Ana Sayfa 1998-2012 AB genişliyor mu, zayıflıyor mu?

AB genişliyor mu, zayıflıyor mu?

- Reklam -

TÜRKİYE 12 Eylül 1963 tarihinden bu yana 41 yıldır Avrupa Birliği (AB) kapılarında bekliyor. 14 Nisan 1987’de, tam üyelik talebimizi iletmiştik. Aradan 17 yıl geçti, henüz cevap alamadık. Gerçekte, AB yönetimi her vesile ile cevap veriyor… da, (nezaketsizlik edip algılama engelli demeyelim), işitme engelli batıcı AB hayranları, duymuyorlar.

8’i Doğu Bloğundan ayrılan 10 ülke, bizden çok sonraları başvurmuş olmalarına rağmen 1 Mayıs 2004 tarihinde AB üyesi oldu. Böylece AB’nin üye sayısı 25’e, nüfusu ise 450.000.000’a yükseldi. AB artık 20 resmî dili olan dünyanın en büyük aktif siyasî ve iktisadî kuruluşudur. Gerçekte; büyüyen ve genişleyen, AB’nin bünyesinden çok endişeleri oldu. Şeklen oluşan büyüme, beraberinde pek çok problem getirdi: AB’nin sınırları, çekirdek Avrupa denilen bölgenin sınırlarını aştı. Böylece Birliğin kültürel, sosyal ve ekonomik dokusunda farklılıklar arttı. AB, zaman içerisinde esas kimliğini kaybetmekle sonuçlanabilecek bir değişimi başlattı. Özellikle ekonomi ile ilgili göstergeleri AB normlarının altında bulunan ülkelerin beklentileri, değişim sürecinin zorlu geçeceğinin işaretidir. Beklentiler karşılanırsa, AB finansman açısından çöker. Karşılanmazsa, sergilenecek hırçınlıklar; birliğin, (ölçeği bilinmeyen) gücünü zaafa uğratır.

AB, öteden beri Türkiye’nin üye olması hâlinde, işsizler ordusunun istilâsına uğramaktan korkuyordu. Gerçekleşen genişleme ile; Türkiye’nin üye olması hâlinde oluşabilecek tehlikenin daha fazlasıyla karşı karşıya kalmıştır. Burada bir ikilem ortaya çıkıyor: Vaktiyle Türkiye’yi kendileri için tehlike olarak görenler, kasıtlı-art niyetli bir evham ile hareket ediyorlardı. Veya AB yönetimi yen ni üyeler sebebiyle karşı karşıya geldiği tehlikenin farkında değildir. Her iki ihtimalin de ciddiyetle bağdaştırılması zordur.

- Reklam -

Genişlemenin siyasî ve idarî sıkıntıları, 13 Haziran 2004 tarihinde yaşanacak. Bu tarihte Avrupa Parlâmentosu (AP) seçimleri yapılacak. Seçimlerin ortaya koyacağı sonuç, AB’nin gelecekte karşı karşıya kalacağı problemler hakkında önemli ip uçları verecek.

AB’de; sosyal devlet anlayışı ön plândadır. Bundan sonra bu anlayışı devam ettirmek için gerekli kaynak nereden ve nasıl bulunacaktır ? Prensiplerden vaz mı geçilecektir, yoksa yeni üyelerin beklentilerini karşılayabilmek için eski üyelerden, ölçeği bilinmeyen fedakârlıklar mı beklenecektir ? Bu soruların cevaplarını önümüzdeki 1 – 2 yıl içerisinde alabileceğiz.

KAÇINILMAZ

DEĞİŞİKLİKLER

- Reklam -

AB’nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu (AK) adlı organa üye ülke sayısı 31 Ekim 2004’te 25’e yükselecek. Yeni üyeler bir süre yetki sahibi olamayacaklar. 1 Ocak 2005’ten itibaren dengelerde önemli değişiklikler olabilir. Birliğin (gizli) lideri konumundaki Almanya, yeni üyelerin desteğini, AB’nin gücünden karşılanacak tâvizlerle sağlamaya kalkışırsa, sarsıntı başlayacak demektir. Lider konumuna erişmek isteyen bir başka ülkenin benzer davranışı da aynı sonucu doğurur. AP üye sayısı 626’dan 732’ye yükselecek. Böylece kararlar en az 366 oyla alınacak. 124 parlâmenterin katıldığı AK; salt çoğunluk gerektiren kararları 63, vasıflı çoğunluk gerektiren kararları 88 oyla alabilecek. Bu rakamlar, esâsen ağır çalışan sistemi daha da yavaşlatacak. Bu yavaşlamanın ne tür yeni problemlere yol açacağını önceden kestirmek zor.

Genişleme dolayısıyla yaşanacak problemlerin, kısa sürede Birliğin dağılmasına yol açacağı düşünülmemeli. Bilinmektedir ki, Avrupa kültüründe tehevvür – âni tepki göstermek yoktur. Problemler, teenni ile, yavaş ve sakin hareketlerle ve zaman içerisinde çözülür. Çözümlenemeyen problemler uyutulmaya çalışılır.

Üyeliğe kabul edilen ülkelerin ekonomi ile ilgili göstergeleri, bir değişiklik gerçeğini gözler önüne seriyor: AB’ne üye olmak için Maastricht kriterleri eski önemini kaybetmiş, Kopenhag kriterleri ön plâna çıkmıştır. Bilindiği gibi birincisi ekonomi ile ilgili verilerle, ikincisi siyasî oluşumlarla ilgilidir. Maastricht kriterleri rakamlara bağlanmış, çerçevesi – kapsamı ve derinliği belirlenmiş şartlardan oluşuyordu. Kopenhag kriterleri ise dibi delik varil gibidir. İçine ne konulsa dolmaz. Bizimle ilgili varil, sayıları 7’yi bulan uyum paketleri ile dolmadı. 28 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıs’ta yapılan referandum sonuçları ile de dolduramadık. Sırada neler olduğunu, Türk Milleti olarak bizlerin bilmemesi (acı verici olmakla birlikte, bir ölçüde) normaldir… de, AB yöneticilerinin de bilmemesi, bilse bile azami tâvizi alabilmek için açıklamaması, vermekten – kaybetmekten yana korkusu olmayanlar dışındaki insanımızı şüphelere ve endişelere sevk ediyor.

TÜRKİYE VE AB

Kriterler konusunda AB’nin temel görüşlerinde yaşanan değişim, bilinçli olabilir. Avrupa biliyor ve çeşitli vesilelerle açıklıyor: Türkiye’nin bugünkü görünümü ile tam üyeliği düşünülmüyor. Ancak Türkiye’siz bir AB’nin sonsuza kadar yürüyemeyeceği de biliniyor. Maastricht kriterleri yürürlükte kaldığı sürece Türkiye’nin üyeliği gerçekleşmeyecekti. Yıllık % 3 enflâsyon, kamu borçlarının gayrisâfi millî hâsılaya oranının % 60’lara düşürülmesi… bu şekilde kişi başına millî gelirin 5.000 dolara, kalkınma hızının da istikrarlı olarak % 6’ya, 8’e yükseltilmesi, faizlerin % 3’e, 5’e düşürülmesi, enflâsyon canavarının etkisiz hâle getirilmesi, devalüasyon tehlikesinin bertaraf edilmesi… gibi olumlu gelişmeleri; AB’ye, ABD’ye ve IMF’ye teslim olmuş siyasî kadrolarla gerçekleştirmek mümkün değil. Gerçekleştirilebilse, zaten AB’ne ihtiyacımız kalmayacak. Avrupalı düşünmüş olmalı: Türkiye’ye kapıları aralık tutmak için, gerçekleştirmesi mümkün olmayan şartlardan vazgeçtiğimizi bir şekilde ortaya koyalım. Kapıları tamamen de açmayalım. Siyasî kriterler aracılığı ile Türkiye’yi içerisine konulduğu kabın şeklini alacak yapıya kavuşturalım… Bu sinsi hesabın tezgâhlandığını fark eden ve tedbir alan bir kadro işbaşına gelirse, sun’i krizler çıkararak tepelerine ineriz.

Böyle olmasına rağmen Türkiye’de iyi niyetlerine sınır koyamayanlar; 2005 yılının başında tarih alabilmeyi, ardından müzakerelere başlamayı ümit ediyorlar.

İnsan hâfızası, unutkanlıkla sakattır. Bu sebeple, 41 yıllık tecrübe, kimilerinde bir kanaat oluşturamamış olabilir. Geçmişin câhili olanlar, geleceğin de körü olurlar gerçeğini bir kenara bıraksak bile, yakın geçmişte değil, yaşamakta olduğumuz günlerdeki olaylar bize, sağlıklı değerlendirmeler yapma imkânı verecek kadar açık ve nettir.

AP, Türkiye-AB ilişkilerinde bu güne kadar hiçbir olumlu adım atmamıştır. Yeni oluşacak parlâmento, eski tutumunu değiştirmez ise, ‘AB bir Hıristiyan kulübüdür’ zihniyeti kalıcılık kazanmış demektir. Bu durumda Türkiye, AB üyeliğini tamamen gündeminden çıkarmış olmalıdır. Bu gelişme, hiçbir zaman Türkiye için her şeyin sonu anlamında değildir.
 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -