Ana Sayfa 1998-2012 AB Yerine Türk Birliği

AB Yerine Türk Birliği

Orkun dergimizin geçen ayki sayısında BİNDİK BİR ALAMETE, GİDİYORUZ KIYAMETE başlıklı yazımla AB hakkında düşüncelerimi arz etmeye çalıştım. AB’nin, bize karşı haksız davranışlar içinde olduğunu, kültürel değerlerden yana hassasiyetimizi anlamazdan geldiğini, 80 yıl önce onunla yaptığımız ölüm kalım mücadelesini ve Sevr dayatmalarını tekrarlamak arzusunda olduğundan kuşku duyarak (endişeli ve öfkeli olup), güvensizlik ifade ettiğimizi belirtmiştim.

- Reklam -

Avrupa’nın kökte Roma-Yunan-Hristiyanlık üçgeninden kurulu olduğunu ve AB’nin de Batılı ruh ve kültürün kaynaşma projesi olduğunu bildiğimiz hâlde, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma gayreti içinde iki asra yakın onunla işbirliğinde olduğumuzu, maddî mânevî her türlü katkıda bulunduğumuzu sıralamıştım. Hattâ 1940-45 yıllarında İkinci Cihan Harbi sonunda kedi eti yediklerini öğrendiğimizde Ankaralı atletler olarak Yunanlı sporculara kuru üzüm ve incir gönderdiğimi hatırlıyor ve ONLAR AÇKEN TOK YATMADIĞIMIZI da şimdi ekliyorum. Bizi sonuna kadar açık pazar olarak kullanmak isteyen AB’nin de, bize karşı sıkıntılarını biliyor ve onlara bazı konularda hak da veriyorduk. Güneş ve deniz bizde, yağmur ve sel onda idi. Onlar üreyemiyor biz herşeye rağmen maşallah çoğalıyorduk. Genç insan gücümüz onları korkutuyor. Bu yıl ilk ve ortaöğretim gören genç nüfusumuz 16 milyonu buldu. Serbest dolaşımımızdan endişeleniyorlardı. Fakat bunları ifade edemeyerek bizi bölmeye yeltenmeleri büyük yanlışlıkları idi. Halbuki herkesle işbirliği yapmayı, dostluk yapmayı, ittifak yapmayı arzu ediyorduk. Bizim için çare tükenmezdi, seçeneğimiz çoktu, kendileriyle dostluk ilişkileri içinde kalarak AB ile iki devlet arasında eşitliğe dayanan ilişki kurarak işbirliği yapabilirdik. Ayrıca “AB’ye selâm, NATO’ya devam” diyebileceğimizi de ifade etmiş ve “damarlarımızdaki asil kan”a güvenerek KIZILELMAMIZ TÜRK BİRLİĞİ’nden bahsetmiştim.

Memleketimizde bu görüşlerden rahatsız olanların çokluğunu biliyoruz. Çünkü onlar aylardan beri bütün medyayı arkalarına alarak çoktan tercihlerini yapmışlar ve AB’ne girmeyi azmetmişler gibi bir intibayı yaymışlardır. Hattâ bu görüşlerini bir devlet politikası hâline getirmek için çaba göstermektedirler. “AB’ne gireceğiz, dert bitecek, yardımlar gelecek ve demokratik bir idareye kavuşacağız” şeklindeki beklentileri, tarihî hakikatleri unutarak, cemiyetimize şırınga etmeye devam etmişlerdir. Türk milliyetçileri hiçbir ortamda bu fikirlere itibar etmemiş, millî itibarını ve değerlerini korumuştur. Siyasî plâtformda da netice aynı olmuştur.

Bu ayki yazımda da sizlere TÜRK DÜNYASININ KARDEŞLİĞİ ÜLKÜSÜne inancımızı tekrarlamak istiyorum. BÜTÜN TÜRKLERİN BİR ORDU olduğunu ifade ile Türk dünyasını 6 asırdır sömüren, genç Türkiye Cumhuriyeti’ni her fırsatta tehdit eden Sovyetler Birliği’nin Marksist rejimi ile birlikte 1990’da çökmesi üzerine Türk cumhuriyetlerinin âdedi 2’den 7’ye fırlamıştır. Büyük Bozkurt Mustafa Kemal’in 70 yıl önce söyledikleri oldu. Sovyetler Birliği dağıldı ve soyu bir kardeşlerimiz hürriyetlerine kavuştu. Neticede Gökalp’ın duası kabul olmuş, Rusya yıkılıp viran olmuş ve inşallah Türkiyemizde büyüyüp Turan olacaktır. O günlerdeki bayram sevincimizin bir ifadesi olan bayram tebriki kartımı yukardaki panoda görüyorsunuz. Türk devletleri birbirini destekleyerek çarkı döndürüyorlar ve ben de “BU ÇARKI DÖNDÜR YA RABBİ, BİRİZ! HEPİMİZİN YÜZÜNÜ GÜLDÜR YA RABBİ”diye duamı tekrarlıyorum.

1990’lı yıllarda Türk dünyası ile karşılıklı hasret giderdik. Koşa koşa onlara gittik. Onları yurdumuza davet ettik, hayâlleri gerçekleşen mesut insanın sevincini yaşadık, onlar da bizi hasretle kucakladılar. Yeni oluşum içinde özlenen bir duygu ile bakınız bize o yıllarda neler söylediler:

Kırgızistan Devlet Başkanı; “Türkiye Cumhuriyeti, Türk halkları için yol gösteren bir çoban yıldızıdır. Bizim bağımsızlığımızı tüm Türk halklarının merkezi olan Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıması çok sevindiricidir”. Özbekistan Devlet Başkanı; “Tüm dünyaya ülkemin Türkiye’nin izlediği yolda ilerleyeceğini ilân ediyorum. Bu sandıkta size kalplerimizi sunuyoruz ne zaman isterseniz açın alın.” Kazakistan Devlet Başkanı; “Sahip olduğumuz tek model Türkiye’dir.” Azerbaycan Devlet Başkanı Türkçü Elçibey; “Bir millet iki devletiz”. Kırgızistan Dış İşleri Bakanı; “Bir Türk federâsyonu mu? Neden olmasın? Bunda korkulacak birşey yok. Türkiye geleneklerini koruyarak gelişmiştir. Türkiye’nin tecrübesinden yararlanmak istiyoruz.”

Bilindiği gibi Orta Asya 21. yüzyılın en büyük odaklarından biridir. Sahip oldukları stratejik özelliklere ek olarak ekonomik potansiyelleri itibariyle de dünyanın en önemli ülkeleri arasında yer almaya hak kazanmışlardır. Türkiyemiz dahil bütün Türk devletleri birbirleriyle dinamik ilişkiler kurma ve geliştirme, zengin ekonomik potansiyellerini harekete geçirme sayesinde; kültürel, siyasî ve ekonomik işbirliği zeminlerini birlikte hâlletmiş olacaklardır.

- Reklam -

Türk işadamları ve sanayicilerimizin temsil ettikleri “Türk Girişimciliği Ruhu” ile birçok yeni ve güzel atılımlar yaparak millî kaynaklarımızın TÜRK İÇİN TÜRK’E GÖRE TÜRK TARAFINDAN KULLANILMASINI SAĞLAYACAKLARDIR.

Türk dünyası devlet, toplum ve siyaset hayatındaki kurumlaşma eksikliğini tamamlayıp, ekonomik birikimlerinden ve tecrübelerinden istifade ederek kuracağı TÜRK BİRLİĞİ ile bütün dünyanın karşısına çıkabilecek güçtedir. Bunu son on yılda da tekrar göstermiştir. NEREDEN NEREYE geldiğimize dikkatle baktığımızda Kızılelmamızın ışıklarını görerek, şükür etmemiz gerekir. Mevcut durumu yeterli bulmayan karşıklı olarak yanlış uygulamaları izleyen ve daha öncü ileri atılamlar bekleyenlerimiz de vardır ve haklıdırlar. Ancak, Türk dünyası konusunda 1940’tan 1990’a kadar tam 50 yıl Türk dünyasına karşı gözü bağlanmış bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğumuz unutulmamalıdır. Hiçbir hazırlığımız olmadığı gibi Türk dünyasıyla alâkadar olmak isteyenleri suçlu ilân ettik. Politikacılarımız, üniversitelerimiz, aydınlarımız, basınımız, sanatkârlarımız hepimiz bu konuda suçluyuz. Sizlere bu konuda başımdan geçen iki örneği arz ediyorum. Millî Eğitim Bakanlığımızın Talim Terbiye Dairesi başkanlığını uzun yıllar yapmış 1975’li yıllarda da Spor Bakanlığı görevinde bulumuş bir dostum, 1992 yılında kardeş Azerbaycan’a gitmeyi arzu etti, benden fikrî yardım talep etti ve çok memnun döndü. Bu seviyedeki dostumun Bakü’ye hareketinden önce bana Azerbaycanlı kardeşlerimiz için “Türkçe biliyorlar mı?” diye sorduğunu unutamıyorum. Yine devletimizin Kültür Bakanlığını yapan hergün devlet televizyonlarında seyrettiğimeiz Talât Halman Bey, “Büyük bir güç kaynağı Orta Asya’dır. Bu potansiyeli biz geç anladık, güç anladık.” diyerek acı itirafta bulunmuştur.1

İşte sizlere, genç Türkiye Cumhuriyetimizin en üst kademelerde hizmet görmüş iki kültür yöneticisinin Sovyetler dağıldığı yıllardaki Türk dünyası ile ilgili yürekler acısı utanç verici bilgileri ve itirafları.

Türk dünyası ile ilgili meselelerde bu kadar geriden yürümemizin cezasını çok çektik. Kayıplarımız büyük oldu. Tarihî fırsat kaçırdık. Halbuki büyük Bozkurt Mustafa Kemal bize 1933 yılında herşeyi ne açık söylemiş. Bu ifadeyi düstur kabul edip, başucumuzda saklamalıydık. Bu hitap bizim günah tablomuzdur. Beraberce tekrarlayalım ve dersimizi unutmalayalım.

“Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur. Bu dostluğa ihtiyacamız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi tıpkı Avusturya – Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili, bir inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Mânevî köprüleri sağlam atarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir.”

- Reklam -

Biz Mustafa Kemal Paşanın ikazından 60 yıl sonra ve ancak Sovyetler Birliği dağılmadan değil, dağıldıktan sonra harekete geçebildik. Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA)’yı, Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (TÜRKSOY)’yu, Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı (TÜDEV)’i kurarak görevimize geç bile olsa başladık. Bir devlet bakanlığını Türk dünyası ile ilişkileri takipte görevlendirdik. Türk dünyasındaki her devletle ve karşılıklı olarak dostluk dernekleri vasıtasıyla gönüllü kuruluşlar meydana getirildi. Türk milliyetçiliği fikrini temel kabul eden gönüllü kuruluşlarımız ve vakıflarımız aynı yönde çok faydalı çalışmalar yaptılar. On yıldan beri Türk Dünyası Dostluk ve Kardeşlik Kurultayları, Gençlik Kurultayları, Kadın Kurultayları, Çocuk Şölenleri, Nevruz Şenlikleri, Türk Dünyası Asamblesi muntazaman tertiplenildi. Türk dünyası ile ilgili sanat şölenleri, film festivalleri yapıldı. Bunların hepsi TÜRK BİRLİĞİ ETKİNLİKLERİDİR. Birçok konuda, her iki tarafça arzu edilmeyen davranışlar olmakla beraber bunları geçiş döneminin olguları olarak görüyüruz ve geleceğe ümitle bakıyoruz. Orta Asya’nın zengin kaynakları artık Türk insanına aktarılıyor. Türkmenistan’da tekstil fabrikaları çoğalıyor. Bütün Türk dünyasının şehirleşmesindeki büyük yapılar Anadolu mütahitlerince tamamlanıyor. Çevre sorunlarının çözümünde katkılarımız çoğalıyor. Yolların, hava meydanlarının, barajların, üretim yapan fabrikaların Türk teknolojisi ile tamamlandığını görüyoruz. İstanbul borsası Kırgısiztan borsasına ortak oldu. Son defa Afganistan’da Türkiyemizin liderliğindeki ISAF komutanlığının olumsuz şartlara rağmen başarılı olması Avrasya coğrafyasında ve Türk dünyasındaki saygınlığımızı artıracak uluslararası istikrar ve dengenin vazgeçilmez unsuru olduğumuz teyit edilecektir. Ve bu güzel ilişkiler Türk’ün bütün kaynaklarını sömüren Sovyetler’in dağılmasından sonra doğduğu için de henüz, 12 yaşına basmıştır.

Türkiyemiz ile Türk devlet ve toplulukları arasıdaki işbirliğinin kültür birliğinin, ekonomik birliğinin sosyal dayanışmanın ve savunmanın topluca; TÜRK BİRLİĞİNİN EN BÜYÜK ENGELİ BİZDEKİ TÜRK OLMAYAN TÜRKİYELİLERLE TÜRK DÜNYASININ YÖNETİMİNDEKİ ESKİ KOMÜNİST KAFALI YÖNETİCİLERDİR. Zaman bunu da halledecektir. Biz büyük Bozkurt Mustafa Kemal’in emrine uyarak bundan sonra yöneticilerimizin cevheri aslisine dikkat edeceğiz. İnşallah onların da torunları, hastalıklarından kurtulmuş Türkçüler olarak topluluklarının başına geçeceklerdir. Buna inanıyoruz.

AB için gece gündüz nutuk çekenler, “olmazsa olmaz” diyenler, siyasî partiler, milletvekilleri, “şart bildirisi” yayınlayan TÜSİAD’lar, sanayi ve ticaret odaları, hükûmeti ve bütün siyasî partileri toplantıya çağıran cumhurbaşkanımız, devletimizi yöneten kadrolar, gönüllü kuruluşlar ve medya AVRUPA’DAN DAHA ÇOK AVRUPALI OLANLAR AB için döktükleri teri Türk birliği için dökselerdi bugüne kadar çok mesafe katetmiş olurduk. Tabiî ki Türk birliğini AB’ne alternatif olarak görmememiz gerekir. İmkânlarımızı değerlendirmek Türk insanın geleceğiyle ilgilidir ve bizi daha güçlü yapar. Balkan Birliği ve Karadeniz birliği için de aynı şeyi söylemek mümkündür. Bunları beceren bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti zaten bugünden çok daha kuvvetli olurdu ve AB kapısında bekletilemezdi.

Son sözü Amerikan sürgününden dönen büyük Rus yazarı Aleksandır Soljenitsin’e bırakıyorum. 1994’te bitirdiği son kitabında “ORTA ASYA’DA ER GEÇ BÜYÜK BİR TÜRK DEVLETİ KURULACAĞINA İNANAYORUM, BU BÖLGENİN TÜM LİDERLERİ YÜZLERİNİ TÜRKİYE’YE ÇEVİRECEKLERİNİ AÇIKÇA DİLE GETİRMİŞLERDİR. ANADOLU YARIMADASINDAN ALTAY DAĞLARINA KADAR UZANACAK BÜYÜK TURANIN TEMELLERİ ATILIYOR” dedi. Biz de AB’den önce TÜRK BİRLİĞİ diyoruz.

Tanrı Türk’ü Korusun.

Dipnot:

1- 17.02.1992 Milliyet.

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -