Ana Sayfa 1998-2012 70 Yılda Nereden Nereye Geldik

70 Yılda Nereden Nereye Geldik

Memleketimizin yetiştirdiği iş adamlarından sayın Sakıp Sabancı’nın “BENİM BABAM HAMALDI” dediği gibi, ben de sizlere “BENİM BABAM RENÇBERDİ, ÇİFTÇİYDİ, ÇOBANDI” diyerek yetmiş yılda bugün GELDİĞİMİZ YERİ VE TEKÂMÜL ÇİZGİSİNİ gözler önüne bir kere daha sermek ve içinde bulunduğumuz bunalım döneminde sizlere moral vermek istedim.

- Reklam -

Değerlendirmemize yardımcı olan şu ana tenkidi de dikkate almak durumundayız; Güneş yüzü görmeyen Biritanya Adası’ndan, üstünde güneş batmayan İngiltere İmparatorluğu’nu yönetenler müstemlekelerinin kaynaklarını anayurtlarına taşıyan ekonomik politika sayesinde, bugün İngiliz Kraliyet ailesinin kırk atlı faytonlarla Londra caddelerinde dolaşmasına ve öz halkının da beyler gibi yaşamını sürdürmesine karşılık, dedelerimizin kurduğu ve altı asır dünya hâkimiyetine sahip Osmanlı İmparatorluğu, CEVHER-İ ÂSLİSİNİ ÇOK İYİ TAHLİL ETMEDİĞİMİZ yöneticiler döneminde kaynaklarımızı öz topraklarımızın dışında rahatça harcamadaki yanlışlığı tesbit etmek ve Ankara’nın on kilometre yanındaki YAVRUCUK KÖYÜ’nün kerpiç yapısı yanında MOSTAR KÖPRÜSÜ’nün güzelliğinin ve zerafetinin bizim ekonomik-politikamızın eski yanlışlığı olduğunu tesbit ederek NEREDEN NEREYE GELDİĞİMİZE BİR GÖZ ATALIM.

Uzak değil, 70 yıl önce, genç cumhuriyetimizin başşehri Ankara’nın ortasındaki evimizin su ihtiyacını, taşıyarak karşıladığımız MAHALLE ÇEŞMEMİZİ; her işimizi gören ÖKÜZ ARABAMIZI, bağ evlerimize girip geldiğimiz BAKIMLI EŞEĞİMİZİ, en ucuz yakıtımız sığır dışkısından imâl ettiğimiz TEZEK olduğunu, Zonguldak’tan gelen taş kömürünün en lüks yakıt olup bir aylık işçi ücreti karşılığı temin edilebildiğini hatırlıyorum. Ve kalın sigara kutusu kapaklarını üst üste koyarak ayakkabımızın altındaki deliği kapattığımızı, yaz aylarında zehirli sıtmaya yakalandığımda as falt yolun kenarında yattığımı, çarşamba günleri bedava kinin dağıtacak Sıtma-Savaş görevlisi kuyruğundaki bekleyişimi, karne ile ekmek aldığımızı, adına tahta kurusu dediğimiz uyku kaçıran böceği unutamıyorum.

Ankara’nın merkezinde evimizin karşısındaki, adı Atatürk’ün devrinde İNKILÂP “tekamül-ilerleme” MEKTEBİ olan ve O’nun ölümünden hemen sonra DEVRİM “Deviren, eskiyi inkâr edip maziyi yok sayan” İLKOKULU’ndaki öğretmenlerimle velilerimin görüşmeyi hiç düşünmediklerini, kaçıncı sınıfta olduğumu hiç merak etmediklerini, kahvenin altındaki fincan tabağı zannettiğim “kahvaltı” sözcüğünün, sabahları içtiğimiz çayın adı olduğunu ikinci sınıfta öğrendiğimi, ailemden rahmetli annem ve babam dahil olmak üzere hiç kimsenin okur-yazar olmadığını, imza yerine amcalarımın, halalarımın, dayı ve teyzelerimin mühür kullandığını, her türlü sağlık sorunu için ihtisasının ne olduğunu bilmediğimiz Bent Deresi’ndeki “Ispanağın Oğlan” adlı doktora ve açılış hazırlığı içindeki Numune Hastanesine koştuğumuzu hatırımdan çıkaramıyorum.

İşte 70 yıl önceki şehir hayatımızın hem de hükûmet merkezimizin fotoğrafı.

Bu görüntüyü, hepiniz kendi hayatınıza uyguladığınızda küçük farklılıklarla aynı neticeye varacağınıza eminim. Bu örneklerin çok daha değişik şekillerine rastlayacağınızı tahmin ediyorum.

Şimdi de; günümüze doğru çekilmiş fotoğraflarımıza bakalım.

- Reklam -

Hiç hoşlanmadığım hâlde, konunun gerektirdiği mecburiyetten dolayı kendimden bahsetmek durumuna düştüğümden özür dileyerek bizim fotoğrafımızdaki yaşayan örnekleri sıralayalım.

Yazıma başlarken sizlere tanıştırmaya çalıştığım, imzasını bile atamayan, 19 Mayıs Stadyumunun yapıldığı bataklıklarda güttüğü kömüşün “mandanın” kuyruğuna yapışarak, hayatını kurtardığını ifade eden rençber babanın oğlu olan ben, seneler sonra Ankara Beden Terbiyesi Bölge Müdürü oldum. Ve aynı arazi üzerinde yapılmış stadyumda, spor salonlarında, yüzme havuzlarında, koşu pistlerinde, tenis kortlarında gençlerimize spor yaptırma imkânına kavuştum. Hattâ, buz pateni yaptım ve yaptırdım. Bu görevi 3 büyük şehrimizde “Konya, Ankara, İstanbul” on sekiz yıl yaptıktan sonra 1978 yılında emekliye ayrıldım.

Geçtiğimiz mayıs ayında, Türkiye Olimpiyat Komitesi Faır Play “Toplumsal Olaylarda Centilmenlik” konseyi tarafından geleneksel olarak verilen, töreni de bu ay yapılacak SPORTİF FAIR KARİYER DALI’ndaki büyük ödüle lâyık görülen spor adamlarından birisi olarak seçildiğimi, gönderilen davet mektubundan öğrendim. Ödülün sebebi, a- Halka açık spor parkı uygulamasını memleketimiz de ilk defa 1971 yılında ANKARA’DA ANITTEPE SPOR PARKI ile başaran, b- Öğrenim çağındaki yavrularımızın yaz aylarındaki boş zamanlarını sporla değerlendirdikleri YAZ SPOR OKULLARINI 1976 yılında İstanbul’da ve memleketimizde ilk defa uygulamaya sokan ve c- Konya’yı spor kenti yapan yönetici olmak.

Yine, bundan iki ay önce Nisan ayı içinde, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da AFİFE JALE TİYATRO ÖDÜLLERİ’nde “EN BAŞARILI KADIN OYUNCU” ödülünü alan, 2 yıl AVNİ DİLLİGİL, sinemada ALTIN PORTAKAL ve ALTIN KOZA sahibi olan, daha kariyerinin başında, işitme engellilerle on yıl çalışarak ekibini DÜNYA PANDOMİM FESTİVALİ 1.’ne taşıyan tiyatro sanatçısı benim kızım ve yetmiş yıl önce Ankaralı rençberin torunu SUMRU YAVRUCUK’tur.

Yine, Ankara’da yüksek öğrenimini tamamlayıp Amerika’da doktora öğrenimini gören ve NASA’nın düzenlediği MARS’A GİDECEK İNSANSIZ UZAY ARACI projesiyle 1. ciliği kazanan, ayrıca SALDIRI HELİKOPTERLERİNDE ERKEN UYARI SİSTEMİ çalışması ile de ÜSTÜN ÖĞRENCİ ÖDÜLLERİNİ geçirdiğimiz mayıs ayında kazandığını yazılı ve sözlü basından öğrendiğimiz 28 yaşındaki İLKAY YAVRUCUK da yine benim mühendis kardeşimin yavrusu ve yetmiş yıl önce Ankara’nın çorak toprağında çiftçilikle uğraşan Türk köylüsünün torunudur.

- Reklam -

70 yıl önce imzasını atmayı bilenin bulunmadığı ailemde bugün beş mühendis, iki doktor, 1 eczacı, 2 yüksek otelci, 4 eğitimci, 6 sanayici, 4 yönetici, 5 esnaf, 13 yüksekokul öğrencisi saydım.

Aynı şekilde Edirne’den Kars’a kadar bütün cumhuriyet Türkiyemizin insanlarında bu örneklere fazlası ile rastlamak mümkündür.

Başını ellerinin arasına alan her insan bu gibi hatıralarını arkası arkasına sıralayabilir.

Netice; 70 YILDA NEREDEN NEREYE GELDİK?

BU AŞAMAYI YAPAN DÜNYADA İKİNCİ MİLLET YOK.

Şimdi: Kendi şeref madalyamızı boynumuza geçirerek, dünyada hiçbir topluluğun başaramadığı yükselişi yetmiş yılda başardığımızın gururunu yaşayalım ve bizi asırlarca ihmâl edilmiş o yoksulluk günlerinden bu günlere ulaştıran ULU TANRIMIZA, dünyada pek az bulunan GÜNEŞ VE DENİZİMİZE, bizlere kahve hariç her türlü gıdayı veren AZİZ VATAN TOPRAĞIMIZA, bugünleri bize hazırlayan BÜYÜKLERİMİZE ve bizden önce EMEĞİ GEÇENLERE, AZİZ GAZİ VE KAHRAMAN ŞEHİTLERİMİZE, bizleri ve onları emzirerek yetiştiren TÜRK ANNELERİNE, bizi her türlü tehlikeden koruyan ŞANLI ORDUMUZA ve geleceğimizin emanetçisi MİLLÎ ÜLKÜNÜN YETİŞTİRDİĞİ MİLLİYETÇİ TÜRK GENÇLİĞİNE şükredelim. Ve YAPTIKLARIMIZI ASLA KÂFİ GÖRMEYEREK ve asırlardan beri Çinin, Rusun, Arabın, Farsın ve küçük düşmanlarımızın esaretinde yaşayan ve azatlık yolunda hızla ilerleyen BÜTÜN TÜRK DÜNYASI İLE BERABER daha güzel yarınlara koşalım.

Uyanık olup maddî-mânevî bütün kaynaklarımızı TÜRK İÇİN-TÜRK’E GÖRE VE TÜRK TARAFINDAN KULLANALIM.

TANRI TÜRK’Ü KORUSUN.

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -