Ana Sayfa 1998-2012 AB, BM, NATO…

AB, BM, NATO…

Avrupa Birliği meselesi halkın kafasında tamamen bitmiş durumda. Saflar belirlenmiş beklemedeyiz. Kimisi istiyor, kimisi istemiyor. Şu sıralar antiemperyalizm gene moda. O yüzden karşıtlar daha fazla. Beni pek alakadar etmiyor. Ülke menfaati için iyi ise, karşılığında başka ülkelerdeki insanlara da zarar verilmeyecekse her iş, her projeye açık olmalıyız.

- Reklam -

Avrupa Birliği nedir? Üye olunca neler değişecek? Şartları, nelerdir? Biz niye şart sunamıyoruz? İngilizler takıyor mu Avrupa Birliğini? Biz niye bu kadar koşturuyoruz peşlerinde? Neden sürekli dayatmalarda bulunuyorlar? Neden iç işlerimize bu kadar karışıyorlar? Aklıma gelen birkaç soru…

Dün Avrupa Birliği Hıristiyan birliğidir, girilmemesi gerek, şöyle yaptılar bize, Çanakkale’de şöyle savaştık, dinimizi şöyle ele geçirmeye çalıştılar diyenler, bugün Brüksel kapılarında sabahlıyor. Paspasın altında anahtar arıyoruz resmen.

Ermenistan’la gelin güvey olduk. Kürt halkı yaratıldı. Kıbrıs’ta işgalci olduk. Bu yüzde doksan dış güçlerin desteğiyle, isteğiyle oldu. Leyla Zana’ya kaç yıldır mikrofon ve kürsü veriliyordu, oysa ki Ermeni Soykırımı konusunda tek bir söz hakkı dahi tanınmadı bizimkilere. Türk halkı bunu görsün, Boğaziçi öğrencileri hocalarını tanısın, Bilgi Üniversitesi öğretim görevlileri arkadaşlarının vaziyetini söylesin…

Elimizde çok güzel iki üç değer var; İnsan hakları ve demokrasi… Müslümanlık değer değil, unsur, Atatürkçülük değer değil unsur, ama Avrupa Birliği yandaşlığı değer, onların söylediği demokrasi değer, onların bahsettiği insan hakları değer…

Sen kime ne satıyorsun? Benim ülkemdeki Yahudi’yi dünyanın bütün Yahudileri kıskanır. Benim ülkemdeki Ermeni’ye bütün diaspora Ermeni’leri gıpta eder. Benim ülkemdeki Rum’a bütün Yunanistan’dakiler söver. İnanmazlar. Anlatamazsın. Bunlar yaşanmış şeyler. Ben bizzat birkaç tanesine şahidim. Bunları yazmazlar ama, söylemezler… Ortaya fesatlık çıkartırlar. Biz yıllarca aynı sofralara oturduk, benim kendi tanıdığım Ermeni kökenli arkadaşlarım vardı. Bir tek zararını görmedim. Ama niye bunları anlatmamıza izin vermezler de ortalığa fitne çıkartılar? Çünkü işleri bu… Çünkü güçlü Türkiye tehlike…

Haçlı seferini yapan kimdi? Bizimle işi ne? Türkiye bir pazar olacak, olmalı diye resmen gözümüzün içine baka baka söylemiyorlar mı niyetlerini? Daha niye dilenciliğe çıkıyoruz o zaman? Halk arasında söylenir; “Ya kardeşim bırak bunları, dön Asya’ya, sen yap bir kurum, Al Türkleri, ya da gitme o kadar, İran, Rusya, Arap dünyası var. Yaparsın bir şekilde bir şeyler…” Bu iş öyle yap demekle olmaz. Şangay işbirliği örgütü var. Birkaç kez takip ettim. Türkiye’yi yanlarına yaklaştırmıyorlar. Sadece dış kapının dış mandalı olarak izleyebiliyoruz, Arap ligi desen amatör kümeden farkı yok! Hepsi sefaletten yıkılıyor. Kendileri bir arada yaşayamıyor bizi mi takacaklar? Kaddafi bizle iş yapar mı? Yetmiş yıldır savaş halindeki Filistin ortadayken birleşemeyen adamlar bizim dememizle mi ayrılacak sevgililerinden? Hadi birleşti diyelim, zarardan başka bir şeyleri olmaz emin olun. Meşhur bir atasözü vardır söyleyelim; fakir dost ile yola çıkacak önce karnını doyursun denir. Biz kendi karnımızı doyurmak için yol arıyoruz zaten. Bırakalım bu bilindik atıp tutmaları. Görüyoruz işte söz konusu Müslümanlar, özellikle de Türkler olunca bütün dünya nasıl dışlıyor. Bir de Afrika ve bir iki Latin Amerika ülkesi için söz konusu bu. Sömüre sömüre bitiremediler. Bütün bunların yanında iç savaşlar, kardeş kavgalarına şahit oluyoruz.

- Reklam -

İran ve Rusya kankiler. Türkiye’nin onlara yakınlaşması için kimse dua etmesin. Resmen kucağına otururuz bunların. Birkaç yıl önce kuyumcu biriyle konuşuyorduk; “Rusya da, İran da petrollerini pahalıya kitler Mehmet bize…” dedi. Ben eklemede bulunayım; tarımımızdan, ticaretimizden de yararlanırlar. Onların kölesi oluruz bu sefer. Kimse istemez güçlü Türkiye’yi…

Avrupa Birliği bize ekonomi vaat ediyor. Daha yüksek yaşam standartları sunuyor. Gecekonduların yerini siteler alacak, herkesin altında arabası olacak, herkes tatile gidebilecek diyor… Sosyetenin ağzının suları akıyor, gariban lanet ediyor…

Profesörlerimiz, uzmanlarımız, elveda proletarya diye insanları kandırıyor. İşçi sınıfına elveda imiş… Bak sen… Dur devamını ben tamamlayayım; “Elveda proleterya; merhaba köleler…”

Avrupa’da işçi sınıfı yok, bizim gibi geri kalmış ülkelerden vatandaşlar gidiyor. Büyük ağabeylerin hizmetçiliğini yapıyoruz. Şimdi aynı sistemi Türkiye’ye de sokacaklarmış. Bilişim sektörü, gıda sektörü, otomasyon, medya, basın yayın, akademisyenlik, kısacası masa başı uzmanlığı dalında bir çok elemanımız olacak. Vasıfsız işçilerin yerini, diplomalı bilginler alacak. Kazma-kürekle yer kazmak, matkapla duvar delmek yerine, Napolyon’un başarılarını, non invasive kan basıncını anlatan insanlarımız olacak. İyi güzel…

Bunlara sözümüz yok iyidir de; kültürel değerler etkileniyormuş. Yemeklerimize, müziklerimize karışılıyormuş. Kokoreç meselesi ülkeyi ayağa kaldırdı. Sanki hepimiz her gün kokoreç yiyoruz. Çevremdeki hemen hemen herkes, seneyi kokoreç yemeden geçiriyor. Kırk yılda bir yani… Biz niye galeyana geliyoruz o zaman? Ama sorunu buldum. Avrupa Birliği bir Müslüman ülkede domuz sattırabiliyor, ama bırakın kendi ülkelerine onun yemeğini almayı, kendi ülkesinde dahi satmasına izin vermiyor. Bu insan haklarına da, demokrasiye de vurulabilecek en büyük darbelerden biridir. Ama yancıları tek söz etmiyor…

- Reklam -

İstanbul kültür başkenti olma mevzuu zuhur ediyordu bir ara… E5’in kenarındaki evlerle çok güzel bir başkent olur, trafiğiyle, kapkaçıyla, dilencileriyle muazzam bir başkent… Medyamızda yazarlarımız eleştirdi. Ben bu tür konularla ilgilenemiyorum, Vatandaşın, emeklinin çektiği çileyi görünce en çok takip ettiğim konuları bir kenara ittim o sürede. Hep aynı reklamlar, kendi kendimize tanıtıyormuşuz meğer. Boşu boşuna trilyonlar akıyormuş yayın organlarına…

O kadar program yaptılar, paketler, uyum süreci, kalkınma programı bir şey değiştiği yok. Ya kardeşim olacaksa olsun artık be. Yoksa basın gidin oyalamayın bizi de. Zerre işim olmaz bu konularda elin Avrupalısı ile ama ne yapalım mecbur boyun eğiyoruz artık…

Avrupa Birliği bizi niye alsın? Sebebi nedir? Sarkozy gibiler açıkça söylüyor. Üstelik hâlâ bize karşı düşmanlık söz konusu. Haçlı seferleri, Hz. Muhammed’e hakaretler, “Ukrayna Genelev değil, Türkler geliyor!” sloganlarının arkasında savaşlar, antlaşmalar, sorunlar… Zor arkadaş zor…

Valla işi ehline vermek lâzım ben pek konuşmayacağım. Vatandaş olarak düşündüklerimi yazdım. Umarım başımıza bela gelmez bu kara sevda yüzünden…

Nato hakkında söylenecek çok şey var. Ama birileri kalkıp ikide bir NATO defol falan diyor. Bunlar asıl emperyalistlerdir. Kimse dikkate almıyor zaten. Boş konuşmalar anlayacağınız. Türkiye NATO’dan çıksa mutlu mu olacaklar? Konuşmak ne kadar kolay…

Gidin şu an girmek için çalışan Rusya’ya söyleyin bu sözleri…

Birleşmiş Milletler’e de göndermelerim olacak. Bunlar fazla birleşmişler, o kadar birleşmişler ki birbirlerine yapışmışlar. Bir elin yaptığını ötekisi görmüyor hatta. Ya da görmezlikten geliyor. Ruanda ortada, Sudan ortada, Irak ortada, Filistin ortada, Bosna ortada, Lübnan ortada, Hocalı ortada, Çeçenistan ortada… Bütün bu ortada olanların, gerçeklerin yanında ortada olmayan birkaç eksik var ben tamamlayayım; şeref, namus, haysiyet, onur, kardeşlik, insanlık, barış…

Avrupa’da veya dünyanın herhangi bir yerinde, bu efendilerden birine tek bir tokat atın bakalım ne oluyor. Ama göz göre göre milyonlarca insan katledildi. Tecavüzler, cinayetler, işkenceler ortada… Hiçbirisi kalkıp bir tek şey yapmadı. “Iıı, şey, evet, kem küm, ehem ehem, nasıl söylesem” le cümlelerine başladılar. “Yaşanmaması gereken olaylardı.” ile geçiştirildi. Bütün katliamların arkasında bunlar var. Para aklamak mı dersin, insan kaçakçılığı mı dersin, uyuşturucu kaçakçılığı mı, elmas, maden ticareti mi, silah alım satımı mı her ne kadar pislik varsa hepsi var. Hep milyonlarca dolar kırdılar. Arkadaşlarıyla birlikte sömürme yarışına girip, iddialar kazandılar. Büyük ortaklıklar, büyük şirket evlilikleri gerçekleştirdiler… Görüyorsunuz işte dostluk nedir, kardeşlik nedir dünyaya öğretiyorlar. Birlikte el ele verip 355 metrelik kulelerinin üst katlarından, yemek bulan Afrikalı çocuğun ağzındaki tek lokma nasıl alınır keyifle izlediler.

Elli yıl aç gezen adama, üç gün pilav verip, insanlık görevlerini yerine getirdiklerini sanıyorlar, Ölmek üzere olan bir çocuğu alıp bir kilometre ötedeki yardım kampına götürmek yerine fotoğrafını çekip ödül alanlar, profesyonelliği, iş disiplinini iyi öğretir insanlara. Bizimkiler de örnek alsınlar kendilerine…

Geceleri kokteyllerde şarap içip sevgililerine aşk mesajları yolladılar. Ama milyonlarca da aşığı katlettiler. Bunların romantikliği de böyle… insanlığı da… kardeşliği de…

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -