1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Yunanistan’ın talepleri

Salim Gökçen
PATRİK Bartholomeos’nun yaptığı faaliyetler, yurtdışı baskı unsurlarını ve bunları Türkiye’nin hassas noktalarına karşı nasıl kullanacağını çok iyi tespit ettiğini göstermektedir.

Bartholomeos, 3 Ekim 2002’de Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Romano Prodi ile biraraya gelmiş ve Brüksel’de yaptıkları bir saat süren görüşmede Ruhban Okulu meselesini de gündeme getirmiştir. Bartholomeos bu görüşmenin ardından; “Kopenhag Zirvesi’nde Türkiye’ye müzakere tarihi vermeyecekler, temaslarımdan bunu anladım. Türkiye’den daha cesur adımlar atmasını bekliyorlar” demiştir14.

Patrik ve beraberindeki din adamları heyetini, AB Komisyon binasının dışına kadar çıkarak karşıladığı belirtilen Romano Prodi’nin, Rumların açılması için girişimlerini sürdürdükleri, Heybeliada’daki Ruhban Okulu ile yakından ilgilenerek, Türkiye-AB ilişkilerini Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yetkilisi olmayan bir papazla görüşmesi oldukça düşündürücüdür. Prodi-Bartholomeos görüşmesinin AB Komisyonu programında, İstanbul’dan “Constantinople” olarak bahsedilip, verilen randevunun, “Mr. Prodi, Constantinople Patriğini kabul edecek” şeklinde duyurulması da enteresandır. Bartholomeos, bu görüşmeden sonra yaptığı açıklamada şunları söylemiştir: “Görüşme sırasında Türkiye’deki azınlık hakları ve yabancı vakıflara verilen hakların yeterli olmadığını anlattım. Daha fazla şeyler bekliyoruz. Azınlıklara yeteri kadar haklar verilmeli, verilenler yeterli değil. Ben sayın Prodi’ye şahsen Türkiye’nin bir an önce AB’ye girmesi gerektiğini söyledim. Bunu her görüşmemde de dile getiriyorum. Türkiye’nin AB’ye girmesi için dua ediyorum..”

Gördüğü ilgiden güç alıp, gittiği bütün ülkelerde Türkiye’yi dünya kamuoyuna şikâyet ederek, “Türkiye’de hak arayamadıklarını ve ikinci sınıf insan muamelesi gördüklerini” iddia eden Bartholomeos15, bu şekilde, Lozan’da oluşturulan hukukî statü gereği bir azınlık kilisesinin dini lideri gibi değil, siyasî kimliği olan bir devlet başkanı gibi faaliyet göstermektedir.

Patrik’in bu temaslarla ulaşmak istediği hedefler bellidir. Bununla birlikte Avrupa Birliği – Patrikhane ilişkileri gözden geçirildiğinde; “Patrikhane mi Avrupa Birliği’ni kullanıyor?, Avrupa Birliği mi Patrikhane’yi kullanıyor?, Yoksa ortak menfaatler mi bunu gerektiriyor?” sorularına cevap bulmak sanırım artık hiç de zor değildir.

Fener Rum Patrikhanesi, tüzel bir kişilik kazanırsa, Bartholomeos’nun amaçları doğrultusunda çok büyük hukukî imkânlara sahip olacaktır. Bu şekilde Patrikhane; ‘’Dâva açma, mal edinme, vakıf ve dernek kurma, Ayasofya’nın Patrikhane’ye devri dahil tüm eski Ortodoks mal ve mülklerinin geri alınması, İstanbul dışındaki eski akropolitliklerini resmen tanıtma, yer yüzündeki bütün Ortodoks Patrikleri ile bağımsız kiliselerin ve bunlara bağlı tüm kiliselerin evrensel tahtı, Ekümenik Patriklik olarak yurt içinde ve dışında tanınma, Devlet Başkanı statüsünde protokolün ön sıralarında yer alma’’ gibi birçok hak elde etmiş olacaktır.

Patrikhane’nin zaman zaman dile getirdiği bu talepler aslında Yunanistan’da uzun süredir tartışılmaktadır. Yunanistan Hükûmeti bunu bir devlet politikası hâline getirmiş hattâ Mübadele ile Yunanistan’a dönmüş olan Rumların malvarlıklarını ve servetlerini dahi isteyecek kadar ileri gitmiştir.

Yunanistan’da yayınlanan IMERISIA Gazetesi’nin 3 Temmuz 2000 tarihli nüshasında, “Yunanistan’ın Ankara’dan 18 Maddelik Talebi” b başlığı ile yayınlanan haberde özetle şöyle denilmektedir16:

“Dışişleri Bakanlığı’nca geçenlerde Başbakana sunulan ve Cuma günü yapılan Bakanlar Kurulu’nda tartışılan dış politika ile ilgili rapor 100 sayfayı geçiyor. Dışişleri Bakanlığı’nca hazırlanan bu rapor, aslında Yunanistan’ın bugüne dek Türkiye’ye yönelik politikasında 180 derecelik bir dönüş yaptığını göstermektedir. Yunanistan, bugüne kadar “Türkiye’den hiçbir talepte bulunmuyor ve hiçbir konuda geri adım atmıyoruz” diyordu oysa söz konusu rapor, Yunanistan’ın artık Türkiye’den bazı talepleri olduğunu ortaya koymaktadır.”

Bu talepler ise raporda kısaca şöyle sıralanmaktadır:

“Yunanistan’ın Türkiye’den Talepleri:

1- İstanbul’daki Patriğin Seçimi: Patriğin seçimi İstanbul Valiliğince hazırlanan 1092/6-12 sayılı ve 1923 tarihli tezkere ile belirleniyor. Tezkere, Patriğin Türk vatandaşı olmasını şart koşuyor. Bu şekilde, Ortodoks olmasına rağmen Türk vatandaşı olmadığı ya da Türkiye’deki metropolitliklerde görev yapmayan papazların Ekümenik Patrik olarak seçilmeleri engellenmiş oluyor.

2- Saint Synode: Patriğin seçiminde rol oynayan Saint Synode üyelerinin seçimi konusunda da benzeri sorunlar yaşanıyor.

3- Patrikhanenin Ekümenikliği Tanınmıyor: Türk yetkili makamları Patrikhaneyi, Ekümenik Patrikhane olarak tanımıyor. Türk iç hukukuna bağlı bir dernek olarak görülüyor. Patriğin evrensel niteliği tanınmıyor, yalnızca İstanbul’da bulunan Rum Ortodoksların ruhanî lideri sayılıyor.

4- Servetler:

a- İstanbul’daki Rumların Servetleri,

b- Yunan Tebaalı İstanbul Rumlarının Servetleri,

c- Gökçeada ve Bozcaada’daki Rumların Servetleri,

d- Gökçeada ve Bozcaada’daki Rum Vakıflarının Servetleri,

e- Gökçeada ve Bozcaada’daki Rum Derneklerinin Servetleri,

Türk Devleti, çeşitli gizli kararnamelerle, söz konusu servet hakları konusunda kısıtlamalar getirmiştir. Bugün söz konusu kararnamelerle çoğu servetlerin statüsü belirsiz olduğu gibi, Türk Devleti’ne geçme tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadırlar.

5- Heybeliada Ruhban Okulunun Açılışı: Türk Devleti’nin aldığı bir kararla, Heybeliada’daki Ruhban Okulu 1971 yılından beri kapanmıştır ve açılmasına hâlâ izin verilmiyor.

6- Patrikhanenin Türkiye’deki Bütün Servetinin Güvence Altına Alınması: Patrikhanenin bütün Türkiye’de büyük bir serveti bulunuyor. Ancak 1923 yılından bu yana değişik bölgelerdeki taşınmaz mal serveti çiğnenmiştir.

7- Türk yasalarına göre, çeşitli nedenlerden ötürü Türk uyruğunu kaybeden Rumlar, bugün servetlerinden ne hak talep edebiliyorlar ne de servetleri varislerine devredilebiliyor.

8- On İki Adalarda Yaşayan Yunanlıların Servetleri: On İki Adalarda yasayan Yunanlılar 1947 yılına kadar Yunan sınırları dışında idiler. Bu sebeple, 1923’te imzalanan Lozan Antlaşmasında, bu kişilerin Anadolu’daki servetleri konusunda herhangi bir ifade yer almamaktadır. On İki Adalardaki Yunanlıların servet hakları ihlâl edilmiştir.”

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Panos Beglitis, 14 Şubat 2002’de Yunan gazetelerine verdiği beyanatta17; İstanbul’daki Rum nüfusun, büyük ölçüde mülkiyet haklarına yönelik ayrımcı politikalar yüzünden 50 yıllık süreçte 100 binden 2 bine kadar indiğinden bahsederek, “Veriler karşılaştırılırsa sonuç Yunanistan’ın lehine çıkar” demiştir.

Yunan Ethnos Gazetesi 10 Ağustos 2002 tarihli sayısında18 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde, uzun zamandan beri mülklerine el konulan İstanbul’daki Rum azınlığa ait hayırsever vakıflarının başvurularının askıda durduğunu yazmış ve “Patrikhane’nin de sorunları var, çünkü tüzel kişi olarak tanınmaması nedeniyle, mülk sahibi olma hakkına sahip değil.” şeklinde bir ifade kullanmıştır.

Yunan Elefteros Tipos Gazetesi de 12 Ağustos 2002 tarihli nüshasında, yine Rum azınlık ve dinî cemaatlerin malvarlıkları konusunu gündeme taşımıştır19:

“Türkiye’nin Avrupa ilkelerine uyum sağlaması, azınlığa ait vakıfların gayrı menkullere sahip olma ve mülklerini kendi kendilerine idare etme hakkını tanımasını da içeriyor. İstanbul’daki Rum azınlık daha önce güçsüz hâle getirilmeseydi ve de mülklerine el konulmasaydı haber oldukça önemli sayılacaktı. Ankara şimdi, Batı Trakya’da vakıflar konusunu ön plâna çıkarıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi mülk edinme hakkının korunmasını öngörüyor. Ancak, Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra, yok edilmesi yönünde sistematik çabaların sarfedildiği İstanbul’daki Rum azınlık açısından bu hak da, en açık şekilde ihlâl edildi. Türk makamlarınca yasa dışı işlemlerle el konulan, vakıflara, cemaate ve soydaşlara ait olan Rum mülklerinin değeri çok büyüktür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde bu konuya ilişkin dâvalar askıda tutuluyor, yeni yasal düzenlemelerin yapılmasından sonra ise mahkeme yoluyla yeni taleplerin ön plâna çıkarılması bekleniyor. Ankara tarafından yapılan kovuşturmaların bıraktığı küllerin içinden İstanbul Hellenizminin yeniden çiçek açması ümitlerinin olmamasına rağmen, İstanbul’da yaşayan pek az soydaşın, ellerinden alınan cemaate ait vakıflar konusunda tatmin edilmesi, herşeyden önce, ahlâkî açıdan durumun düzene girmesi için önemlidir. Ancak Türk tarafı, bu hakkın tanınmasından söz ederken bu hakkı vereceğini de ima etmiyor; iyi niyetleri karşılığında AB tarafından ödüllendirilmesini bekliyor.”

Bartholomeos, Yunanistan’ın Ethnos gazetesine verdiği demeçte20, “Türkiye’nin AB üyeliği, Anadolu’da önceden varolmuş Hıristiyan toplumların yaşadığı bölgelerde yeniden Hıristiyanların yaşamasına izin vermelidir” demişti. Bartholomeos, Ruhban Okulu’nun açılması ve Ekümeniklik’in ardından asıl amaçlarından birini daha göstermişti ve yapmak istediğini açıkça ifade etmişti:

“Eğer Türkiye’nin AB üyeliği bunu müsait kılarsa Hıristiyanlar, yaşadıkları bölgelere tekrar yerleşirlerse, o zaman Patrikhane de o bölgelerde bulunan kiliselerin yeniden ayine açılmalarını düşünebilir.”

Bartholomeos’nun, Patrikhane ile ilgili her gelişmeyi Türkiye’nin AB aday üyeliğiyle ilişkilendirmesi dikkat çekicidir.

Bartholomeos, söz konusu demecinde, “Türkiye AB üyeliği rotasında, topraklarındaki Hıristiyan mabetlerine saygılı olduğunu gösteriyor. Biz ise ara sıra bu kiliselerde ayin yapacağız. Bu kiliseler, bölgede Hıristiyan yaşamadığı için sürekli açık olamaz” ifadesini de kullanmıştır. Bu kiliselerin sürekli açık olması için AB’nin, mübadelede giden Rumları yeniden Anadolu’ya yerleştirmesi gerekiyor!

Patrikhane, Birleşmiş Milletler, Avrupa Parlamentosu ve Dünya Kiliseler Birliği gibi çok sayıda kurum ve kuruluşla ilişkiye girerek, Vatikan benzeri bir devlet örgütlenmenin temelini atmaya çalışmaktadır. Bu tür çalışma ve faaliyetlerin altında yatan amaçlardan birisi de Fener Rum Patrikhanesi’nin “Ortodoks Dünyanın Lideri” imajını vermektir.

Yunan To Vima Gazetesi’ndeki 20 Eylül 1995 tarihli “Patrikhane ve Türkiye’nin Gerçek Siyasî Çıkarları” başlıklı yazıda21; “BM, Avrupa Parlamentosu, Dünya Kiliseler Birliği Konseyi, dünyadaki bütün Ortodoks kiliseler, ABD Başkanı, Papa (Vatikan), Patrikhaneyi Ortodoksların merkezi olarak kabul ediyorlar...” denilmekte, Türkiye’nin de bu gerçeği kabul etmesi istenmektedir.

Patrikhane, Ortodoks azınlığın dinî ihtiyaçlarını karşılayan, tamamıyla Türkiye Cumhuriyeti yasalarına tâbi dinî bir müessesedir. Tüzel bir kişiliği yoktur. Bu nedenle, Türk Medenî Kanunu’nun, ancak gerçek ve tüzel kişilere tanıdığı okul, vakıf, dernek gibi kuruluşları kurmak, yönetmek ve denetlemek gibi bir hakkı da bulunmamaktadır.

Patrikhane ve St. Synode Meclisi’nin tüzel kişiliğinin bulunmamasından dolayı, 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun22 1. maddesine göre özel öğretim kurumu da açamazlar. Din görevlilerinin özel okullarda değil, devlet okullarında yetiştirilmesi; Anayasa, Anayasa Mahkemesi Kararı, Yüksek Öğretim Kurumları Kanunu ve Millî Eğitim Temel Kanunu ile düzenlenmiştir23.

Ruhban Okulu’nun idarî ve hukukî olarak tekrar açılabilmesi için okulun bir İlahiyat Fakültesi’ne veya kişi kararının rol oynadığı bir vakıf üniversitesine değil, İlahiyat Fakültesi olan bir devlet üniversitesine bağlanması gerekmektedir. Aksi durumda, yani Patrikhane’ye bağlı özerk bir Ruhban Okulu’nun açılması durumunda, vatandaşlar arasındaki eşitlik bozulacaktır.

Patrikhane, Ruhban Okulu ile ilgili istekleri konusunda Türk makamları tarafından, bu isteğin yasalara aykırı olduğu gerekçesiyle bir çok kez uyarılmasına rağmen, Hıristiyan dünyanın çok duyarlı olduğu bu konuyu sürekli gündemde tutarak Türkiye’ye yönelik bir dış baskının oluşmasına yol açmıştır.

Sonuç olarak; Avrupa Birliği’nin küresel liderliği sağlama yolunda gelecek 10 yıl içerisinde bugünkünden çok farklı bir Türkiye coğrafyasına ihtiyacı vardır. AB, bu nedenle hayâl ettiği Türkiye coğrafyasını oluşturma yolunda bütün projelerini hayata geçirmeye başlamıştır. Fener Rum Patrikhanesi bu projelerin önemli bir ayağını oluşturmaktadır. Patrikhane’nin Ekümenik statüye kavuşmasından Anadolu’daki malvarlıkları ve servetleri konusuna kadar bir çok alandaki isteklerinin gerçekleşmesi için Türkiye’ye karşı elinden gelen bütün baskı yöntemlerini kullanmaktadır. Dileğimiz bu oyunların geç kalınmadan bozulması ve gerekli önlemlerin alınmasıdır.

DİPNOTLARI

14- http://www.aydinlik.com (19 Ocak 2003).

15- Yunanlı gazetecilere verdiği demeçte Patrik Bartholomeos, “Türk hükümetinin din özgürlüğü konusunda yaptığı açıklamalar, Heybeliada’daki ruhban okulunun 27 yıl boyunca açılmasına izin verilmemesine ters düşüyor” demiştir. Bkz. Adesmeftos Tipos, (9 Mart 1998).

16- Imerisia (03 Temmuz 2000).

17- Athens News, (14 Şubat 2002). Yunan diplomatlar da Patrikhanenin haklarına saygının, Türkiye için ikili bir mesele olmaktan ziyade uluslararası bir yükümlülük olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Kathimerini, (15 Şubat 2002).

18- Ethnos, (10 Ağustos 2002).

19- Elefteros Tipos, (12 Ağustos 2002). ABD’nde de bu konuda çeşitli yayınlar yapılmıştır. Bkz. Boston Globe, (08 Şubat 2003).

20- Ethnos, (7 Mayıs 2000).

21- To Vima, (20 Eylül 1995).

22- DÜSTUR, Beşinci Tertip, IV, Üçüncü Kitap, (16 Nisan 1965-8 Ekim 1965), s.2847-2855.

23- Nokta, S:37, (4-10 Eylül 1994), s.27.