Ana Sayfa 1998-2012 Altının Cazibesi ile Siyanürün Tehlikesi Arasına Sıkışan Zen...

Altının Cazibesi ile Siyanürün Tehlikesi Arasına Sıkışan Zen…

- Reklam -

Altın, insanlık tarihinde önemli roller oynamış kıymetli bir maden. Kıymeti, tabiatta az bulunmasından olduğu kadar sahip olduğu özelliklerinden kaynaklanıyor. Zenginliklerin olduğu kadar medeniyetlerin ve iktisadî kalkınmışlığın da önemli bir âmilidir. Tarih boyunca savaşların sebebi, ihanetlerin baştan çıkarıcı anahtarı olmuştur. Altının para gibi satın alma aracı olarak kullanıldığı ve altın karşılığı basılan paraların tedavülde olduğu günler çok geride kaldı. Buna rağmen altının değeri azalmadı, arttı.

1995 yılına ait rakamlara göre, tüm dünyada bir yıl boyunca elde edilen altının miktarı 2.272 tondur. Üretimde en yüksek pay, 522 ton ile Güney Afrika Cumhuriyeti’ne ait. Yıllık üretimi 100 ton üzerinde olan ülkeler şöyle sıralanıyor: Amerika Birleşik Devleteri (ABD): 329 ton, Avustralya: 253, Kanada: 150, Rusya: 142, Çin: 136 ton.

- Reklam -

TÜRKİYE’DE ALTIN MADENCİLİĞİ

Ülkemizde altın arayıcılığının ve altın ocaklarının işletilmesinin geçmişi 16. yüzyıla kadar uzanır. O dönemlerde mülk önce Cenab-ı Allah’a, sonra da devlete ait idi. Bu sebeple madenleri işleten köylüler ve/veya tüccarlar, devlete öşür adı altında pay verirlerdi. Öşürün miktarı, maden yataklarının verimine, maliyetin yüksek veya düşük olmasına göre beşte birden on beşte bire kadar değişirdi. Günümüzde de özel mülk olan arazide bulunan kıymetli madenlerden devlete pay verilmesi sistemi yürürlüktedir.

- Reklam -

Osmanlı arşivlerinde yer alan bilgilere göre 1750 ve 1751 yıllarında Keban ve Ergani’de elde edilen altının miktarı 121, 078 dirhem imiş. Bir dirhem, 3,207 gr olduğuna göre, bugünkü ölçülere göre elde edilen altının miktarı 388 kilodur. Osmanlı’nın yönetimi altında bulunan diğer bölgelerde de altın elde ediliyordu.

O dönemlerde, altının elde edilmesinde ve içerisinde bulunduğu toprak ve diğer maddelerden arındırılmasında kullanılan yöntemin ne olduğu bilinmiyor. Detaylı bilgiler kayıtlarda yok. Günümüzde uygulanan siyanürle altın işleme teknolojisi o tarihlerde henüz keşfedilmemişti. Ulaşılabilen kayıtlara göre siyanürle altın işleme teknolojisi 1880’li yıllarda Avustralya’da uygulanıp geliştirilmiş. Günümüzde, dünyanın her tarafında altın elde eden işletmelerin % 80’inden fazlasında bu teknoloji uygulanıyor.

On yıldır devam eden sondaj çalışmaları sonucunda, Türkiye’de 1000 tondan fazlaca altın rezervi olduğu belirlenmiştir. Altın ın bir gramı 10 ABD doları olduğuna göre, toprak altındaki servetimiz on iki milyar dolardır. Bu tutardaki servetimiz toprak altında beklerken her yıl ithal ettiğimiz 200 ton ağırlığındaki altına, iki milyar dört yüz milyon dolar ödemekteyiz.

Büyük ümitlerle başlayan altın madeni işletmeciliği, dış kaynaklı yönlendirmeler sebebiyle, büyük ve aşılması güç engellerle karşılaşmıştır. Yönlendirmelerin temel dayanağı: altın madenciliğinde siyanüre dayalı teknolojilerin kullanılması ve siyanürün zehirli bir madde olması gerçeğidir.

Evet! Siyanür gerçekten zehirli bir maddedir. Bazı bileşikleri de uçucudur. Havaya karışır, solunum yoluyla insan vücuduna girer. 300 miligram siyanür tuzunun ağızdan alınması veya 100 miligram hidrojen siyanürün teneffüs edilmesi hâlinde ölüm mutlaktır. Daha az miktardaki siyanür ise, insan vücudundaki kükürtle birleşerek zehirleyici özelliğini kaybeder.

Sıralanan bu gerçeklere rağmen; dünyada ve ülkemizde, endrüstride kullanılan siyanür sebebiyle tek bir ölüm olayına ve hattâ, tedavi ile önlenebilmiş tehlikeli bir zehirlenmeye rastlanmamıştır.

İnsan sağlığı ve hayatı, elbette her türlü ve boyutu ne olursa olsun, maddî zenginliklerden çok daha önemlidir. Bu gerçekten hareket edilerek, endüstride kullanılan siyanürün olabilir olumsuz etkileri sıfır noktasına indirilmiştir. Siyanür, günlük hayatımızda kullandığımız bazı gıdalarda bulunmaktadır. Belli dozdaki siyanüre, insan vücudunun ihtiyacı vardır. Dağ çileği gibi bazı yiyecek maddelerinin tohumunda siyanür bulunur. Altından yapılmış ziynet eşyalarının işlenmesinde siyanür, vaz geçilmez bir kimyevî maddedir.

Dünyada altın endüstrisinde bir yılda 400.000 ton, diğer endüstrilerde ise 200.000 ton olmak üzere 600.000 ton siyanür tüketiliyor. Türkiye’deki siyanür kullanımı ise yılda 1.600 tondur. Bunun 600 tonu gümüş elde edilirken, geri kalanı da metal kaplamacılık ve kuyumculuk sektöründe tüketiliyor. Kütahya’nın Gümüşköy mevkiinde, 10 yıldan beri her yıl ortalama 500 ton siyanür kullanılmaktadır. Buna rağmen siyanürden kaynaklanan ölüm ve siyanür zehirlenmesi olmamış, çevre felâketi yaşanmamıştır.

ESKİ BİR OYUN

“Altın madenlerinin işletilmesi konusunda halkı yönlendirenlerin tek amacı: Türkiye’yi fakirliğe mahkûm etmektir.” şeklindeki düşüncelerde çok büyük bir hakikat payı vardır. Aynı amaçla nükleer santral konusunda da güçlü bir direnç oluşturulmuştu. 1970’li yıllardan 2000’lere kadar devam eden karşı koymalar sebebiyle ülkemizde nükleer enerji santralı yapımından tamamen vaz geçildi. Bu suretle Türkiye karanlığa mahkûm edilecekti ki… yaşanan ekonomik kriz sebebiyle fabrikalar üçer-beşer kapanınca, enerji açığı olan Türkiye’de bu defa enerji fazlalığı oluştu. Böylece karanlığa mahkûm olmaktan kurtulduk.

Milletlerarası çevreci kuruluşlar; bizi bizden fazla seviyormuş gibi görünüyorlar. Bu aşırı ve sebepsiz sevginin sahipleri, Türkiye’nin önünü açacak her yeni uygulamayı engelleyecek bir takım gerekçeler buluyorlar. İşin dikkat çekici yönü, bu gerekçeleri benimseyen insanları da içimizde bulmakta hiç zorlanmıyorlar.

Altın madenlerimizin işletilmesinde işte böyle bir dirençle karşı karşıyayız.

ooo

Türk kültüründe altının özel bir yeri vardır. Milletimiz, gerek tasarruf amacı ile gerekse ziynet eşyası olarak altın almaktan vaz geçmez. Vaz geçilmeyen bu kıymetli maden, Türkiye’de üretilmemeli ki… altın ihracaatçısı ülkelerin pazar alanları daralmasın. Ve de Türkiye, altın yataklarına sahip olduğu hâlde, bunları işletmeyen tek ülke konumunda kalmaya devam etsin.

Emekli hariciyecilerimizden İsmail Berduk Olgaçay, Tasmalı Çekirge isimli kitabında, BÜDBÜKAT’çılardan söz eder. BÜDBÜKAT, Bir Ülkenin Diğer Bir Ülkenin Kontrolü Altında Tutulması kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Türkiye’nin kontrol altında tutulmasını isteyen dış güçler ve onların içimizdeki yardımcıları – yardakçıları… yani BÜDBÜKAT’çılar, bir tezgâh kurmuşlardır. Bu tezgâh yıllardan beri, teknoloji harikası saatler gibi sessizce ve çok düzgün bir şekilde işler. BÜDBÜKAT’çıların bir bölümü, tepki doğuracak uygulamaların yönetmeliğini-şartnâmesini hazırlar. Bir bölümü, sorumsuzca ve “Burada yolsuzluk yapılıyor” diye bağırarak peşkeşler çeker. Üçüncü bölüm ise: “Vatan satılıyor” bağırışlarıyla gerçek vatanseverleri ayağa kaldırır. Uygulama durdurulur, yeni şartnâmeler hazırlanmaya başlanır. Sistem, devr-i daim tulumbası gibi işlemeye devam eder. Kıymetli madenlerimiz toprak altında bekleyişlerini sürdürürler. Böylece saf insanlarımız, zengin kaynakların fakir bekçisi olarak kendini güvende (?!) hisseder.

ÇÖZÜM

Madencilik, pahalı ve riskli bir yatırım alanıdır. Büyük sermaye ve uzun hazırlık devresi gerektirir. Maden yataklarının yerinin belirlenmesi, rezerv miktarının öğrenilmesi, işletme veriminin tespit edilmesi para ve zaman ile olur. Altın madeni söz konusu olunca yatırım miktarı da risk oranı da yükselir. Altın bulunduğu kuvvetle tahmin edilen her 100 sahadan yalnızca bir tanesinde verimli olabilecek miktarda altın bulunabilir.

Ülkemizde altın ve gümüş gibi kıymetli madenlerin arama çalışmaları Cumhuriyetin ilânından çok sonraları başladı. Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA), 1935 yılında bu amaçla kuruldu. Kurumun adı 1983’te Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü olarak değiştirildi. MTA’nın teşkilâtı Ankara’da merkez kadrosu ve Anadolu’daki 12 bölge müdürlüğünden oluşur. Geniş bir kadro; yer altı zenginliklerimizin, milletimizin refah ve mutluluğuna dönüştürülebilmesi için çalışır. 70 yıllık çalışmaların sonucunda Türkiye’nin jeolojik yapısı ve maden rezervlerimiz konusunda önemli ve değerli bilgilere ulaşılmıştır. Bu bilgilerin değerlendirilmesi aşamasında karşılaşılan engeller, gerçekten büyük bir talihsizliktir. Bir başka talihsizlik de, madenlerimizin yabancılara peşkeş çekildiği iddialarını haklı çıkaracak hatalı uygulamalardır.

Bu engelleri aşmak mecburiyetindeyiz. Madencilik sektörünün istihdama önemli katkıları vardır. Türkiye gibi işsizlik oranı yüksek ülkelerde âdeta can kurtaran simididir. Bu imkândan mutlaka yararlanılmalıdır. Devlet+yerli+yabancı şirketlerin oluşturacağı endüstriyel ve ticarî konsorsiyumlar gerekli.

Siyanürün olumsuz etkilerini sıfıra indiren teknolojiler geliştirilmiştir. İnsana ve çevreye olumsuz etkilerinden korkulmamalıdır. Hattâ bilinen metotlar uygulandığında çevre, usta bir ressamın elinden çıkmış tablolardaki eşsiz görünüme bürünür. Dünyada örnekleri çoktur.

Endüstriyel etkinlikler ve çevre problemi, çevre şuuru oluşmamış ülkelerde biribirini olumsuz etkileyen faktörler olarak bilinir. Türkiye bu şuurdan mahrum ülke olmaktan çıkmıştır. Birinin diğerine tercih edilmesi söz konusu olmaksızın potansiyel zenginliklerimiz aktif hâle getirilebilir. Getirilmelidir.

Gelişmiş-kalkınmış ülkelerle aramızdaki mesafenin, daha fazla büyümeden kapatılabilmesi için madenlerimiz en uygun kaynak ve araçtır.

Bu yazıdaki rakama dayalı bilgiler için Türkiye Maden Mühendisleri Odası’nın yayın organı olan Madencilik Bülteni’nden yararlanılmıştır.
 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -