Ana Sayfa 1998-2012 AKDENİZ BİRLİĞİ

AKDENİZ BİRLİĞİ

Oluşturulmasına çalışılan Akdeniz Birliği (AkBir) adlı kuruluşun zirve toplantısı, 13 Temmuz 2008 tarihinde Paris’te gerçekleştirildi. 13 Mart 2008 tarihinde Brüksel’de yapılan AB zirve toplantısında Fransa ile Almanya arasında mutabakat sağlandığından, Paris toplantısında ilerleme sağlamak kolay oldu.

- Reklam -

Zirve ile ilgili haberler; magazin bağımlısı medyamızda, toplantıya katılan lider eşlerinin kıyafetleri hakkındaki değerlendirmelerle sınırlı olarak yer aldı. Oysaki AkBir, içi boş bir proje olarak hafife alınmakta ise de, çok önemli potansiyele sâhiptir. Projenin içini doldurma görevi, en çok Türkiye’ye yakışır. Çünkü üye adayı ülkelerin her biri ile tarihî ve kültürel ilişkilerimiz var. Bu özellikler göz önünde bulundurulursa, bizden daha uygunu bulunamaz.

Ne var ki projenin önemi, art niyetli hesapların gerisinde kalıyor. Hesapların ilki; Fransa’nın Avrupa Birliği (AB) içerisinde Almanya-Fransa üstünlük yarışında öne geçme arzuları ile ilgilidir. İkincisi de yine Fransa’nın Türkiye’yi AkBir’e dâhil ederek AB üyeliğinden vazgeçirme düşüncesine dayalıdır.

Türkiye’de; AkBir üyeliğine râzı olunduğu takdirde, AB hedefinden uzaklaşılacağı endişesini taşıyanlar, konuya sıcak bakmıyorlar. Bu, dar bir görüştür, kapıları tamamen kapatır. Sağlıklı düşünülebilirse, mesele bütün yönleriyle incelenebilir. Fransa, özellikle AkBir’in en büyük destekçisi Sarkozy, Türkiye’nin AB’ne girmesine kesinlikle karşı çıkıyor. O engel bir şekilde aşılsa bile, üyeliğin gerçekleşmesi zor bir hayâl olarak görülüyor. Türkiye; AB’den vazgeçmek anlamında değil, menfaatlerine uygun açılım lar sağlaması hâlinde AkBir’e destek verip üye olmayı hedeflemelidir. Bunun için de önce kendi önyargılarımızdan arınmamız gerekir.

AKDENİZ BİRLİĞİ NEDİR?

AkBir; İspanya, Fransa, İtalya, Slovenya, Hırvatistan, Bosna, Sırbistan, Makedonya, Arnavutluk, Yunanistan, Malta, Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Suriye, Lübnan, İsrail, Mısır, Libya, Cezayir, Tunus ve Fas gibi Akdeniz’e kıyısı olan 22 ülkeyi bir araya getirecek kuruluş olarak düşünülmektedir.

Amaç ve kapsam ile ilgili düşünceler henüz şekillendirilmiş ve dondurulmuş değildir. Düşünülen işlevler şöylece özetlenebilir: Üyeler arasında ticarî ilişkileri geliştirmek, Akdeniz Yatırım Bankası’nı kurmak, bölgede hukuk devleti kavramının yerleşmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamak, üye ülkeler arasındaki ekolojik çevre problemlerine çözüm bulmak, ortak kalkınma programlarını belirlemek, Nükleer Enerji Ajansı, su kaynakları ve kalitesi komisyonu kurmak, bilgi ve tecrübe paylaşımında bulunmak, kültürel alışverişlerin merkezi olacak Akdeniz Üniversitesi’ni faaliyete geçirmek, ticaret, enerji, güvenlik, terörle mücâdele, sürdürülebilir kalkınma, sağlık turizm ve diğer alanlarda işbirliği yapmak. Bütün bu işleri gerçekleştirirken AB ile sıkı bir çalışma programı uygulamak.

- Reklam -

DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ DEĞİL.

AkBir projesinin gelişmesinin önünde engeller bulunuyor: Akdeniz’de kıyısı bulunup da AB üyesi veya üye olması ihtimali kuvvetli olanların dışındaki ülkelerin katılımıyla oluşacak bir kuruluşu düşünenlerden söz ediliyor. O zaman kurulacak birliğin üyeleri; Türkiye, Fas, Cezayir, Tunus, Libya Mısır, Suriye, Lübnan, ve İsrail’den ibâret olacak. Böyle bir kuruluşa, Kuzey Afrika-Ortadoğu Birliği demek daha uygun olur. Zâten bu düşüncenin destekleyicileri, projeyi gerçekleştirme gücüne sâhip değil. ‘Yalnızca, AkBir’i, AB yolundaki engel olarak görenlerin ortaya koydukları bahâne…’ deyip ciddiye alınmayabilir. Elbette bu şekilde oluşacak projeye Türkiye’nin ‘Evet’ demesi haysiyet kırıcı bir durumdur. Bizi ilgilendiren konulara ilgisiz kalmak suretiyle başkalarının yazdığı senaryolarda, onların uygun gördükleri role râzı olmak kadar küçültücüdür.

AkBir ile ilgili iddialar arasında; ‘AB’nin üyeliğe kabul etmeyi düşünmediği Akdeniz ülkelerine belli imkânlar sağlamak suretiyle onları, kendi yörüngesinde tutmaya çalıştığı görüşü de yer alıyor. Bu görüş resmiyet kazanır mı? Şimdiden bir tahminde bulunmak zor. Karşı görüş oluşturmak, AkBir’in muhtemel üyeleri içerisinde en çok Türkiye’ye yaraşır. Türkiye bu konuda ne kadar aktif? Bilinmesi gerekiyor.

TÜRKİYE AKBİR’E ‘EVET’ DEMELİ Mİ?

Fransa’nın ileri sürdüğü AkBir projesine; İspanya, Fas, Cezayir, Tunus, Mısır ve İsrail ‘Evet’ dedi. Almanya’nın da engel olmayacağı anlaşılıyor. Türkiye, ön yargılı davranarak ‘Hayır’ diyor. Bu cevapta şüphesiz, Sarkozy’nin her vesile ile dile getirdiği düşünceleri etkili olmuştur. Sarkozy; AkBir ile ilgili projeyi açıklarken bile: ‘Türkiye’nin AB’li olma vasfına sâhip olmadığını düşünüyorum. Çünkü Avrupalı değil. Birliğe girmemesi durumunda Avrupa’dan uzaklaşmasından endişe ediliyorsa, Akdeniz Birliği’nde berâber oluruz.’ Diyor. Sarkozy çok net bir şekilde görüşlerini açıklamaya devam ediyor: ‘Balkan ülkeleri, şartları yerine getirdikleri takdirde AB üyesi olabilirler. Diğerleri ise ancak AB üyelerinin istedikleri zaman üyeliğe alınırlar. Avrasya ülkelerine ise imtiyazlı ortaklık veririz.’ Burada ‘diğerleri’ kelimesi ile kast ettiği tek bir ülke var: Türkiye.

- Reklam -

‘AB olmadı, olmuyor, olmayacak… hiç değilse AkBir olsun’ düşüncesinden yola çıkarak değil, bize yarar sağlayacak şartları temin edip AkBir üyeliğini düşünmekte yarar var. Teklif, karşı taraftan geliyor. Pazarlık yapma şansımız var. Gücümüzü kullanırsak istediklerimizi pek alâ alırız. Apaçık ortada: Türkiye’nin üye olmadığı Akdeniz Birliği’ni yaşatmak ve geliştirmek mümkün görülmüyor. Geliştirebilirlerse hayrını görsünler…

Milletlerarası ilişkilerde esastır: Kendisini güçlü hissedenler, şartları belirleyici rol üstlenirler. Meydanı boş bulurlarsa, senaryoyu yazarlar, rolleri dağıtırlar. Katılımcı olmayanlar, kendilerince uygun görülen rollerle yetinirler veya seyirci olarak kalırlar.

Türkiye; AB’ni tek hedef olarak belirlerse hatâ eder. AkBir, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Anlaşması, Şanghay İşbirliği Teşkilatı ve hatta Genişletilmiş Karadeniz-Hazar ve Ortadoğu Havzası… ve hatta önderlik edeceğimiz başka projeler gündemimizde olmalı. Çağımızda insanlar gibi milletler de Robenson hayatı yaşayamazlar. Kendi yağıyla kavrulmaya çalışan ülkeler, büyük olma hedefinden uzaklaşmakla kalmazlar, küçülme eğilimine girerler.

Türkiye’nin B, C, Ç ve D planları bulunmalı. Ancak o zaman A planı olarak düşünülen AB’nin zararlarından korunabiliriz.

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -