1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

YÖNETİM BİÇİMİ; (Devlet İdaresinde)

Nusret Demiral
DEMİRAL GÖZÜYLE

1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundaki ana gaye, düşman devletlerin birlikteliği ve iç hainlerin iştiraki ile Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasıyla yerine bir TÜRK devleti kurulması amacını taşıyordu.

O günlerde devletin adının TÜRK olması Türklere has bir devlet olması isteniyordu. Bu akılcı bir formüldü.

Devlet bir çok büyük engele ve yokluğa rağmen yapılan İstiklal Savaşından sonra kurulmuş, adı da TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ olmuştu. Ama bu devlet hangi temellere yatırılacaktı? O da bulunup laik bir devlet olmalıydı, Cumhuriyet idaresini içermeliydi denildi.

Türk Milleti Çanakkalede son bir kahraman yaratmıştı. Dünyada kendini kanıtlayan ve kabul görecek Kahraman TÜRK evladı aynı zamanda büyük bir devlet adamıydı. Büyük ATATÜRK işte böylece büyümüş gelişmiş ve dünyada eşi olmayan bir bilinç ve fikir düzeyinde Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurarken kendini göstermişti...

Bu işin yaratılmasında aynı anda kendisiyle birlikte olan silah arkadaşları, kendine güç veren Anadolu ve Trakya halkı, dahası vatanımızda yaşayan Türk milleti olmuştu. Kurulan bu devlet; Türklerin son Devleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti gelecekte büyük bir devlet olmaya namzetti.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasıyla, halkın kendi iradesi önce önde olamamış, geçen zaman içersinde demokrasi idaresi, Cumhuriyeti yaşatacak bir şekilde kendini göstermeye başlamıştı.

Bizler bu dönemde de sürekli Batı devletleriyle yaklaşım içinde olarak devlet yönetimini onlara benzetmeye çalıştık. Her şey çok iyi görünüyordu. Ama unuttuğumuz şeyler vardı. Onlarda millet olarak benliğimiz, devlet olarak bağımsızlığımızdı. Kahraman asker ve büyük devlet adamı Mustafa Kemal’in çizdiği yolda yürüme yarışı da işin bir başka görünümüydü.

Ne zaman ki; demokrasi içinde Büyük ATATÜRK’ün ısrarla vurguladığı laik devlet düzeninin unutulması ve terke zorlanmasıyla, tehlike devletimizi sarmaya bir kanser hastalığı misali sona götürmeye geliyordu.

İşte şimdi uğraşımız buydu. Bir taraftan kendini engel saymayan ideolojik sol yapılanma, özellikle bölücülük, diğer tarafta da kendinin meşru olduğunu artık hiç çekinmeden savunan Laik düzen karşıtı tutumda olan fikirler yobaz düşünce, bir tehlike zinciri oluşturmuştu.

Bu güne kadar sol fikir içinde kendini göstermeye çalışan devlet adamlarımız, devletimizi o kadar tahrip ettiler ki!..Türk milletini yok sayıp çok yanlış olan bir yolda, bir yanda Marksist Leninist düşünceye saplanarak yürümeye devam edenler ve terör ortamı yaratan bölücüler, diğer yanda, din elden gidiyor deyip Türk’ü unutup, Arap sosyalizmini sürüyen ümmetçiler olarak devlet idaresini ele geçirmek için, eylemlerini sürdürmekten çekinmediler

Büyük Atatürk bu iki engeli daha önce sezinlemiş ve bu engellerin devletimize büyük zarar vereceğini ısrarla vurgulayarak, (Komünizmi gördüğün her yerde ez, Laik devlet düzenini hiç elden bırakma. Devlet idaresini Türklere yaptır. Onun tarihi örf ve adeti bu devleti idarede yeterlidir) demesi boş değildi...

Büyük ATATÜRK’ün bu düşüncesi geçen zaman sürecinde elden bırakılmakla yanlışlık yapılarak, devlet büyük zarara uğratılmış, sürekli yaralanmıştır.

Geçen zaman içinde Büyük Atatürk’ün gösterdiği, işaret ettiği bu iki yanlış düşünce devlet zemini üzerine oturtulmuştur... Bu nedenle bu gün devlet idaremizde bu iki kör zihniyetin disipline edilememesi... Bu konuda bilinçsizce bir hoşgörüde ısrar edilmesiyle çatlaklar oluşmuştur. Bölücülükte terör, ve ümmetçilikte türban siyasi simge olarak kullanılır hâle getirilmiştir.

Tabiî demokrasi deyip onu hep yanlış kulvarda götürenler, bunun farkında bile olmadılar. Bazı aydınlar kendilerini uluslararası görüp işi daha da kötüye götürmede yarışa kalkıp arkalarına da ne yaptığını bilmez yazılı ve görsel bir kısım basını diğer deyimle medyayı alınca, elbet...büyük bir tehlike devlet kapısına dayanıp, yıkıma başlaması güç olmayan bir zemin ve ortam buldu..

Son günlerde bölücü terör PKK ya karşı girişilen ve başarılı olan askeri harekat, muhalefet ve iktidar partilerinin ağzında sakız misali gündeme çekilmekle, büyük tehlike bir başka aynada yansıtılmak istenmektedir.

Şimdi görünen odur ki; bir tehlike varsa neden sorusunu cevaplayıp bu tehlikenin akılcı bir düşünceyle ve çözümle önünü kesmek olacaktır. Ama nasıl bir önleme yolu seçilecektir. Artık bunda Türk milleti olarak kendi kendimize bir yol çizmek zorundayız. Örneğin tarikata dayalı din sömürüsünü bırakıp laik düzen içinde ATATÜRK düşüncesindeki devlet düzenini birlikte savunmalıyız. Bölücü takımına hiç taviz vermeden onların anlayacağı dilde terörü ortadan kaldırmalıyız. Tek güç bir ve beraberce aynı düşünceyi, devletimizin kuruluş aşamasındaki düşünceyi paylaşmalıyız. Türkiye’mizde iktidar ve muhalefet mutlaka bu çizgiye kendilerini çekmelidirler.

En yakın gelecekte ise;

Çalışmalara önce politikadan başlamalıyız. Hayat boyu Liderlik düşüncesinden vazgeçilerek Devlet İdaresinde Lider yetiştirme yolu seçilip bu yönde Politika, Devlet yönetim biçiminde sergilenmelidir.

Düşüncede de; devlet biçimi, Büyük Atatürk’ün çizdiği devlet yönetim biçimidir. O da nedir. deyip kendimizi yormak yanlış olur.. Çünkü bu sorunun cevabı çok açıktır. Yıllar önce, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda, bu yönde cevap Büyük Atatürk tarafından verilmiş; Atatürk, İlkeleri, ve gerçekleştirdiği inkılapları ile bu yolu çizmiştir.

Laik devlet düzeni bırakılmamalı, ayrıca devlet düzeninde halkın bir diğer deyimle Türk Milleti’nin doğru sayılmış oyu göz ardı edilmemelidir.

Kayıt ve şart aranmadan devlet yönetimi Türk milletinin iradesinde, Anadolu, Trakya insanında olmalıdır.!.. Dış devletlerin ve AB nin baskısı elin tersiyle itilmeli Lozan’da çizilen yol yolumuz olmalıdır. Misaki Milli sınırımız Lozandaki gibi muhafaza altında tutulmalı ve haklarımız BM, de daima savunulmalıdır. Anadolu ve Trakya’da yaşayan insanımızın büyük İsminin Türk olduğu hiç ama hiç unutmamalıdır.

Ondan sonra vicdan muhasebesiyle “vicdan, dinsiz ve inançsız” bırakılmamalıdır. Yobaz düşünce erbabının vicdanlara sızması önlenmelidir. Özellikle türlü dinî ve bölücülük dalavereli yol çizgisi silinmelidir.

Dinimiz ulviliğin gölgesinde, zalim elleriyle din bezirganlarının, İnsanımızı kandıran bir düşünce içinde büyük Osmanlı Devleti’ni ve Türk İmparatorlukları bile yıkmayı becermiş olduğu unutulmadan, bundan sonra devletimizin yönetimi, böyle bir bilince, yobaz düşünceye, laik devlet görüşünü yok edecek düşünceye bırakmamalıdır....

Atatürk’ü öne alarak arkasında onun düşüncelerini yok sayanlar ile türlü bahanelerle, günümüzde türban gösterisiyle tarikatları öne çıkarmaya çalışanlar bu ödevlerini bırakmalıdırlar. Özellikle devlet idaresine talıp olmamalıdırlar. Türk dili, Türk Devlet idaresinde ön planda olmalı. Bir sağa bir sola çekiştiren kör düşünceye son verecek ortama zaman geçirmeden kendimizi çekmeliyiz.

Kavga ve terör bizim devletimizde olmamalıdır. Kardeş kardeş ve Türk’e yakışır bir biçimde Devletimizi yönetecek bir bilinç içinde olmalıyız. Heyecanla “Ne mutlu Türküm diyene” sözlerini söyleyelim. İşte bizleri aydınlatacak, bizi aydınlaya götürecek yolumuz budur. Yarınlar geç olmadan.