Ana Sayfa 1998-2012 Anadolu’ya Gelmeden Önce Türklerin Ekonomik Hayatı

Anadolu’ya Gelmeden Önce Türklerin Ekonomik Hayatı

Bilindiği gibi ekonomi, tarım, ticaret, zanaat, hayvancılık, el sanatları gibi muhtelif kollara ayrılmaktadır. Bu ekonomik faaliyetlerin oluşumunda ve gelişiminde ise toplumun içinde yaşadığı doğal çevrenin ve iklimin çok büyük tesiri vardır. Yerleşik kültüre sahip topluluklarda ekonomi genellikle tarım, ticaret, zanaat ve sanayiye dayanırken, bozkır ikliminde hayatını sürdüren topluluklarda da hayvancılık gelişme göstermiştir.

- Reklam -

Türklerin anayurdunu oluşturan Ortaasya’nın kuzey yarısını kapsayan Türkistan güneyde sıradağlarla çevrilmiş olduğu gibi, orta kesimlerinde de sıradağlar bulunan çöl ve bozkırlarla kaplı 5. 340. 066 km lik (Anadolu’nun yaklaşık yedi katı genişliğinde) bir bölgedir. Bugün doğu yarısı Çin’e bağlıdır batı yarısı ise Sovyetler’in dağılmasıyla bağımsızlaşan çeşitli cumhuriyetler halindedir. Bunlar Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’dır. Türkistan, Ceyhun nehrinden İç Asya dağlarına ve çöllere kadar uzanan bir çok bölgeyi içine almakta, doğuya doğru gidildikçe Türk unsuru çoğalmakta ve ırk birliği görülmektedir.

Ortaasya’nın en büyük bölümünü teşkil eden bozkırlar, çöller ve dağlarda göçebe hayvancılık en önemli üretim tarzı olarak devam etmiştir. Fakat Türklerin Ortaasya’daki iktisadi faaliyetleri sadece göçebe kabilelerin otlak mücadelelerinden ve aşiret hayatının gerekliliklerinden ibaret değildi. Irmak havzalarında zirai hayat ile Uzakdoğu-Önasya yolları üzerinde ticaret güçlü bir iktisadi sistem oluşturuyordu .

Ortaasya’da Türk ırkı, 4000 yıla doğru derinleşen bir tarih öncesinden başlayıp Anadolu kapılarına gelinceye yani M.S. 1000 yıllarına kadar geçen uzun bir süre içinde dünyanın pek az topluluğuna nasip olan hızlı, hareketli, çileli, verimli, sosyal, politik, askeri ve ekonomik hamlelerin ve başarıların sahibi oluyordu. Türklerin Ortaasya’da bundan 4000 yıl öncesine çıkan ilkel ekonomik hayatı; avcılık, savaşçılık; atı, sığırı, deveyi ve ren geyiğini ehlileştirmek suretiyle çobanlık, göçebelik, silah ve araçlar yapma sanatıyla başlamaktadır. Türklerin M.Ö. 2000 yıllarında Tunç devrine ait örnekler bıraktığını aynı yıllarda dünya altın işçiliğini ve ticaretini ellerinde bulundurduklarını öğreniyoruz. M.Ö. 1050 yıllarında Çin tahtını ele geçiren Türklerin onlara merkezî devlet teşkilâtı sistemini öğrettikleri, ilkel ticarî ve iktisadî kültüre sahip oldukları bilinmektedir.

Türkler at terbiyeciliği, binicilik ve savaş kabiliyeti ve yönetim disiplini gibi vasıfları ve madencilik sayesinde Ortaasya ticaretini başlangıçtan beri ellerinde bulundurmuşlardır. Ortaasya’dan dışa doğru yayılmanın ilk tarihleri karanlıktır. İnsanın ilk ateşe egemen olduğu M.Ö. 35.000 yıllarında bu hakimiyeti Ortaasya Türklerinin ilk defa gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır. Taş devrinde taştan yapılmış tarım araçlarına, sonra demir ve tahta karışımı karasapana, ilk tekerlekli araçlara, arazi sulama kanallarına ilk olarak oralarda rastlanmaktadır. Pantolon, ceket tarzındaki ilk giysilerin Hunlarla Avrupa’ya, yel değirmenlerinin Göktürklerle Mezopotamya’ya gittiğini batı tarihlerinden öğreniyoruz. Karanlık çağları Türk mitolojisinin belli başlı destanlarına akseden çizgileriyle tanımaya çalışm aktayız. “Ergenekon” destanında Türklerin “Demirdağ”ı eriterek kendilerine fütuhat yolu açtıklarını anlatan menkıbe bundan 4000 yıl önce Türklerin demir madeni ve ateşle çok kıvrak ve yakın arkadaşlık kurdukları yolundaki bulguları teyit etmektedir .

Oğuzlar, Kıpçaklar ve Kimeklerin ataları olan bazı Ural-Altay kavimleri İlk belgesine M.Ö. IV. yüzyılda rastladığımız Büyük Hun Devleti’ni kurdular. Hunların sağladığı güvenlik ortamında ticari faaliyetler gelişmiştir. Çin-İran ve Çin-Hint ticaret yollarının açılmasıyla birlikte bölgenin hem iktisadi hem de kültürel hayatı canlandı. Özellikle Çin-İran ticaret yolu sayesinde muhtelif kavimlerin Türkistan’da buluşması sonucunda tarımın yanında, özellikle ipekli dokuma, çini, cam ve silah sanayileri gelişmiştir. Kağıt, çini, cam ve ipek Doğu ve Batı Asya arasındaki esas ticari metaları oluşturmuştur. Zamanla İranlılar Türkistan ekonomisine hakim olmuşlardır. Bu faaliyetler yerleşik hayatı geliştirmiştir . Anadolu’dan Uzakdoğu’ya uzanan meşhur “İpekyolu” tamamen Türklerin kontrolünde idi. Ve bu transit ticareti Türk devletine büyük iktisadi güç kazandırıyordu.

Hunların ve onu takip eden Türk devletlerinin gayesi sadece siyasi birlik kurmak değil, Avrupa ile Asya arasında milletler arası bir ticaret ve değişim ekonomisi teşkilatını da geliştirmekti. Türkler, Moğolistan’dan Karadeniz’e kadar geniş bir sahayı siyasi ve iktisadi kontrol altına alarak Ortaasya’da ticari merkezler kurmuşlar ve bunları geliştirmişlerdir. M.Ö. 130 yıllarında gördüklerini kaydeden Çinli seyyah yalnız Fergana civarında 50’den fazla gelişmiş Türk şehri bulunduğunu belirtir. İlkel ekonomik ve sanayi çalışmaları kısmen göçebelik, avcılık, hayvancılık ve ticaret sahalarında gelişmeye başlayan Türklerin çok eskiden beri Ortaasya‘da tarım ile meşgul oldukları Seyun ve Ceyhun vadilerinde yerleşik bir tarım medeniyetinin temelini attıkları da bilinmektedir. Demir madenine ve sanayisine sahip olmaları tarım çalışmalarını geliştirmiştir.

- Reklam -

Tarih sahnesine demir, bakır ve diğer maden sanayii ile çıkan Türkler atı ehlileştirmenin ve attan askeri ve iktisadi kuvvet olarak istifade etmenin verdiği sonuçları değerlendirmiştir. Hayvan bakımı, besicilik, hayvan yemi, koşum takımları, dericilik, dokumacılık sanatlarını kıtalar arası sanayi ve ticaret maddeleri haline getirmişlerdir. Kuyumculukta ve ilkel silah sanayisinde birinciliği elde tutan Türkler, Hunlar ve Göktürkler Çin tesiriyle ipekçiliği, çiniciliği, kağıtçılığı ve cam sanatlarını ilerleterek ta Önasya’ya kadar birçok topluluğa bu sanatları öğretmişlerdir . VI. yüzyıl ortalarında (552) Hunlar’ın soyundan gelen Göktürkler in dağınık Türk kavimlerine hakim olmasıyla Göktürk Devleti kuruldu. Göktürkler tarım ve hayvancılık kadar ticaretle de uğraşıyorlardı. Hatta ticaretin engellenmemesi için Bizans ve Çin gibi devletlerle anlaşmışlardı. Bu politika Ortaasya şehirlerini de geliştirmiştir. Bu yüzden Göktürk hakanları göçebe askerlere dayanmakla birlikte yerleşik bir düzeni temsil ediyorlardı. Nitekim son Emevî halifesi Hişam (724-743) tarafından Göktürk hakanlarına gönderilen elçi onların medenî bir hayat yaşadıklarını belirtir. Özel olarak yünlü ve ipek dokumacılıkları, halıcılık ve demircilikleri dikkat çekmekteydi. Yetiştirdikleri atlar çok meşhurdu. Sulama tesisleri tarıma verdikleri önemi gösterir. Yine kaynaklar Türklerin şehirleriyle, tüccar, emtia ve pazarlarıyla canlı bir ticaret hayatı sürdüklerini yansıtır . Sulama tesisleri hakkında arkeologlar tarafından meydana çıkarılan 10 km’lik Tötö kanalının çok zor bir arazide büyük bilgi isteyen usullerle ve vadiler arası bir su şebekesi kurmak suretiyle Göktürkler tarafından inşa edildiği anlaşılmış ve 1935’te Ruslar aynı kanaldan istifade ederek bu bölgeyi sulama imkânı bulmuştur. Göktürkler tarım araçlarını geliştirmişler, büyük arabalar devrine geçmişler kışın kızak ve kayak kullanmaya başlamışlardır. O devirde Türk şehirlerini dolaşan Arap tarihçileri ”Türk şehirleri kalabalıktır. Çoğu mallarla, tüccarla doludur, zengin pazarları vardır.” diye yazmışlardır . Göktürk Devleti VIII. yüzyılda Doğu’dan Çinlilerin ve Batı’dan Arapların baskısı sonucu yıkılmıştır. Türklerin Müslüman olması siyasî, sosyal ve iktisadî oluşumların ortaya çıkmasına sebep oldu. Eski Türk aşiret alışkanlıkları, yerini üniter bir devlet ihtiyacına bırakmak zorundaydı. Böylece Türkler VIII. yüzyıldan itibaren Batı’ya doğru harekete geçtiler. X. yüzyılın başlarına doğru da Karahanlılar ilk Müslüman Türk devletini(Satuk Buğra Han’ın Müslüman olmasından sonra) kurdular. Türklerin kitlevi olarak İslam’a girişleri X. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmiş, İslam’ın Türkler arasında hakim din oluşu ise XI. yüzyıldır. Türkistan’da İslam hakimiyetinden sonra ticaret bölgeleri ve pazarlar genişlemiş, ticaret yolları çeşitlenmiş ve ticari metalar çoğalmıştır. Vergilerin ağır olmaması bu gelişmeyi etkilemiştir. Bu olgu sınaî faaliyetlerin de gelişmesine yol açmıştır. Göktürklerin yerine geçen Uygur hakanlığında altın, gümüş, bakır eşya işçiliğinin geliştiğini, tarım, bahçıvanlık ve sulama tesisleri ve kumaş imalatının ileri olduğunu biliyoruz. Doğu Türkistan’da yapılan arkeolojik araştırmalarda çeşitli kültür eserleriyle birlikte ticarî vesikalar, senetler vs. bulunmuştur. Yine Uygurlar düzenli şehirlerde oturuyorlar, kaliteli kağıt üretiyorlar, silah ve çeşitli âletleri imal edebiliyorlardı. VIII. yüzyıl sonlarında kağıdın Semerkant’dan bütün İslam dünyasına yayılması önemli bir olay teşkil etmişti .

A) İktisadî faaliyetler

• Hayvancılık

Eski Türk ekonomisi hayvancılığa yani besiciliğe dayanıyordu. At ve koyun bu ekonominin iki temel unsuruydu. Her iki hayvan da sürüler halinde beslenmekteydi. At sürüsü, sahibine itibar, koyun sürüsü de maddi güç sağlamaktaydı. Daha doğrusu eski Türklerde zenginliğin ve maddî gücün ölçüsü at ve koyun sürüsü idi.

• Tarım

- Reklam -

Ortaasya’nın tabiat ve iklim şartları hayvancılığa olduğu kadar tarıma elverişli değildi. Tarım, ancak tabiat ve iklim şartlarının imkan verdiği ölçüde vardı. Buna rağmen tarım, hayvancılık yapan Türk için en az sürü beslemek kadar önemli bir faaliyetti. Türklerin ekip yetiştirdiklerinin başında buğday, çavdar ve arpa gelmektedir.

• Ticaret

Eski Türk topluluklarında ve devletlerinde ticaret büyük ölçüde (değiş-tokuş) esasına dayanıyordu. Başka bir ifade ile söylemek gerekirse alınan mal karşılığında başka bir mal verilmekteydi. Türklerin en çok kullandığı değiş- tokuş metası at idi. Türkler yaptıkları ticarette para da kullanmaktaydılar. Ticarette kullanılan başka bir ödeme aracı da kıymetli madenlerden yapılmış çeşitli kap kacak idi .

• Beslenme

Bozkırlı Türklerin başlıca gıda maddesi et idi. En çok at ve koyun eti yenirdi. Bol miktarda et istihsal eden Türkler bunu uzun süre muhafaza edebilmek için çok erken çağlarda konserve yapmayı öğrenmişlerdi. Konserve ve et Çin’e ihraç edilen başlıca maddelerden idi. Sütlü darı, peynir, yoğurt, aslında bozkır yemekleri idi .

B) İktisadi gelenekler

• Armağan değişi (ıdışma)

Idışmak armağan verişmek demektir. Türkler birbirlerine armağan vererek ekonomik yönde ihtiyaçlarını karşılarlardı.

• Sessiz trampa

Değiş-tokuş yoluyla ihtiyaçların karşılanmasıdır.

• Potlaç

Eski Türklerde beyler biriktirmiş oldukları servetin tümünü dönemsel olarak, soydaş beyler tarafından bölüşülmesi için törenler düzenlerlerdi. Potlacı hazırlayan bey, kendisinin en zengin dolayısıyla en güçlü olduğunu, ihtiyacı olan malların hepsinden kolayca vazgeçebileceğini göstererek kanıtlamış olur.

• Yeniden bölüşüm

Türk kağanları yabancı ve kendisine tabi beylerden ya da devletlerden savaşla anlaşmayla aldıkları vergi, haraç, yağma, talan, çapul adları altındaki dış iktisadi artığı kara buduna üleştirirdi. Anlaşılacağı gibi yeniden bölüşüm sürecinin 2 evresi vardır. Birincisi yabancılardan ulca, kul ve küng gasp etmek ve bunları halka üleştirmek . Kahramanca yiyip içip dövüşen kağan, maiyetinin ve teb’asının refahını gözetmek zorundaydı; savaş ganimetini paylaştırır ve elde edilen haracı onları besleyip giydirmek için yeniden dağıtırdı. Demek ki uygulamada kağanın başarısı ister haraç ister ticaret yoluyla olsun kaynakları seferber edip yeniden dağıtma becerisine bağlıydı. Burada da devletin ekonomiye egemen olabilme çabasının ilk örneklerini görüyoruz .

Bir değerlendirmede bulunursak Türklerin ekonomisinin temelini hayvancılık oluşturup, genel olarak koyun, at ve deve beslemekteydiler. Göçer-konar toplulukların hayvancılığa dayalı ekonomisinde et ve süt üretimi en önemli husustu. Yeri gelmiş ticaret yapmış, yeri gelmiş madencilik, avcılık ve modern sulama kanalları ile tarım yapmış köklü bir medeniyetin simgesidir. Türkler

 Akdeniz Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Lisans Öğrencisi.

1-Ahmet Tabakoğlu,Türk İktisat Tarihi, Dergah Yayınları, İstanbul 2000, s. 51-53

2-Gürkan Evliyaoğlu, Türk İktisat Tarihi, Hareket Yayınları, İstanbul 1972, s. 41

3-Tabakoğlu, A.g.e. , s. 54

4-Evliyaoğlu, A.g.e. , s. 43-44

5-Tabakoğlu, A.g.e. , s. 55

6-Evliyaoğlu, A.g.e. , s. 44

7-Tabakoğlu, A.g.e. , s. 55-56

8-Salim Koca, “Eski Türklerde Sosyal ve Ekonomik Hayat”, Genel Türk Tarihi, Yeni Türkiye yayınları, Ankara 2002, C. II, s. 358, 365, 367

9-İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken neşriyat, İstanbul 2000, s. 318-319

10-Sencer Divitçioğlu, “Kağanlar ve Armağanlar”, Türkler, Yeni Türkiye yayınları, Ankara 2002, C. III, s. 204-205

11-Carter V. Fındley, Dünya Tarihinde Türkler, Çev. Ayşen Anadol, Kitap yayınevi, İstanbul 2006, s. 58

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -