1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Yunan dostluğu gerçek mi?

Ali Fikret Atun
TARİH, Türk-Yunan dostluğunun irdelenmesine ışık tutacağı cihetle Türk-yunan ilişkilerinin tarihhi gelişimine kısaca değinmek yararlı olacaktır.

Yunanistan egemen bir devlet olarak tarih sahnesine çıktığı 1829’dan beri, başlangıçta Osmanlı İmparatorluğu’nun ve daha sonra Türkiye’nin aleyhine olacak şekilde yayılmacı bir politika izlemiş ve her Yunanlının tatlı bir rüyası hâline gelen aşağıda hedefleri gerçekleştirmeyi öngörün Megali İdea’yı2 değişmeyen bir millî hedef hâline getirmiştir.

Megali İdea’nın hedefleri:

• Bizan İmparatorluğu’nu ve Rum Pontus devletinin yerine Helen İmparatorluğu’nu kurmak; İstanbul’u anılan imparatorluğun merkezi yapmak.

• Yunanistan, Epir’i, Makedonya’nın tamamını ve Güney Bulgaristan’ı hayâlî impataroluğunun parçaları saymaktadır.

• Anadolu’nun batısını ve Ege Denizi’ndeki bütün adaları ele geçirmek; bu denizi bir Yunan gölü hâline getirmek.

• Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmek. (ENOSİS)

• Batı Trakya Türklerini yok etmek.

• Ege Denizi üzerindeki hava sahasına tamamen sahip olmak.

• Türkiye’yi Avrupa’dan siyasî, ekonomik, askerî ve sosyo-kültürel alanlarda tecrit etmek.

Hiç şüphesiz Yunanistan’ın ne ekonomik ve askerî gücü; ne de personel dahil ülkenin mevcut kaynakları Megali İdea’nın öngördüğü hedefleri gerçekleştirmek için yeterlidir. Bununla beraber, hasmın pelotik, ekonomik, askerî yönden zayıf olduğu zamanı bekleyerek ve/veya onu zayıf düşürecek ortamı yaratmak suretiyle kesin sonuçlu meydan muharebesine baş vurmadan ve dolaylı yollardan sonucu ulaşmayı hedef alan Perikles3 Stratejisi’ni uygulayarak topraklarını 1829’dan beri Osmanlı İmparatorluğu’nun ve bilahare T.C. Devleti’nin aleyhine olacak şekilde genişletmeyi başarmış ve Megali İdea’nın öngürdüğü hedeflerin çoğunu gerçekleştirmiştir.

Megali İdea ile Perikles Stratejisi’ni millî politikasına temel alan ve Çarlık Rusya, İngiltere, Fransa gibi zamanın büyük devletlerinin destek ve himayesinde Mora, Eğriboz yarımadaları ile Siklat adaları üzerinde 1829 yılında egemen bir devlet olarak tarih sahnesine çıkan Yunanistan, o tarihten itibaren Büyük Yunanistan’ı meydana getirmek üzere yine büyük devletlerin yardımları ve destekleri ile Osmanlı İmparatorluğu’ndan 1881 yılında Tesalya’yı; 1913 yılında Güney Makedonya’yı, Epir, Doğu Ege adaları ve Girit’i almıştı. Birinci Dünya Harbi’nden sonra, Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesini fırsat bilerek büyük devletlerin destek ve himayesinde 15 Mayıs 1919’da İzmir’e asker çıkararak Batı Anadolu’yu, Sakarya Nehri’ne kadar işgal etmiş; fakat, Türk milletinin bağımsızlık tutkusu ve kahraman Türk ordusunun azmi ve kararı karşısında 30 Ağustos 1922 tarihinde Dumlupınar’da mağlûp olmuş; perişan hâlde Anadolu’yu terk etmiştir. Buna rağmen büyük devletlerin yardımları ile 1923’te Batı Trakya’yı ve 1947 senesinde On İki Adalar’ı4 Türkiye’den alarak topraklarına katmış ve sınırlarını Türkiye’nin aleyhine olacak şekilde genişletmiştir.

Yayılmacı politikasını sürdüren Yunanistan, şimdi de gözlerini Megali İdea’nın bir başka hedefi olan Kıbrıs’a dikmitir. Adayı topraklarına katmak için 180 yılı aşkın bir zamandan beri büyük bir çaba sarfeden Yunanistan’ın Kıbrıs’ı ele geçirmek istemesinin asıl amacı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’den hareket serbestîsini kısıtlamak ve Anadolu yarımadasının güneyinde, Ege Denizi’nde olduğu gibi Türkiye’ninulusal güvenlik kuşağını daraltıp etrafında bir stratejik kuşatma çemberi olşuturarak, onu Anadolu’ya hasetmektir.

NATO ittifakı içinde komşu iki müttefik ülke olan Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan Kıbrıs sorununun yanısıra, bu iki ülke arasında yıllar önce başlamış ve hâlâ çözüme kavşuturulmamış aşağıdaki sorunlar vardır:

1. Meriç Nehri’nin yatağını değiştirmesi sonucu ortaya çıkan hudut sorunu.

2. Ege Denizi üzerinde hava sahasını tamamen ele geçirmeyi ve Türkiye’nin Ege üzerindeki bütün uçuşlarını denetlemeyi amaçlayan FIR hattı sorunu.

3. Ege Denizi’ni bir Yunan gölü hâline getirmeyi amaçlayan Yunanistan’ın 6 mil olan karasularını 12 mile çıkarmak istemesinin yarattığı sorun.

4. Yunanistan’ın Ege Denizindeki petrole sahip olabilmek için yarattığı kıta sahanlığı sorunu.

5. Deniz yataklarından yararlanma ve Ege Denizi’nde petrol arama sorunu.

6. Yunanistan’ın Batı Trakya Türklerini yok etmek için bu toplum üzerinde her alanda yaratılan hukuk dışı baskıların yarattığı sorun.

7. Limni ve Doğu Ege adaları ile On İki Adalar’ın Lozan ve 1947 Paris Antlaşmaları hilâfına Yunanistan tarafından silâhlandırılmaları sorunu.

8. Türkiye’nin AB’ne üye olmasının Yunanistan tarafından engellenmesi sorunu.

9. Yunanistan’ın, uluslararası kurum ve kuruluşlarda Türkiye’nin aleyhinde sürdürdüğü propaganda ve bölücülük faaliyetlerinin yarattığı sorun.

10. Yunan devlet adamlarının iki asra yakın bir zamandan beri Yunan kamuoyunda sürdürdükleri Türk düşmanlığı sorunu.

11. Yunanistan’ın Türkiye’de bölücü ve siyasî terör örgütlerine her türlü desteği vererek yarattığı sorun.

Elli yılı aşkın bir zamandan beri NATO5 içerisinde dost ve müttefik iki ülkenin iyi ilişkiler içinde olmasına ve bu ilişkilerin pekiştirilmesine her zaman özen gösteren ve önem veren Türkiye, Yunanistan’a karşı uyguladığı bu olumlu politikanın karşılığını hiçbir zaman Yunan hükûmetlerinden görmemiştir. Aksine, Yunanistan uluslararası plâtformlarda daima Türkiye’nin aleyhinde düşmanca hareketlerde bulunmuştur. Buna rağmen Türkiye, Yunanistan’ın bilerek ve kasıtlı olarak yarattığı yukarıdaki ihtilâfları her zaman barış yolu ile ve müzakere ederek çözümlemek için büyük gayret sarfetmiş, fakat Yunanistan, Türkiye’ye karşı “açık kriz politikası” izlemekte, hattâ, çoğu zaman Türkiye’ye karşı düşmanlığını gizlemeden ortaya koymaktan hiç çekinmemektedir. Bu durum muvacehesinde denilebilir ki Yunanistan’ın iki asra yakın bir zamandan beri Türkiye’ye karşı uyguladığı politika görünürde dostça fakat gerçekte, çağ dışı kalmış Megali İdea’nın güdümünde ke yanlı, sinsi, iki yüzlü, kaypak bir politika olup ilân edilmemiş bir savaşı çağrıştırmaktadır. Bu politakanın bir sonucu olrak Yunanistan, Türkiye’yi daima bir tehdit olarak algılarken, Türkiye Yunanistan’ı komşu bir dost ve müttefik ülke olarak kabul etmiş; Yunanistan ile ilişkilerini bu anlayış çerçevesinde düzenlemeye çalışmıştır. Buna rağmen Yunanistan, Türkiye’yi tahrik ederek sorunlarını büyütmeyi ve bu şekilde onları geçmişte olduğu gibi büyük devletlerin destek ve himayelerine mazhar olacağından emin olduğu uluslararası kurum ve kuruluşlara taşımayı temel prensip hâline getirmiş; daha doğrusu bu şekide hareket etmek onda kötü bir alışkanlık hâline gelmiştir.

Yunanistan, Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olduktan sonra, AB’den gördüğü destek ve himayeden kuvvet alarak küstahlığını artırmış; Türkiye’nin uzattığı dostluk elini her defasında geri çevirmiş ve AB’ne üye ülkeler arasında sürdürdüğü Türkiye karıtı politikayla, Türkiye’nin AB’ne üye olmasını Kıbrıs ve Ege sorunlarının çözümlenmesi şartına bağlamıştır. Böylece Yunanistan, Türkiye’nin AB’ne üyeliğini Kıbrıs ve Ege konularında kıskaca alarak Türkiye’den büyük ödünler koparmak için ciddî bir çalışma içine girmiştir.

Türkiye’den istediği ödünleri alabilmek için Yunanistan AB’ni emellerine âlet ederek 1999 yılına kadar Türkiye’nin birliğe üyeliğini ve birliğin Türkiye’ye yapmayı plhanladığı malî yardımları “VETO” etmiş ve iki ülke arasında türlü gerginliklere yol açmıştır. Bu tarihten sonra Yunanistan’ın Türkiye ile olan ilişkilerinde yapay bir yumuşama gözlense dahi, yaşanan gerçeklere bakıldığında Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı izlediği şantaj politikasında hiçbir değişiklik olmamıştır.

Bunun en güzel örneği kısa bir süre önce, Ege Denizi üzerinde uluslararası hava sahasında uçan iki Türk savaş ucağının uçuşlarını bahane eden Yunanistan âdeta sanal bir kriz yaratmış ve Türkiye’yi AB’ne ve NATO’ya şikâyet etmiş; bununla da kalmayarak şikâyetlerini Rusya’ya da taşıyarak, Türkiye’yi savaş uçaklarını Yunan hava sahasına göndererek Yunan savaş uçaklarını tahrit etmekle ve Yunanistan’a karşı saldırgan bir politika izlemek ve bölgedeki istikrarı bozmakla suçlanmıştır. dikkat edilirse Yunanistan’ın Ege’de yarattığı sanal gerginlik ile Türkiye’nin AB’ne tam üye olmak için ortaya koyduğu olumlu gayretlerin AB’nde yarattığı olumlu havayı ortadan kaldırmaya yönelik bir davranış olarak değelendirilmektedir. Bu şekilde hareket etmekle Yunanistan AB ve NATO’yu kullanarak Ege’de Türkiye’nin kabul edemeyeceği haklar elde etmeyi ve Rusya’yı kendi safına çekmeyi amaçlamaktadır.

NATO içinde Türkiye’nin bir müttefiki olan Yunanistan, bir taraftan dostluktan bahsetmekte, diğer taraftan da, büyük devletlerin ve üyesi bulunduğu AB’nin destek ve himayesinde Türkiye’yi zayıf düşürmek için sinsi, örtülü, gizli faaliyetlerde bulunmakta ve Türkiye’nin bu zayıf durumundan yararlanarak Kıbrıs’ı topraklarına katmayı ve Ege’yi bir Yunan gölü hâline getirmeyi hedeflemektedir.

Yunanistan’ın her vesile ile Türkiye’nin aleyhinde propaganda yapması; O’nu uluslararası kuruluşlar, NATO ve AB nezdinde müşkül durumda bırakacak davranışlarda bulunması, Türkiye’yi dünyadan tecrit etmek ve zayıf düşürmek için O’na karşı sinsi, örtülü, yıkıcı, bölücü faaliyetlerde bulunması ancak 21’inci yüzyılın harp türlerinden biri olan “Düşük Şiddette Çatışma” ile izah edilebilir. Hiç şüphesiz bu da dostluk kavramına ters düşer.

Bunun yanısıra, iç ve dış politikasını tamamen Türk düşmanlığı üzerine oturtan Yunanistan’da ister iktidarda ve isterse muhalefette olsunlar bütün siyasî partiler ve sivil toplum kuruluşları, Yunan halkı arasında Türk düşmanlığını canlı tutmayı politikalarına esas kabul etmişlerdir. Bununla da yetinmeyen Yunan devlet adamları, Türkiye’de eylemlerde bulunan siyasî ve bölücü terör örgütlerine, özellikle de PKK-Kadek örgütüne başından beri silâh ve malî yardım yapmakta; militanlarını Yunanistan’da açtığı Lavriyon ve benzeri kamplarda eğitmektedir. Hattâ, terörist başı Abdullah Öcalan’a Güney Kıbrıs Rum Yönetimi vasıtası ile sahte diplomatik pasaport temin ederek onun Moskova’ya kaçışını sağlamış; kısa bir süre sonra da Yunanistan’a kabul ederek ona yataklık yapmıştır.

Bugün, Türkiye’ye dost görünen Yunanistan, “Türkiye’nin düşmanı benim dostumdur” diyerek Ermenistan ile savunma ve işbirliği anlaşması izma etmiştir. ABD’nde Rum lobisi ile Ermeni lobisi işbirliği yaparak Türkiye’nin aleyhinde amansız bir mücadele vermektedirler. Kısaca özetlemeye çalıştığım bu şartlar altında Yunanistan, Türkiye ile sağlıklı bir dostluk kurabilir mi? Yunanistan’ın geçmişte ve hâlihazırda Türkiye’ye karşı sergilediği düşmanca davranışlar dikkate alındığında gerçek bir Türk-Yunan dostluğundan söz etmek mümkün müdür?

Son zamanlarda Yunanistan’ın sergelidiği dostluk ve Yunan devlet adamlarının, zaman zaman, Türkiye’ye yönelik övgü dolu sözleri tamamen sahte olup, büyük ölçüde yanıltıcıdır. Bugüne kadar Yunanistan, Türkiye ile yapıcı, gerçek ve barışçıl bir diyalog kurup aralarındaki sorunları âdil, kalıcı, tarafları tatmin edecek bir çözüme kavuşturmak için somut bir adım atmış değildir. Yunanistan’ın benimsediği Megali İdea Türkiye’den toprak talep ettiğinden, kıbrıs’ı Yunanistan topraklarına katmayı öngördüğünden ve Ege’yi bir Yunan gölü hâline getirmeyi hedeflediğinden Türk-Yunan dostluğunun tamamen boş bir hayâl olmanın ötesine geçirememektedir.

Türkiye’de devlet adamlarının, bahse konu dostluğu gerçek zannedip Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı takındığı düşmanca tavrı hoşgörü ile karşılamaları ve ciddîye almamaları, onu daha da şımartmakla ve daha saldırgan hâle getirmektedir. Komşu, komşuluğunu; dost dostluğunu bilmelidir. Aksi hâlde Türkiye, komşusu ve dostu Yunanistan’a komşuluğun ve dostluğun ne demek olduğunu öğretmekle yükümlüdür.

SONUÇ:

Tarih sahnesine çıktığı gnüden beri tilki mizaçlı, entrikacı Yunanistan, Türkiye ile Kıbrıs Türk halkına karşı devamlı entrika çevirmektedir. Sahtekârlığın Yunanistan’a vergi bir davranış olduğunu; iftira, yalan, şantaj ve entrikanın en başta gelen alışkanları arasında bulunduğunu Türk milleti asla hatırından çıkarmamalı ve asırlardan beri Yunanistan’ın sahip bulunduğu bu alışkanlıklarını bir gecede unutarak iyi bir dost olmasını beklememelidir.

Megali İdea’nın öngördüğü hedeflere kuvvet kullanarak ulaşamayacağını ve Türkiye ile bir harbi zaferle sonuçlandıramayacağını çok iyi bilen yunanistan, anılan hedefleri Türkiye’nin zayıf düşmesi ile gerçekleştirebileceğini değerlendirmekte ve Türkiye’yi zayıf düşürmek için elinden gelen her çabayı sarfetmektedir. Hâlen Yunanistan Türkiye’ye karşı bir “Düşük Şiddette Çatışma” harekâtı icra etmektedir.

Türkiye, 21. yüzyılda uluslararası hak ve çıkarlarını koruyabilmek için siyasî, ekonomik, sosyo-kültürel ve askerî alanlarda çok güçlü olmak zorundadır. Unutmayalım ki, büyük devletler ile AB’nin güçlü desteğini arkasına alan Yunanistan zayıfı ezer. Kuvvet önünde eğilir.

DİPNOTLARI

1. Fuat Paşa: 1866 yılında Osmanlı Devleti’nin Hariciye Nazırı idi. (Ordinaryus Prof. Enver Ziya Karal; 1983; Osmanlı Tarihi, 7’inci Cilt, 3’üncü Baskı; Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, S:6)

2. Megali İdea: “Bizans İmparatorluğu’na ait toprakları ele geçirip, merkezi İstanbul olduğu hâlde iki kıtaya uzanan (Avrupa ve Asya); beş denize açılan (Karadeniz, Ege Denizi, İonien Denizi, Adriatik Denizi, Akdeniz) Grek İmparatorluğu’nu kurmak (Büyük Yunanistan) olarak özetlenebilir.

3. Perikles: M.Ö. 590-429 yılları aasında Atina Şehir Devleti’nin hükümdarlığını yapmıştır. İyi bir devlet adamı, komutan ve hatip olan Perikles hükümdarlığı döneminde devletini en müreffeh bir duruma getirmiştir.

4. On İki Adalar: Rodos, Hereke (Halki), İlyaki (Telos), Sümbeki (Simi), İncirli (Nesiros), İstanköy (Kos), Kilimni (Kalimnos), Leros, Patnos, Lipsos Koçbaba (Astrapolya), Kerpe (Karpatos), Kasot (Kasos).

5. NATO: North Atlantic Treaty Organization ingilizce kelimelerinin baş harfleriden meydana gelmiş bir kısaltmadır. Kuzey Atlantik İttifakı Teşkilâtı anlamına gelir.