Ana Sayfa 1998-2012 AB Gerçekleri Türkiye'yi Nereye Götürüyor?

AB Gerçekleri Türkiye’yi Nereye Götürüyor?

- Reklam -

Türkiye AB ile yatıyor, AB soluyor. Kalkış ve varış istasyonu ile tarifesi belli olmayan bir güzergâhta kaçmakta olan AB treninden devamlı söz ediliyor.

Brüksel dolaylarından sorumlu (belki de seçim ve geçim bölgesi Brüksel olan) siyasî parti lideri ile, birtakım aydın kimlikli kişiler “-eyvah AB’ye giremezsek, AB trenine binemezsek Türkiye mahvolur, yok olur, bu bizim sonumuzdur” teraneleriyle felâket tellallığı yaparak toplumu AB konusunda bilgilendirmektense yönlendirmeye gayret ediyorlar.

Toplumumuzun büyük bir kesimi, AB üyeliğinin ne olduğunu bilmemekte, bunu istiyor görünse de (gerçekte kendi farkında olmasa bile) aleyhine oluşabilecek emrivâkileri istememektedir.

- Reklam -

Yapılan birtakım kamuoyu araştırmalarını bu gözle değerlendirmek mecburiyetindeyiz.

Bilgilendirilmeyen Türk halkını, tek taraflı yönlendirmeyle oluşturulan kamuoyu araştırmaları gerçekleri yansıtmaktan uzaktır.

•••

“Başka yarın yok” veya “Farka bakar mısınız?” sloganlarıyla çalışmalarını sürdüren, ne olduğu, kimlerden oluştuğu, kimler tarafından finanse edildiği belli olmayan “Avrupa Hareketi 2002” adındaki demokratik oluşumun yoğunlaştırdığı propagandayı da yangından mal kaçırırcasına yapılan bir yönlendirme hareketi olarak gözlerden ırak tutmamalıyız.

- Reklam -

Saydamlıktan bahsedenlerin pek saydam olmadığı bu “Avrupa Hareketi 2002” için verilen web sitesine adresine girenler, bu harekete katılanlar hakkında nedense bilgi sahibi olamamışlardır.

Bir aldatmaca yaşanmaktadır. Uluslararası bir komplonun Karen Fogg benzeri yönlendirme girişiminin ayağı olduğu kesindir.

“AB’nin Aralık ayında olumlu karar vermek için beklediği yasa değişikliklerini” yaparlarsa tüm sorunlarımızın sona ereceği iddia edilmektedir.

Eğer bu iddialara inanırsanız; “Türkiye, AB’ye aday olduğu gün” milyarlarca dolar para “karşılıksız destek” olarak Türkiye’ye akacaktır.

Eğer bu iddialara inanırsanız; “aday olduğunuz gün” Türkiye’ye yeni yatırımlar yapılacak; fabrikalar, işyerleri açılacak, çiftçimizin ürünü para edecek, gençlere iş imkânları yaratılacak, büyük şehirlere göç önlenecek.

Eğer bu iddialara inanırsanız; “AB’ye aday olunduğunda” çalışanların, çocuklarının, ailelerinin hayat, sağlık ve emeklilik haklarının kaliteleri yükselecek; Türkçe, Avrupa’nın resmî dillerinden biri, Türkiye Avrupa’nın zengin, varlıklı, eşit ve hür bir ülkesi olacak.

Milletvekillerine diye kaleme alınan bu propaganda ilânlarının gerçek hedefi sokaktaki insanımız, yani Türk milletidir.

Hiçbir AB yetkilisinin ağzından bu vaatleri duydunuz mu?

Aksine birtakım tahkir edici ifadeleri, kabulü mümkün olmayan beyanları duymaya alıştığımız AB yetkililerinin kullanmadığı bu ifadeleri, vaatleri söylenmiş gibi Türk milletine yutturmaya çalışanların “-maksadı ne ola ki?” diye sormadan edemiyoruz.

Sakın uşaklık alışkanlığı olmasın!

•••

AB’ye giriş veya AB trenine binmek uğruna tavize zorlanan Türk milleti, AB yanlısı bir elitin komplosuyla karşı karşıyadır.

“AB’ye üyelik sürecinin siyaset üstü bir me sele olarak ele alınmasını” talep etmek, Türk toplumuna ve siyasetine karşı bir “elit” komplosunun ifade ediliş biçimidir.

Türk ekonomisini dar boğaza sokulmasını, kredi musluklarını tutacak bir zatın ABD’den ithal edilip bakan yapılmasını, siyasete hâkim kılınmasını, birtakım IMF niyet mektuplarının teatî edilmesini bu komplo çerçevesinde görmezden gelebilir miyiz?

Bir siyasî liderin geleceğini AB desteğine bağlamasını, sözcülüğünü yapmasını da bu meyanda görmezden gelemeyiz.

Hattâ birtakım zeybetiko-horon-sirtaki karışımı oyunlarla pekiştirilmeye çalışılan Türk-Yunan kardeşliği havası ile Türk milleti uyutulmak istenirken Türk dostu olduğu iddia edilen Yunanlı kardeşlerimizi(!) Karadeniz’den Pontus gölü diye bahsetmelerini; savaş uçaklarının havada ikmal yaparak Van’a kadar ulaşmalarını sağlayacak girişimleri, saldırı helikopterleri temini yolundaki teşebbüslerini ve ara ara sinirleri geren kilise destekli Türk düşmanlığı mesajlarını da görmezden gelemeyiz.

Görmezden gelmenin ötesinde bulunduğu mevkii ve Türk dış siyasetini, yabancı emellere hizmet noktasına getirme gayreti içersindeki bazı zevat-ı muhteremleri affedemeyiz de.

•••

Temmuz 2002 içerisinde AB muhiplerinin ve dış güçlerin kısaca “elit”in faaliyetleri had safhadadır. Siyasetin tıkandığı günlerde rahmetli bir politikacının oğlunun, görev yaptığı ABD’deki görevinden istifa ettirilerek Türkiye’ye alâ-i vâlâ ile döndürülüp bir siyasî partinin başına lider olarak getirilmesini ve “elit”in genç kurtarıcı lider imajı yaratma gayretlerini tesadüfe bağlayabilir miyiz?

Dış güçlerin, gayrı Türk unsurların, dönmelerin, devşirmelerin at oynatma gayretleri meyanında bu girişimi de değerlendirmek zorundayız.

O günlerde;daha önce ithal edilip getirilen, kurtarıcı rolündeki IMF görevlisi zattan millet umudunu eğer keserse; tercihini aynı çerçevede, aynı standartlarda bir başka zat üzerinde kullansın düşüncesi sanki hâkim, bu millet adına hareket ettiğini zanneden “elit” karar vericilerde.

Bu yüzden olsa gerek ki; bir giyim mağazasına pantolon almak için giren vatandaşa size pantolon veremedik ama ceket verelim gibi bir davranışı yaşar gibiyiz!..

•••

Temmuz 2002:Kavga görünürde AB yüzünden. Dış destekli menfaat odakları kontrollü yazılı ve görüntülü basınımızın çeşitli köşelerinde hâkim başlıklar:

AB treni kaçtı;

AB’ye elveda;

AB bir rüya.

Bu taban oluşturma gayretlerini takiben gelen suçlamalar ise:

AB’nin bizden ilk aşamada öncelikle üç şey istediklerinin altı çiziliyor.

1. İdamın kaldırılması,

2. Ana dilde öğretim ve yayın,

3. Kıbrıs’ta anlaşma.

Türkiye’de AB’ne karşı olanlar bu üç isteği de yokuşa sürmüşler ve umutlar suya düşmüş. Bundan böyle Türkiye üçüncü sınıf düşkünü geri kalmış bir Orta Doğu ülkesi olacak, yabancı sermaye semtine uğramayacakmış.

Kısaca tren kaçmış.

•••

Satır aralarını okuma alışkanlığı olanlar şu “tren kaçtı” meselesinin ne olduğunu iyi bilmektedirler.

Bu acelecilik yangından mal kaçırmaktır.

Bu acelecilik gerçekleri saklamak ve saptırmaktır.

AB’ne girmek için “idam-anadil-Kıbrıs” diye vurgulanan üç konu dışında (gerçekte AB’ye girmek için değil üyelik müzakerelerine başlamak için dayatılan bu şartları AB’ye girmek için diye saptırarak millete yutturma gayretleridir) bir sürü şartın yerine getirilmesi gerekiyor.

•••

İdam yani ölüm cezası Türkiye’de uzun yıllardan bu yana uygulanmıyor. “Fiilen” kalkmış durumda. Peki, neden bu konuya önem veriliyor?

Evelemeden gevelemeden söylemeliyiz. 15 yıl süren bir iç savaş görüntüsü yaratılma gayretleriyle AB’nin ağır topları Batılı müttefiklerimizce desteklenen, finanse edilen, lojistik destek sağlanan bölücü terör hareketini ve hareketin eli kanlı liderini terörist kimliğinden sıyırıp siyasî lider yapma gayretlerinin ifade ediliş şeklidir.

Kısacası PKK’nın siyasallaştırılıp liderinin ölümden kurtarılması, uzun vadede, siyasî lider olarak mevcut siyasî yapıya monte edilmesidir.

Kabul edilemez bir emrivâkidir.

Anadilde eğitim ve yayın; T.C üniter yapısının kolay kolay kabul edemeyeceği, Türk milleti oluşumunun temeline dinamit koymak, T.C devletinin parçalanmasına yol açacak bir girişim, bir dayatmadır. Batının devam edegelen “Şark meselesi” içerisinde Türkiye’nin bölünmesini, parçalanmasını kabule zorlamaktır. Türk milleti adına hareket ettiği inancındaki karar vericilerin iyi düşünmesi gereken bir husustur. AB’ye bölünmeden, parçalanmadan giren bir Türkiye mi, yoksa AB’ye parça parça olarak giren bir Türkiye mi arzulanmaktadır? Bunun cevabını siyasîler açık ve net bir şekilde vermelidirler. Cevap verilemediği takdirde tarih hükmünü icra edecektir.

Gerçek ve samimî milliyetçiler, üniter yapıdan yana olan millî güçler bu istek karşısında duyarlıdır.

Ve idam ile anadilde eğitim-öğretim ve yayın birbirini tamamlayan, Türkiye’nin bölünme sürecini hızlandıran etnik bir yapıya dayalı millet yaratma gayretidir.

Bu da kabul edilemez bir emrivâkidir.

Ya Kıbrıs?

Kıbrıs’ta anlaşma diye ileri sürülen hususlar, kısaca Kıbrıs’ta taviz verilmesi, Kıbrıs’ın terki, gizli Enosis’in gerçekleştirilmesidir.

Kıbrıs müzakereleri öncesi ve sonrasında “elit”in savunduğu Kıbrıs’ta taviz taleplerini dış güçlerin gerek Kuzey Kıbrıs’taki gerekse anavatan Türkiye Cumhuriyeti’ndeki yıkıcı lobi faaliyetleri olarak görmezden gelemeyiz.

•••

Kıbrıs’ta anlaşma hariç;idam-anadilde eğitim ve yayın dayatmaları 3 Ağustos 2002 tarihi itibarıyla kabul edildi. Peki, 9 Ekim 2002 itibarıyla AB cennetine giden tren Türkiye istasyonuna yanaşıp durdu mu? AB tarifeli seferleri içerisinde Türkiye istasyonu belirtilmemiştir.

Sevilla zirvesinden sonra yayınlanan bildiride Türkiye’yi “teşvik eden” paragrafa değil de AB’nin genişlemeden sorumlu komisyon üyesi Gunter Werheugen’e göre idam, midam sorunu çözmek için yeterli değil. “Türkiye’nin önünde yapacağı daha çok işler var.” Bu ifade kulak arkası edilebilir mi?

Avrupa Parlâmentosu karma parlâmento komisyonu (KPK) başkanı Lagendijk’ın Brüksel toplantılarında dile getirdiği bir başka gerçeğe kulak verelim.

“-Kopenhag siyasî kriterlerinin yıl sonuna kadar gerçekleşeceğine inanmak hayâl olur. Türkiye’de öyle bir hava estiriliyor ki sanki idam cezasını kaldırıp Kürtçe eğitime izin verirseniz her şey tamam olacak. Hayır öyle olmayacak!..”

Adam gerçekleri saklamadan ifade ediyor. Daha sırada Kıbrıs var, Ege var. Bitmedi, daha çok şey var.

Lagendijk: “- Bu yıl sonunda, siz sadece kâğıt üzerinde yasalarınızı değiştirseniz bile yeterli olmayacaktır. Leyla Zana hâlâ hapisteyse ifade özgürlüğünü sağladığınıza kimse inanmaz. Türk yetkililer, artık silâhlı mücadelenin sona erdirilebileceği düşüncesini de geliştirsinler. Eğer öbür taraf (yani PKK) silâhları bırakmak zorundaysa makul ölçüde bunu yapmak zorundasınız… Diyalog bir yerde başlamalı… Doğru diyalog sağlanmadığı takdirde, Kopenhag kriterlerinden bir tanesi de yerine getirilmemiş olacaktır!..

Kısaca özetlersek; Türkiye, PKK ile masaya oturmadığı sürece AB’yi rüyasında bile göremezmiş!.. Ayrıca tüm istenenleri yerine getirse bile Türkiye’nin tam üyelik müzakereleri için tarih istemesi gerçekçi değilmiş!.. AB’nin vereceği bir tarihin de aslında hiçbir anlamı olmazmış!!!

İşte AB gerçekleri!..

•••

AB ilişkileri açısından kilit öneme sahip Kıbrıs konusunda Kopenhag zirvesinden çıkabilecek muhtemel sonuçlar Türkiye ve KKTC lehine olmayacaktır. Başından beri bu açıkça ifade edilmekte olup; AB’nin Kıbrıs Rumlarını tek başına birliğe alacağının işaretleri verilmiştir.

Türkiye’nin ne AB’den ne de Kıbrıs’tan vazgeçmeye dönük bir devlet politikası olmadığı ifade edilmekte ise de; Türkiye Cumhuriyeti’nde hükûmet edenlerin (iktidarın) ve muhalefetin zevahiri kurtaracak taviz politikaları izlemesi için zorlamalar devam etmektedir.

Türkiye adadaki taraflar arasında “eşit, âdil, yaşanabilir ve yaşayabilir” bir çözüm bulunmasının ardından AB üyeliğinin sağlanması gerektiğini bir devlet politikası olarak her plâtformda dile getirmektedir. Ne var ki bu istekler şimdiye kadar kaale alınmamıştır. Bundan sonra da değerlendirileceğini sanmıyoruz. Bilhassa seçim sonrası dış ekonomik ve siyasi dayatmaların Kıbrıs sorununa odaklanacağını tahmin etmek için de kâhin olmaya gerek yok diyoruz!..

•••

Bütün bu ifadelerden sonra hala AB teslimiyetçiliğinde ısrarı anlamak mümkün mü?

TÜRK Milletinin silkinme zamanı gelmiştir. Zincirler kırılacak, oyun bozulacaktır. Zillete boyun eğilemez. Kendi ayakları üzerinde, kendi kaynakları, kendi gücüyle AB içerisinde şerefiyle yerini almayan bir Türkiye’nin bu zihniyet karşısında var olma şansı yoktur.

Egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olmadığını; egemenliğin ancak AB egemenliği içerisinde Türk insanına lütufla bırakılacak kısıtlı bir egemenlik olabileceği fikri savunucularını ecdadımız ve milletimiz adına bir kere daha lânetleriz.

Bu duygu ve düşüncelerle 3 Kasım 2002 seçiminde TÜRK Milleti gerekeni yapmalıdır…

DİL BİR; BAYRAK BİR; MİLLET BİR; VATAN BİRDİR.

CİHAN DURDUKÇA, TÜRK VATANI BÖLÜNMEZ BİR BÜTÜNDÜR.
 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -