayanların yapmış oldukları hatalar vardır. Bunları da kendi içlerinde çeşitli grup ve kategorilere ayırmak mümkündür. Tabiî ki bir bilimsel sınıflama yapmayacağız. Her gün çevremizde, otobüste, mahallemizde, iş yerlerimizde; çeşitli gazeteler, dergiler ve kitaplarda karşımıza çıkan kişilere, onların davranışlarına ve fikirlerine bakmamız meseleyi anlamamızı sağlayacaktır. Atatürkçülük tanımı ile kendilerini tarif eden zihniyet, Atatürk’ün fikir ve düşüncelerinden uzak bir Atatürkçülük tanımı, tarifi ve de uygulayışı, söylemi içindedirler.

Şöyle ki; onlara göre Atatürkçülük, kısaca Atatürk devrimlerinin yaşatılması ve Cumhuriyet’e sahip çıkılmasıdır. Bu yapılırken maalesef Atatürk’ün milliyetçiliği ve Atatürk karşıtları tarafından en çok tartışılan dindarlığı, İslâmiyet’e ve din alanındaki çalışmalarına, hizmetlerine vurgu yapılmaz. Bu konular Atatürkçü-Kemalistler tarafından ihmâl edilen konular olmuştur. Böylece Atatürk’ün, Atatürkçü-Kemalistler tarafından vurgulanmayan, ihmal edilen Milliyetçiliği, Türkçülüğü; Atatürk’ün toplum için yaptığı reformlardan ve yenilik hareketlerinden yola çıkarak, komünistler, sosyalistler tarafından kullanılan alan olmuştur. Aynı şekilde boşlukta kalan, ihmal edilen, vurgulanmayan din alanındaki çalışmaları, hizmetleri Atatürk karşıtları tarafından doldurulmuştur. Böylece de Atatürk düşmanlığı ve Cumhuriyet düşmanlığı gelişmiştir.

Atatürk şuurlu bir Türk milliyetçisidir. Fikirlerimin babası dediği büyük Türkçü merhum Ziya Gökalp, Atatürk’ün düşünce yapısını etkileyen en önemli şahsiyettir. Atatürk’ün Türkçülüğünü gösteren en büyük kanıtı, tüm olumsuz gelişmelere rağmen Türk milletiyle ortaya çıkardığı Türk devleti olmuştur. Vatansever olması, antiemperyalist oluşu, bağımsızlık ve Türklük ülküsü Atatürk’teki şuurlu Türk milliyetçiliğini yansıtır. Öyle ki tüm konuşmalarında hep Türklüğe ve Türk milliyetçiliğine vurgu yapmıştır. Maalesef Atatürk’ün ölümüyle onu anlatan, belirten simgeler birer birer ortadan kaldırılmış, daha sonrada kitap sayfalarında, tarihte kalan bir hatıra Atatürkçülüğü geliştirilmiştir. Böylece de Atatürkçü-Kemalist bir ideolojik tarif ortaya çıkmıştır. İdeolojik tanımlamanın en belirgin olduğu taraf, Atatürk’ün milliyetçiliği olmuştur. Türk milliyetçiliği tarifi içinde kalan Atatürkçü düşünce yapısı, Atatürkçü-Kemalistler tarafından Türk milliyetçiliği fikir yapısının karşısına Atatürk milliyetçiliğini geliştirmişlerdir. 1960 anayasasında yer alan Türk milliyetçiliği anlayışı, 1982 anayasasının içine 12 Eylül darbecileri tarafından Atatürk milliyetçiliği şeklinde değiştirilerek yerleştirilmiştir (Anayasa madde:2). Oysa ki Atatürk’ün altı başlıkta açıkladığı ve Türkiye’nin kuruluşunda temel esas olan inkılâplardan ikincisi Milliyetçiliktir. Atatürk’ün anladığı milliyetçilik, tarif ettiği milliyetçilik Türk milliyetçiliğidir. “ Millet millî hakimiyet esasını ve Türk milliyetçiliğini kabul etmiştir. Bunu gerçekleştirmeye çalışacağız”.

Atatürk’ün ; “Bana insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek fevkalâdelik Türk olarak dünyaya gelmemdir.”, “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz”, “Muhtaç olduğun kudret damarlarında ki asil kanda mevcuttur” gibi söylemlerinin yanında , “ Ne mutlu Türk’üm diyene!”, “Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir…” gibi konuşmaları ve sözleri hep onun milliyetçiliğini yansıtan ifadeleridir. Şayet bu sözler Atatürk tarafından söylenmemiş olsaydı, bugünkü sosyalist, halkçı, özgürlükçü, demokrat gibi milliyetçilik anlayışının dışında kendilerini tanımlayanlar, bu tip sözleri söyleyenleri, batının ırkçılık ve faşist yaklaşımlarının tarifinde tanımlayacaklardı şüphesiz.

Türkiye’de kavramlar aslından saptırılarak birer birer farklı tanımlamalar içinde anlamsızlaştırılmış yahut ideolojik ayrı tanımlamalara sokularak kavram kargaşalığına neden olunmuştur. Bilinçli yapılan bu saptırmalar özellikle Türk milletini ortak paydada her türlü fikir ve ideolojik ayrımdan uzak tutacak, millî ve manevî değer ve kavramlar üzerinde yapılmıştır. Bunlardan birisi de anlatmaya çalıştığımız gibi Atatürk’tür. Bu noktadan bakıldığında Atatürkçülük-Kemalizm tanımlaması kendisini tam olarak anlatamamıştır. İdeolojik tanım etkisinde kalmış bu tanımlamalar, Atatürk’ü anlatamadığı gibi ve ayrıca bir Atatürk karşıtlığını da oluşturmuştur. Asıl tehlike ise bu olmuştur. Atatürk karşıtlığı fikir yapısında, ayrıca Cumhuriyet karşıtlığı da doğmuştur. Çünkü; Atatürk inkılâplarından yola çıkan Atatürkçü-Kemalistler; Atatürk’ün tarif, anlatım ve söylemlerinde var olan yukarıda da sözlerini aldığımız Türk milliyetçilik anlayışını terk ederek, kırılgan, tartışılır Atatürk milliyetçiliği yapısına; binlerce yıldır yoğurup, kültür değerlerimiz içinde harmanladığımız Türk Müslümanlık anlayışının ve özgür din hayatının ve dini düşünceye saygının yerine, maneviyattan uzak ve kültür köklerimize yabancı, tutum ve söylem tarifinde ki yeni bir laiklik yapısına büründürmüşlerdir. Atatürkçülük anlayışındaki laiklik kavramını kadeh tokuşturmakta anlayan ve dini inanç gereği kendilerinde her türlü hoşgörünün gösterilmesini arzu edenlerin, başkalarının dinî inanç değerlerini, yaşamlarını karşı bir anlayışta, hoşgörüsüzlükle karşılayıp, “laiklik elden gidiyor” sığ tartışmasında anlamaktadırlar. Doğal olarak bu karşıtlık bir Atatürkçülük karşı görüşünü, karşıtlığını oluşturmuştur. Bu, tamamı ile Atatürk’ü anlamayanların, sözde Atatürkçülerin oluşturduğu karşıt gruptur. Bu konuda en fazla dikkat edilmesi gereken budur. Fikir temellerinde millet yapısının yerine ümmetçilik anlayışını koyan, İslamiyet’i kendi güç alanları için kullanan örgütlerin, siyasal partilerin Atatürk karşıtlığı, Atatürkçü-Kemalistlerin boş bıraktığı, anlatamadığı taraflardır. Atatürkçü-Kemalistlerin Atatürk’ün İslâmî ve dinî konularda ki düşüncelerini daha anlaşılabilir şekilde ifade etmelidirler. Dolayısıyla Türk milli kimliğini ret eden ümmetçi İslami görüşe sahip olanların anladığı “laiklik dinsizliktir” anlayışının yanlışlığı anlaşılacaktır. Böylece de laiklik sadece Müslümanlıkla ilgili açıklamaları içeren bir kavram olmadığı, diğer dinlere ait din-devlet hiyerarşisini kapsayan ve dinin siyasetten, gericilerden, dini istismar edenlerden ayırıp anlaşılır bir şekilde milletine öğreten, aslında İslâmiyet’i de devletin güvencesi altına alan bir kavram olduğu daha net bir şekilde anlaşılacaktır. Bakınız Sadi Borak’ın “Atatürk ve Din” adlı kitabında Atatürk’ün lâiklik konusundaki görüşlerini okuyalım: “Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, hakiki dindarlığın gelişme imkanını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler terakkînin ve canlılığın düşmanları ile, gözlerinden perde kalkmamış şark kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz”.

Atatürkçü-Kemalistlerin yıllardan beri sürdürdükleri bir başka yanlış mesele ise batılılaşma meselesidir. Atatürk bu batıcı Atatürkçülere göre batılılaşmayı hedef seçmiştir. Bunlara göre; Türk milletinin sosyal toplum alanında gelişmesi, kalkınması, ilerleyebilmesi, bilimsel, teknolojik gelişimi batılılaşma düşüncesinde saplanıp kalmalarıdır. Oysa ki Atatürk batılılaşmayı değil, muasırlaşmayı hedef göstermiştir. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Avrupa’nın sosyal ve ekonomik alanlardaki tüm gelişmelerini izlemiş ve buna göre de taklitçi anlayıştan uzak, millî kültür yapımıza uygun değişimi gerçekleştirmiştir. Bu anlayışla tüm alanlarda ki sosyal gelişmeyi, yenileşmeyi hazırlamıştır. Atatürk’ün Cumhuriyetin 10. yılında söylediği nutkunda; “Millî kültürümüzü, çağdaş medeniyetler seviyesi üstüne çıkaracağız” sözleri batıcı Atatürkçüler tarafından istismar edilmiştir. Batıcılar, Atatürk’ün yukarıdaki sözlerinden “millî kültürümüzü” atıp, “çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne çıkaracağız” sözünü de “batı medeniyeti seviyesine çıkartacağız” hâline dönüştürmüşlerdir. Böylece onlara göre; “Atatürk toplumun her alanda kalkınması, yenileşmesini, batı medeniyeti olarak tarif etmiştir” yanıltmasını yapmışlardır. Atatürk T.B.M.M’de yaptığı bir konuşmada; “Artık durumu düzeltmiş olmak için, mutlaka Avrupa’dan öğüt almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım düşünceler belirdi. Oysa hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların öğütleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Türkiye hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne batılılaşacaktır. O sadece özleşecektir” demektedir.

Atatürkçü-Kemalistlerin, Atatürk ve milliyetçilik karşıtlarının, ümmetçilerin, bölücülerin tutum, davranış ve söylemlerinde ortaya çıkan tanımlamalar tabiî ki Atatürk’ü anlatmamıştır, anlatamamıştır. Ve de onlar anlamamışlardır. Ne de Atatürk onların anladığı şekilde ki bir Atatürk’tür.

Tekrar ifade edilirse Atatürk’ü anlamamız için Atatürk’ü okumamız gerekir. Ayrıca İslâmî söylemlerde, Müslümanlığın literatürünü kullanarak siyaset yapan kurumlar veya bu tip düşünceye destek olanlar Osmanlı’nın son yıllarını, özellikle 1839 Tanzimat Fermanı ve 30 ekim 1918 Mondros Ateşkes sözleşmesine kadar geçen tarihsel süreci okumaları gerekir. Yapılan tüm değişimleri bu geniş çerçevede değerlendirerek doğru olanı ve Atatürk’ü anlayacaklardır.

“Bir zamanlar gelir beni unutmak ve unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkâr edenler ve bana karşı olanlar olabilir. Hatta bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir”.

 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -