Ana Sayfa 1998-2012 Aşırı Solcular, Aşırı Sağcılar ve Küreselleşme

Aşırı Solcular, Aşırı Sağcılar ve Küreselleşme

Önce şu “aşırı” sıfatıyla kim kastediliyor, ne demek isteniyor, onu anlayalım. Sonra da sıra “Küreselleşmeye, globalleşmeye” gelsin.

- Reklam -

Bu etiketlere son zamanlarda daha çok Batılı medyada rastladım. “Aşırı Sol” dedikleri, Tony Blair vârî liberal sosyalizm değil de eski usul Marksist Komünizmdir.

“Aşırı Sağ” ise, gene Fransız ve Amerikan literatüründe ve basınında “sapına kadar milliyetçilik” anlamında kullanılıyor.

Bizde de “Aşırı Sol” (eski tüfekler), Batıdaki tarife az çok uyuyor. “Aşırı Sağ”da ise biraz kayma var: biz bu tabirle irticacıları anlarız. Ama “Globalleşme” konusunda Türk milliyetçileriyle dinci kesim şöyle veya böyle aynı görüşte birleştiklerine göre biz, “aşırı” etiketini kaldırırsak, Marksist Komünistler, Milliyetçiler, Şeriatçılar diye anti-küreselci bir kesim çıkar ortaya.

- Reklam -

Fransız, İngiliz ve Amerikan basın ve yayınlarından gözlemlediğime göre, bu üçlü kesim Globalleşmeye/Küreselleşmeye karşıymışlar. Bir yıldır bizde de bu konuda yazılar ve cepheleşmeler belirmeye başladı.

Peki, karşı olunan bu cereyan ne?

- Reklam -

YENİ BEYNELMİLELCİLİK

Çok kısa olarak, 2000’li yıllarda, milletler (uluslar) üstü faaliyetlerin ve kurumların millî sınırları dinlemeyip egemen olması. Öyle ki, millet hâkimiyetleri gitgide silikleşecek, hattâ ülkeler ve kimlikleri silinip yok olacak, yerine eskidenberi “beynelmilelcilerin” çığırtkanlığını yaptıkları “Dünya Devleti” doğacak. Cemiyeti Akvam, Birleşmiş Milletler, IMF’ler, Af Örgütleri, AB’ler bunun ilk adımları imiş.

Milliyetçilerin, bir dereceye kadar da şeriatçıların bu enternasyonal gidişe (veya ülküye) karşı çıkışları normal. Eskiden beri zaten bu ideolojiye karşıydılar.

Peki, nasıl oldu da Solcular onlarla aynı safta buluştu? 1., 2., 3., Enternasyol’i kuranlar, marşlarını söyleyenler, hangi milletten olursa olsun emekçilerin “tek ulus” olduklarını, sınırların kaldırılacağını bas bas bağıranlar onlar değil miydi?

Onlardı ama, artık geride kaldı. Her yerde Marksist-Komünizmin iflâsıyla ve inanç yoldaşları sosyalistler iyice liberalleşip Marksistlikten uzaklaşınca, ideolojisiz kaldılar, sarılacak dal aradılar.

Kâh “Yeşil Çevreci” dala, kâh “Anti-Globalleş meye” sarıldılar. Bir de baktılar ki yapıştıkları dalların esas ağacı, eskiden beri Milliyetçilerin malıydı! Hattâ Çevrecilik bile öyleydi. “Çevre” dedikleri, havası, suyu, bitkileri, canlıları ve tarihî eserleriyle “VATAN” denilen şey değil miydi? Bu millî mirası da milliyetçiler korumakla yükümlüydüler.

Bu dal-budaklı arkadaşlığın garabetine dair pek bir şey söylemiyor, renk vermeden “anti” mücadelesine katılıyorlar.

ooo

Ama zaman zaman zihinlerinin karıştığı da oluyor. Geçenlerde CNN-Türk beni “Gelecek”le ilgili konuları anlatmam için 40 dakikalık canlı bir programa çağırdı. (Maalesef konuyu doğru dürüst açma fırsatı bulamadan, enerji kısıtlamaları ve dolayısıyla Enerji bakanının son dakika basın toplantısını vermek zorunda kaldılar ve asıl program kesildi). Ancak ilk başta DSP’li bir “Zekâ uzmanına” söz verdiler, o da çelişkiye girdiğinin farkına varmadan, 2000’li yıllarda ülke sınırlarının kalkacağını, ulusların ayrı kimlikleri kalmıyacağını sevinçle iddia ettikten sonra, 2050’lerde Türkiye’nin iyice kalkınmış çok ileri bir ülke olacağını bildirdi. Hani ülke (yani Türkiye) ve millet diye bir şey kalmayacaktı!

İşte bu solcu dostlarımız, Globalleşmeyle milliyetçi söylemler arasında bocalayıp duruyorlar.

Küreselleşme konusunda Sol, eski ideolojisinin özlemiyle “Uluslararası Kapitalizme, sınır dinlemeyip yerli fakir halkı daha da fakirleştireceği için karşı çıktıklarını ileri sürüyorlar. Ama iyi takip ederseniz, millî bağımsızlıkları ve yerli kültürleri yok edeceği için de Globalleşmeye saldırıyorlar.

Neyse ne biz milliyetçiler bu umulmadık ve şaşkın ortaklarımıza, ihtiyatı elde bırakmadan, hoşgeldin diyelim.

MİLLET-DEVLET BİRİMİ KAYBOLUR MU?

Gelecek bilimcilerin (yani, Fütürologların), az farkla da olsa, çoğunluğu millet-devlet varlığının ilerde yok olacağına, yerini tek bir Dünya Devletinin alacağına inanıyorlar.

Ben de bir Fütüroloğum (“World Future Society”nin profesyonel üyesi ve Türkiye’deki 11 yıllık “Türk-2000’ler Vakfı”nın kurucusuyum), ama çoğunluğun değil, ötekilerin safındayım. 2010, 2020, hattâ 2050’lerde bile “Millet-Devlet” varlığının pâyidâr olacağına inanıyorum.

Bakın, daha bu işin başında millî çıkarlar çatışmaya başladı. AB, ABD’nin gerek siyasî, gerekse ekonomik kararlarına kafa tutuyor. AB içinde İngiltere’li Vodafone şirketi, Alman Mannesmann firmasını almaya kalkınca kıyametler koptu. Schröder, “milliyetçi tavır koydu” dediler. Solcu Başbakan! Bugünlerde de ABD’de Seattle’da toplanan “globalci” DTÖ toplantısında 87 ülkeden 1200 örgüt protestoyu kanlı sokak çarpışmalarına çevirdi. Daha dün eski başbakan Teatcher, “Brüksel’de toplanan 5-10 “moron” AB’cinin kararlarıyla Britanya’nın yasalarını çöpe atacak değilim” diyerek rest çekmişti. Hadi o Muhafazakârdı. Sosyalist Tony Blair de, bırakın siyasî-hukukî konuları, tarım konusundaki kararları bile dinlememeye azimli.

Geçenlerde Fransa hükûmeti, Amerikan Coca Cola şirketinin Fransız “Orangina” şirketini satın almasını iptal etti. “Fransa’nın millî içecek piyasasının yüzde 50’sinden fazlasının yabancı bir kuruluşun elinde olmasına izin veremeyiz” dedi.

Küreselleşmenin en kolay alanı (ülkelerin bu konuda en “yumuşak karnı”) sanılan Ticaret Küreselleşmesi bile böyle direnmelerle karşılaşırsa, diğer egemenlik konularında ne olacağını varın hesaplayın.

Evet, IMF acı reçeteler yazıp millî devlet yetkilerine baskı yapabiliyor-hayatta da borca batan ve yardım isteyen de baskılara, çok kere, boyun eğmez mi? Ama kendini toparlar toparlamaz yeni baskılara başkaldırır.

“İdam” gibi konular da var. Bir kere kimsenin Amerika’ya bunu dayattığı yok. Ama bizimkiler 1950’lerde Batıya hoş görünmek için “ne olacak ki” deyip bir anlaşma imzalayıvermişler. Buna rağmen A.B’ye alınmamışız! Şimdi de kara kara düşünüyoruz, Globalleşmenin zorluklarına için için küfrediyoruz.

Ya Avrupa, hele Almanya ne yapıyor? Ortadan kaldırmak istediklerini (Baader Meinhoff çetesini meselâ) zindanda boğuyor, sonra da “kendilerini asmışlar” deyip işin içinden çıkıveriyor. Gerek ABD, gerekse Avrupa, idamlıkları çok kere baskın sırasında vuruveriyor, sonra “kaçıyordu, ateş ediyordu” diyerek idam etme zahmet ve sorumluluğundan kurtuluyor.

Ya işkence? Bütün Avrupa’da oluyor, meydana çıkınca özürler dileniyor, bir iki polis cezalandırılıyor. Filmlerde de görüyoruz: Amerikan polisi tutuklusunun kafasını duvardan duvara çarpıyor, “sana haklarını okuyacağım, dinlemiyorsun galiba” diyor. Bu senaryo değil sadece, gerçeğin sinemaya yansıması.

İşkenceye uğramış biri olarak ben de bu polis şiddetine tabiî ki karşıyım. Ama bunu, “tencere dibin kara” misâli başkalarının zoruyla ve sözüm ona Globalleşme gereğiyle değil, kendi kendimizi düzeltmek azmiyle insan gibi davranmalıyız.

Bir de zıddı var!

Enternasyonallik, Küreselleşmek lâfları dolaşa dursun, onun tam zıddı (millet-devlet varlığına da zıt) bir akım 20. y.y sonlarında hızlandı, 21. y.y da daha da hız kazanacağa benziyor.

ETNİK MİLLİYETÇİLİK, MİKRO MİLLİYETÇİLİK!

İnsanlar, gitgide kimlik yok edici, birbirine benzeyici, yabancılaşan bir dünyada, daha geniş, daha şahsiyetsiz-kimliksiz topluluklar hâline gelmek yerine, kendine çok yakın toplumlar hâlinde bağımsızlık sevdasına kapılıyor: değil dili, lehçesi de; değil dini, mezhebi ve tarikatı da âdetleri de, coğrafyasının komşuluk derecesine inmişliğiyle “yeni milletler” hâline girmek istiyor.

Buna Bölücülük, Ayrılıkçılık diyoruz. Yalnız bizde değil, Hindistan’ın ucundan, Afrika’nın Tutsi’lerinden, İtalya’nın kuzeyine, Fransa’nın Korsikasına, Kanada’nın Fransızına, Belçika’nın Flemişine ve İrlanda’ya, İspanya’ya kadar her yerde hissî bir mücadeledir gidiyor (Çekoslovakya,Yugoslavya parçalandı bile).

Evet, duygusal, çünkü bu kadar küçük “milletçik”ler ne ekonomik açıdan, ne de güvenlik bakımından kolay yaşayamayacaklar. Ama böyle bir tepki varken, Küreselleşmenin şansı ne olur ki!

Ancak ve ancak normal “Millet-Devlet” varlığı, hem ekonomik, hem de politik güvenliği, aynı zamanda da gelenek, kültür ve kimlik sıcaklığını vatandaşlarına sağlayabilir.

İlerde geniş konfederasyonlar-ama millî esaslı, mesela Türk Dünyası Konfederasyonu gibi- hem millî kimliği koruyabilir, hem de daha geniş bir güç hâlinde gelişir.

ooo

Bir gün uzaydan bir düşman belirirse, o zaman Dünyalılar az çok küreselleşir ama, o da Konfederasyon hâlinde olur! Bu Konfederasyonun ortak yetki alanı uyuşturucu mafyasının ve suçluların takibi, bir de Çevre sorunları gibi sınırlı ve gerekli konularda iş birliği amacıyla olabilir.
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -