Ana Sayfa 1998-2012 AB Muhiplerinin Göremedikleri

AB Muhiplerinin Göremedikleri

Sivas Kongresi sırasında (Açılış, 4 Eylül 1919), ülkemizi ABD’nin veya İngiltere’nin manda yönetimine teslim etmeyi düşünenlerin faaliyetleri en üst düzeye ulaşmıştı. İngiliz mandasına istekli olanların “İngiliz Muhipleri Cemiyeti” isimli bir de dernekleri vardı. Bu olgudan sonra, “muhip”1 sözcüğü, bizim siyasî edebiyatımızda önemli bir terim olarak yerini almıştır.

- Reklam -

AB yandaşları, üyeliğin bizi zenginleştireceğini ve özgürleştireceğini söyler dururlar. Yunanistan, İspanya ve Portekiz’i örnek gösterirler. Onların bu dönemde 50’şer milyar dolar dolaylarında yardım aldıklarını söylerler de buna karşılık bizim böyle bir yardım almadığımız gibi; Körfez savaşında 50 milyar, PKK ile mücadelede ise onbeş yılda 100 milyar dolarlık kayba uğradığımızdan ve Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girişinden bu yana (1996-2001), AB ile ticarette 60 milyar dolar açık verdiğimizden söz etmezler.

AB’de n diğer beklenti olan özgürlük ve çok partili demokratik sisteme dayalı toplumsal yapı ise; evrimleşerek gelişmesini sürdüren ve hâlâ da yaşadığımız Türk devriminin gereğidir. Kısacası, bizi Avrupa zenginleştiremez, biz kendimizi zenginleştirebiliriz; özgün değerlerimize göre biz kendimizi daha fazla özgürleştirebiliriz.

Türkiye’yi 1920’lerde 2000’lere geliştirerek getiren Türk devrimi ülkemizi ve toplumumuzu çağdaş uygarlığın üzerine taşıma özelliklerine ve canlılığına bugün de sahip bulunuyor.

AB üyeliği yandaşları, AB üyeliğinin Türkiye’ye kaybettireceği, aşağıda bir kısmı çıkarılan, konu ve alanlar üzerinde durmazlar.

AB üyeliği; Avrupa Parlâmentosu, Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Adalet Divanı’nın yetkilerinin Türkiye üzerinde de egemen olmasını kabul kararıdır. Bu durum, Avrupa ile egemenlik ve bağımsızlığımızın paylaşılmasıdır; Atatürk ilkelerine karşı hakarettir.2

Bağımsızlık ve egemenliğin AB ile paylaşılması Türkiye’yi AB amaçları karşısında savunmasız bırakacaktır. Küreselleşmenin getireceklerinden yararlanmamızı önleyecek, götürecekleri karşısında en güçlü savunma aracı olan bağımsızlık ve egemenlik zırhından yoksun bırakacaktır.

- Reklam -

Atatürkçülüğün ve cumhuriyetimizin temel özelliği olan bağımsızlıktan ve egemenlikten yoksunluk; kısacası Avrupa’nın eyaleti olma hâli, Atatürkçülüğü bitirecek; AB üyeliği; Atatürkçülüğün, Türk devriminin sonu, Türkiye’nin sonunun başlangıcı olacaktır.

AB yandaşları aşağıda açıklanan kayıplarımıza da hiç değinmezler:

• Roma Anlaşmasının 3C maddesindeki “Kişi, sermaye ve hizmetlerin” serbest dolaşım hükmü, temel ilkesi sebebiyle KKTC; Türkiye ile beraber de üye olsa, Güney Rumlarının istilâsından ve işgalinden kurtulamayacak, varlığını koruyamayacak.

• Katılım Ortaklığı gereğince 2004 yılında Adalet Divanı’na götürülmesi gereken Ege Sorunu, AB üye ülke hâkimlerinin kararları ile 15-0 aleyhimize sonuçlanacak ve Ege bir Yunan denizi olacak.

• İstanbul’da kurulmaya çalışılan Ortodoks din devletinin ve Türkiye’nin üzerine kurulmaya çalışılan Bizans’ın (Bartholemeos’un ifadesi ile Yeni Roma’nın) yolu açılacak.

- Reklam -

• Türkiye’nin bölünmesini kolaylaştıracak olan ana dilde yayın ve eğitim, Yugoslavya’dan da küçük parçalara ayrılmamıza sebep olacak.

• Avrupalılar “Doğu Sorunu” amaçlarına; Yunanlılar “Megali İdea’larına” kavuşacaklar.

Üzüntü veren hususlardan birisi de, AB yandaşlarının Atatürkçülükten söz açmaları, AB üyeliğinin çağdaşlaşmanın gereği olduğunu söylemeleri. Çağdaşlaşmak için Avrupa ile bütünleşmek, Avrupa’nın eyaleti olmak gerekli değildir.

AB üyeliği önce Atatürkçülüğü, sonra onun eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kaybetmemize sebep olacaktır.
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -