Ana Sayfa 1998-2012 15 Ekim seçimleri, Irak’ın geleceği ve Türkiye’nin hassasiye...

15 Ekim seçimleri, Irak’ın geleceği ve Türkiye’nin hassasiye…

- Reklam -

ABD, Irak’ı 2003 yılında işgal etmeden önce, Türkiye’nin “olmayan” bir Irak politikası vardı. Biri PKK penceresinden bakıp onu ortadan kaldırma, diğeri Habur sınır kapısına dayanan ticaret ve hesapsız kitapsız ileriyi görmeden, görmezlikten gelen sözüm ona Türkmen politikası.

1991 Körfez savaşından ve güvenli bölge sınırları (bugünkü Kürtlerin hakim olduğu sınırlar) fiilen belirlenip, Türkmeneli toprakları ABD ve TÜRKİYE’nin korumasının dışında bırakıldıktan sonra Türkmenler şiddetli baskı altında kalırken, Kürtler korunmuş, devlet hâline gelmelerinin yolu sağlanmış; Peşmergelerin eş değeri olan PKK, gücünü kuvvetini Türkiye’nin bugünleri görmeyen politikaları sayesinde stratejik müttefikimiz ABD ve ABD’nin stratejik ortağı haline gelen Kürtler sayesinde artırarak devam ettirmiş; Sevr’de vaat edilen İsrail nüfuzu bölgede artarken, Kürtler, yavaş yavaş her gün bir az daha palazlanarak devlet hâline gelmiş, getirilmiştir.

Siyasîlerimiz hâlâ dar bir delikten etrafımızda gelişen, anavatanın bölünmez bütünlüğünü tehdit eden gelişmeleri yok sayarak, yalnız PKK diyerek, Kürt toplumuna ve Kürtçülere yarayan ticarete, bu pencereden bakarak hassasiyetleri içerisinde kırmızı çizgilerimizin yok olmasını çuvallar altında seyir etmektedirler.

- Reklam -

15 Ocak seçimleri, 30 Ekim’de yapılan anayasa referandumu ve 15 Aralık’taki son seçim… Bu zihniyetle ve yanlış üzerine yanlışlar eklenerek yürütülen bu politika ile devam edilirse, Kerkük’ün kaderi 2007 içerisinde belli olacak, Türkmenler dışlanacaktır.

Efendim, birinci seçimde hile yapıldı, tek liste halinde seçime katılmadık, referandumda haksızlığa uğradık, amenna… Ya son seçimde, tek liste, bütün propaganda araçları ve Türkmeneli TV. İddia edildiği gibi bütün Türkmenlerin TV kanalı değilmiş de yalnız İTC’nin propaganda kanalı değil miydi? Seçim listesi, önerdiğimiz gibi “Türkmen seçim listesi” olması uygun olurken, yanlışı yanlışla düzeltme âdeti tekrarlanarak “İTC”n in seçim listesi ve bütün Türkmenlerin yasal temsilcisi sloganı, propaganda araçlarına hâkimiyet sayesinde yayılmaya çalışıldı. Sonuç ortada, son kurultayda olduğu gibi hesap veren yok. Bundan sonra gidin başınızın çaresine bakın. Politika; bundan sonra biz bütün Irak halkına aynı mesafedeyiz. Ne anlaşılmaz bir tutum!

Türkiye net olarak tavrını henüz ortaya koyamadı, genel eğilim; siyasî iktidarın tutumu; MİT müsteşarlarının düne kadar aşiret reisi dediği, bugün Kürt Federe Devlet (!) Başkanı sıfatını Beyaz Saray da resmileştiren Barzanî ile onun hâkim olduğu topraklarda görüşmesi, PKK’nın silâh bırakıp genel affa uğrama isteği ile dönmeleri; son günlerde ABD, NATO, İsrail yetkililerinin ziyareti; Zalmay Halilzad’ın “Kürtler stratejik müttefikimizdir, ABD için önemli bir ortaktır. Türkiye Kürtlerle anlaşmalı” mealindeki demeçleri (Ö. Gündem, 29.12. 2005); Joost Lagendijik’in “Kürt sorununu çözün, Ordu Türkiye’nin değişmesini istemiyor, Pamuk beraat etsin yoksa müzakereler durur” emir gibi demeci; Barzanî’nin Ankara’ya ziyaret hazırlıkları; vatana ihanet mâhiyetinde olan başta Diyarbakır Belediye Başkanı olmak üzere bir kısım belediye başkanlarının bu kutsal Vatanı, kendilerine kardeş diyen bu necip Türk Milletini, bölücülerle el birliği, iş birliği içinde olduklarını gizleme ihtiyacı duymadıkları yabancı bir ülkeye şikayet etmeleri…

Türkiye’yi parçalama, Türk Milletini yıpratma temeline dayanan bu planlar açık seçik ortada iken Sayın Dışişleri Bakanı’nın; Türkmenlerin durumu üzerinde hassasiyetle durdukları gibi Vatan haini A. Öcalan’ın emriyle dün DEHAP’lı bugün DTP’li olan bu siyasal Kürtçü Belediye başkanlarının, Sayın Başbakan tarafından protesto edilen ve kapatılması resmen Danimarka hükümetinden istenen Roj TV’ye destek ve kapatılmamasını isteyen, isteklerini de eskiden İngilizlere sığındıkları gibi bugün de AB gölgesine sığınarak TÜRK MİLLETİNDEN gizlemeyenlere, “Terör örgütü ile ilişkili, sorumsuzluk olmaması gerekir, hükûmetin bölgeye (sanki oraları Türk’e ait değil de başka bir milletin) ve bu soruna (hangi sorun?) gösterdiği ilginin takdir edilmemesinden üzüntü duyuyorum.” diyerek geçiştirmeleri düşündürücü ve üzüntü vericidir. (Sadi Somuncuoğlu, Yeniçağ, 4.1.2005)

- Reklam -

Konu çok ciddî ve önemlidir, gelişmeler Irak’taki son seçimlerden sonra hükûmet kurulacak ve 2007 yılı içersinde, Kerkük’ün yeraltı servetiyle beraber kaderini belirleyecek referandum yapılacaktır. Hazırlanan plan gereği Türkiye hâlâ eski politikasında ısrar ederse, Kerkük, Irak anayasasında kabul edilen Kürdistan Federe Devleti’ne katılacaktır. Güneydoğumuzda var olan Barzanî sevgisi, hâkimiyeti, zenginliğine zenginlik katıldıktan sonra PKK= Peşmerge’nin işbirliği ile tabana yayılması hız kazanacak ve her gün artan Kürt millî duygusu biraz daha artacaktır.

Türkmenler bu kadar yıprandıktan sonra hâlâ inatla yanlış bir yolda olduklarının farkına varmamışlar. Irak bölünmüştür denildiği zaman, biz Irak’ın toprak bütünlüğünden yanayız ve onun için demokratik yollardan çalışacağız denilmekte. Demokrasi yerleşirse bütün Iraklılar aynı haklara sahip olur, bunu Türk siyasetçileri de destekleyip öneriyor.

Irak, 1991 yılından beri size bu politikayı öneren Türkiye sayesinde ikiye bölünmedi mi? Kürt otonom bölgesi desteklenip her yönü ile ihya edilmedi mi? Barzanî ile Talabanî birbirlerinin kanını içerken onları barıştırmadı mı? Onların çatışmalarını önlemek için barış gücü kurmadı mı? Ve ikinci kapıyı açmayarak Habur kapısından para akıtmadı mı?

Bu ve buna benzer gelişmeler her gün bir az daha su yüzüne çıkarken, Irak’ın ikiye hatta üçe bölünmesi, kurulacak hükûmet konusu ve Irak’ın geleceği görüşmeleri. Süleymaniye’de Celâl Talabanî ve Şiî Dava Partisi Başkanı İbrahim Caferî. Sünnî Adnan Düleymî ve Tarık el Haşimî’nin de Barzanî ile görüşüp karara vardıkları haberleri gelirken Türkmenler her zamanki gibi dışlanmış. Siyasî iktidar suskun, basın, hiçde zamanı, günceliği olmayan ABD Albayının soyunması ile Türk Milletini oyalamaktadırlar.

Türkiye bir an önce Sayın Dışişleri Bakanı’mızın, “bundan sonra Irak politikamız Bağdat üzerinden geçer” dedikleri politikanın Türk millî çıkarlarına uygun olmadığı ve bu izlenen yolda Türkmenlerin var olmadığını, kısa süre içersinde yok olacaklarını görüp yeniden gözden geçirmelidir. Kuzey Irak politikasının doğurduğu:

1. Siyasî. Kuzey Irak’ta adının ilânını bekleyen, Güneydoğumuzu tehdit eden, Kürtçülüğün tabana yayılmasını sağlayan, besleyen, alt yapının oluşumu için Erbil’de burslu öğrenci okutan, Kerkük’ü isteyen, Türkmenleri yok sayan ve Telafer’de Türkiye’nin gözleri gönünde soykırım uygulayan bir devlet yapısı.

2. PKK’ya endeksli bu politikanın da doğru olmadığı ortada, tehditler devam ediyor. Şanlı ordumun üzüntüleri içersinde şehitlerimizin mübarek cenazeleri ve Kürtler arasında taban oluşumunu GÖRMELİDİR.

Türkmenlerin, bir an önce örgütlenmeye gitmeleri gerekli, kendi hak ve hukuklarını hoyratla, demokratik yolla ve Irak’ın bütünlüğü içersinde elde edileceğini düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Bugüne kadar ilerledikleri bu yanlış yolda kayıp olacaklardır.

15 Ocak, 30 Ekim ve 15 Aralık’tan hâlâ ders alınmadıysa, demokratik yollarla ve haksızlıkları bildirmekle avunurlarsa, Türkmeneli TV de o inanılması güç Habercinin Türkçesi ve harika programlarından sonra “ne yapalım biz elimizden geleni yaptık” derlerse:

1. 2007 yılında Kerkük ve Türk varlığı büyük yara alır, Kürtlerin hâkim olduğu yere bağlanır.

2. Güneydoğumuz ciddî sarsıntı geçirir. Türkiye’de de Irak’a benzer değişiklikler bugünkünden daha sıcak olarak gündeme oturur.

Dünyanın neresinde olursa olsun, bu ulu milletin bekası, varlığı uğruna milletine nefes veren yüce ordumun gözü Kıbrıs’tan Güney Doğumuzun üzerinden Kerkük’e uzanan Türk millî çizgisini görecek ve tarih boyunca sahip olduğumuz haklarımıza sahip çıkacaktır.

 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -