Ana Sayfa 1998-2012 Atatürk dönemine (1923-1938) geri dönmeliyiz

Atatürk dönemine (1923-1938) geri dönmeliyiz

- Reklam -

TÜRKİYE’yi, damarlarındaki Türk kanının asaletiyle, yüreğinde yaşattığı Türklük sevgisi ve gururunu “Bir Türk dünyaya bedeldir” diyerek haykıran Atatürk kurdu. Ülkeye ümmetçi, mozaikçi kesimlerin arzuladığı “Anadolu Cumhuriyeti” adını değil, kurucu aslî unsurun ismini verdi.

Türk Dili Tetkik Cemiyeti (Türk Dil Kurumu)’ni kurduran ATA Arapça ile Farsça’nın etkisinde kalan Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek için elinden gelen gayreti gösterdi. Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti (Türk Tarih Kurumu) ile yeni nesillere şanlı maziyi öğretmeyi hedefledi.

ATA, sadece Türkiye’de yaşayan Türkleri değil, bütün Türkleri de düşündüğü için resmi amblemi Bozkurt olan Türkiyat Enstitüsü’nü açtırarak esaret altında bulunan soydaşlarımızın sosyal, politik, ekonomik ve kültürel durumları hakkında araştırmalar yaptırdı. Atatürk’ün en büyük ülküsü 1938’den beri hiç telâffuz edilmeyip yeni Türk nesillerinden saklanmaya çalışılan “Büyük Türk Devletleri Birliği” düşüncesidir. ATA bunlarla da yetinmedi, sonradan Ankara Üniversitesi Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ne bağlanarak Antropoloji ve Etnoloji Enstitüsü adını alan Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi’ni kurdurup Türk ırkının fiziksel özelliklerini belirlemek amacıyla bilimsel çalışmalar başlattı. Maarif Vekâleti (Milli Eğitim Bakanlığı)’nin girişine konulan Ergenekon’dan Çıkış tablosu, üzerinde Bozkurt resmi bulunan paralar ve posta pulları, Bozkurt marka sigara ve Bozkurt adını taşıyan yolcu gemisi ATA’nın isteği üzerine var olmuştur.

- Reklam -

Bütün bu hususlardan da açıkça anlaşılacağı gibi Türkiye Cumhuriyeti’ni bir Türkçü kurdu ve devletin temel yapısını bu düşünce esasına göre şekillendirildi. Atatürk, Osmanlı olarak doğdu, Türk olarak öldü. Ömrünü Türklüğün yücelmesine adayan Ulu Başbuğ’umuzun bizlere bıraktığı miras laik Türkiye Cumhuriyeti ile yüreklerimizde yanan Türklük ateşidir.

ATA’nın sağlığında birileri ortaya çıkıp Kürtler için ayrı haklar talep etme cesaretini gösterebilir miydi? Alenî bir şekilde Kürt milliyetçiliği yapan kişiler siyasî parti kurup, meydanlarda Kürtçe nutuklar atabilir miydi, belediye başkanı, milletvekili olabilir miydi? Sokaklarda Kürtçe şarkılar çalınabilir miydi, -o dönemde televizyon olmadığı için- radyoda Kürtçe yayın yapılabilir miydi, Kürtçe kursları açılıp Kürtçe eğitim verilebilir miydi? Şeyh Said ile avanesini Diyarbakır surlarında sallandıran, Tunceli’de isyan edenlerin tepesine bomba yağdıran ATA bugün yaşıyor olsaydı, PKK diye bir terör örgütü var olur muydu? ATA başımızda olsaydı, “Avrupa Birliği’nin isteği üzerine Abdullah Öcalan çok yakında serbest bırakılacak” endişesini taşır mıydık?

Askerini her zaman koruyup kollayan ATA, Korkut Eken gibi bir yiğidi cezaevine koyan ama Zanaların serbestçe dolaşmasına izin verenlerin suratına bir şamar indirmez miydi? ATA’nın yurda baş olduğu dönemde ümmetçiler, şeriatçılar, tarikatçılar bir ahtapot gibi devleti sarmış mıydı? Hepsinden de önemlisi, ATA bugün yaşıyor olsaydı, tarih sayfalarını şereflendiren asil Türk milleti Avrupa Birliği kapılarında emir kulu hâline getirilip tüm dünyaya küçük düşürülür müydü?

1923 yılında ekonomik açıdan bugün olduğumuzdan çok daha zayıf bir durumdaydık, uzun yıllar süren savaşlar sonunda Türk’ün tüm maddî kaynakları tükenmiş, yurdu talan edilmişti. Ülkeyi yeniden kurmaya başladık ama kimseye bel bağlamadık, Türk Gücü’nün devreye girmesiyle birlikte kendi çabalarımızla düzlüğe çıktık. Yok olup gitmiş Osmanlı Devleti’nin dış borçlarını bile üstlenip ödedik. Bugün IMF’ye avuç açtıkları için ülkemizin iç işlerine yabancıların müdahale etmesine sebep olanların tarih bilgisi yok mudur?

- Reklam -

Amerika izin vermediği için savaş esnasında burnumuzun dibindeki Kuzey Irak’a asker sokamadık, Türkmenlere sahip çıkamadık. Mehmetçiklerimizi peş peşe şehit eden PKK’lı teröristlerin yeri bellidir, fakat kucağına düştüğümüz Avrupalılar ile Amerikalılar izin vermediği için bir operasyon düzenleyip bunların kökünü kurutamıyoruz. ATATÜRK başımızda olsaydı, bir yere asker göndermek, düşmanı yok etmek için birilerinin iznini mi beklerdi? Kurtuluş Savaşı için kimden izin almıştı ki? ATA’nın zamanında bütün dünya Türk’e saygı gösterirdi. Bugün ise Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer ülkeler ve milletler nazarında itibarı kalmamıştır. Canı isteyen, Türk askerinin kafasına çuval geçirmektedir, çünkü hesap sorulmayacağını biliyor.

Ülkemizin beş yıl sonra nasıl bir durumda olacağı belli değil. Avrupa Birliği Aralık ayında müzakere tarihini verecek, hemen ardından da Türkiye’nin Güneydoğusu ile ilgili isteklerini gündeme getirecek. Bizi Avrupa Birliği’ne almak gibi bir niyetleri asla yoktur, fakat müzakere tarihini verecekler ki iyice kucaklarına oturalım, her istediklerini yerine getirelim. Çok değil, en geç bir yıl sonra mandacı köşe yazarları “Güneydoğu’yu Kürtlere verelim, kurtulalım” fikrini tartışmaya başlayacaklar. Türk toplumu üzerinde psikolojik harbin her türlü unsuru uygulanacak ve halkın Avrupa Birliği uğruna Güneydoğu’yu gözden çıkartması sağlanacak. Uygun psikolojik ortam tesis edildiği zaman da hükûmet bu konuyu açıkça dile getirecek. Peki, bu durum karşısında ne yapacağız?

ATATÜRK, bir askerdi. Her alanda başarılı oldu. O’nun zamanında Türk Milleti yukarıda sıraladığımız rezaletlerin hiçbiriyle karşılaşmadı; gururuyla, şerefiyle yaşadı. Biz Türk gençliği, ATATÜRK Türkiyesini geri istiyoruz; bu isteğimizin gerçekleşebilmesi için görev, yüreğinde Türklük ateşi yanan herkese düşmektedir.

Türkçü Gençlik olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin her zaman yanındayız; ordumuzu, bugüne dek desteklediğimiz gibi bundan sonra da destekleyeceğiz.

 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -