1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Yüzyıllar öncesinden Kül Tigin sesleniyor

Prof.Dr. Kazım Yetiş
GEÇMİŞ, yaşanan ana ve geleceğe ışık tutarsa, daha doğrusu gün ve gelecek geçmişten hareketle veya onun üzerine kurulursa daha sağlıklı veya sağlam olur. Geçmişi bize, tarih ilmi öğretir. Edebî eserler ise, bir milletin hafızasıdır. Hafızasını kaybetmiş bir insan nasıl muamele görürse toplum da aynı durumdadır.

Orhun Abideleri, Türk tarihine ışık tutan ilk ve en önemli eserdir. Türk milletinin kendini idrakinin ilk belgeleridir. Hafızamızın, kimliğimizi belirleyen ve insanlığa mal eden ilk tezahürü, varlığıdır.

Fethedilen vatan toprakları içerisinde en fazla şehit verilen Kıbrıs, son zamanlarda gerek Türkiye’de gerek Kıbrıs’ta pek konuşulur oldu, günümüzün en aktüel, canlı meselesi hâline geldi. Böyle bir zamanda Kül Tigin Abidesinin Güney cephesindeki şu satırları okuyucularla paylaşmak istedim:

“Ötüken ormanından daha iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş.

Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği, ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor.

Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin!

Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına gidip, çok insan, öldün! O yere doğru gidersen, Türk milleti, öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiçbir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. (Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, 1970 İstanbul, s.2)

Metin gerçekleri o kadar açık seçik anlatıyor ki pek bir şey söylemeye belki de gerek yok. Yalnız konunun tarih içindeki seyrini ve bazı noktaları hatırlatarak dikkatlere sunmaktan kendimi alamayacağım.

1571’deki fetihten beri Kıbrıs, uğrunda en çok şehit verilen bir vatan toprağıdır.

Biz, Kıbrıs’ı Yunanlılardan veya Rumlardan almadık.

Kıbrıs, İngilizlere niçin kiralandı, bundan ne gibi bir karşılık alındı, hâlâ tam olarak bilinmemektedir.

Anlaşmaya göre güya Ruslar, Kars ve Ardahan’dan çekildikten sonra İngilizler de Kıbrıs’ı geri vereceklerdi

Kıbrıs’taki Rum nüfusu, asıl Kıbrıs İngilizlere verildikten sonra artmış, Türkler ise İngilizler tarafından göçe zorlanmıştır.

Lozan’da Türk heyeti, Kıbrıs’ı kaale bile almamıştır. Hatta İsmet Paşa sözünü bile ettirmemiştir.

İngilizler Kıbrıs’tan nihayet çekilirken, Rumlar ve Yunanlılar Ada’nın Yunanistan’a bağlanmasını istemiş, buna karşılık Türkiye, İngilizlerin Ada’dan çekilmemesini istemek gibi bir dış politika örneği göstermiştir. Sadece Kıbrıs Türkü Nevzat Karagil, eğer İngilizler Ada’dan çekilecekse, Kıbrıs’ı kimden aldılarsa ona bıraksınlar deme idrakini gösterebilmiştir.

Nazım Hikmet ve Aziz Nesin’den beri Türk solu ve Türkiye Komünist Partisi, Rumların komünist partisi olan AKEL ile müşterek hareket etmeyi seçmek gibi bir idealizmden şaşmamışlar; halbuki AKEL, Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması demek olan Enosis’ten hiç vazgeçmemiştir

1974’te Sayın Ecevit, Kıbrıs fatihliğini oya tebdil etmek ve hiçbir zaman yakalayamadığı tek başına iktidara gelmek hayali uğruna, yine dünya tarihinde eşine az rastlanır bir şekilde, Ada’daki Türk varlığını belli bir sisteme oturtmadan, bir anlaşma yapmadan seçimlere gitmiş ve dostluk şiirleri yazdığı Yunanlılara büyük bir koz vermiştir.

1974’ten bu zamana iktidara gelen bütün politikacılar, Kıbrıs’ı bir yük olarak algılamışlardır.

Nihayet yazılı ve görsel basının, iş adamlarının, bunların bağlı olduğu kuruluşların, ilgililerin, görevlilerin, kendisini görevli addedenlerin büyük bir kısmı-tabiatıyla istisnalar vardır-AB’den veya Yunanistan’dan alacağımızı umduğumuz kâğıt helvası veya horoz şekerine Kıbrıs’ı vermek için gayret sarf ediyor. Bunun vebalinin altından nasıl kalkabileceklerini bilemiyorum. Kül Tiigin yüzyıllar öncesinden bize sesleniyor.

Ey Türk milleti, her karış toprağı için yüzlerce, binlerce şehit kanı döktüğün vatana sahip olamıyorsun. Elde etmeyi umdukların uğruna vermek istediğin tarihin, şahsiyetin ve hürriyetindir. Bunlarsız yaşayabilecek misin!?