1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

YOLSUZLUK(LAR)

Murat Gençoğlu
Yolsuzluk iddiaları ülkemizin eski baş ağrısıdır.Bu iddiaların ne kadarı doğru, ne kadarı yanlıştır, Allah bilir. Ancak böyle iddialar varsa “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” sözü uyarınca araştırılmalı, gerekirse yargıya götürülmelidir. Yolsuzluktan daha kötü bir şey varsa, o da yolsuzlukların görmezden gelinmesi, çok kere de üstünün örtülmesidir.

Cumhuriyetin ilk döneminde (1923-1950) iki büyük yolsuzluk iddiası ortaya atılmıştır. Bunlardan biri, Bahriye Vekili (Topçu) İhsan Bey hakkındadır. Bu dava “havuz-Yavuz” davası olarak adlandırılmıştır. Yavuz zırhlımızın havuza alınması konusuyla ilgilidir. İddialar yargıya götürülmüş, İhsan Bey bakanlıktan istifa etmiş, yargılamadan sonra da bir daha siyaset sahasına dönememiştir. Atatürk, eski dostu İhsan Bey’in yargılanmasına müdahale

etmemiştir.

İkinci büyük dava Suat Hayri Ürgüplü ile ilgilidir. Ürgüplü, tekel bakanıdır. Hakkında bir takım yolsuzluk söylentileri çıktığı için Yüce Divan’da yargılanmış ve iddiaların doğru olmadığı anlaşılınca beraat etmiştir. Sonraları büyükelçilik yapmış, yeniden milletvekili seçilmiş, 1964-65’te de tarafsız başbakan olarak görev yapmıştır. Yani, hakkında yolsuzluk iddiası olanlar yargıda aklanınca itibarlarını korumaktadırlar.

Demokrat Parti döneminde de birç ok yolsuzluk iddiaları ileri sürülmekteydi. Ancak, bunlar, çoğunlukla iş başındaki hükûmet çevrelerine değil, piyasadaki vurgunculara yönelikti. O zamanlar bazı maddelerin ithali zorlaşmıştı. Döviz sıkıntısı olduğu için bunlar dışardan getirtilemiyordu. Bu yüzden piyasada karaborsa denilen bir nevi kirli ticaret usulü belirmişti. Kanun dışı yollardan elde edilen ihtiyaç maddeleri kendi değerinin çok üstünde ve el altından satılıyor, böylece büyük kârlar sağlanıyordu. Karaborsacılar zaman zaman yakalanıyor, yargılanıyor, hattâ mahkûm bile ediliyorlardı. Fakat, büyük çoğunluğu işlerine devam ediyordu.

Rahmetli Adnan Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu için de, iktidarları döneminde yolsuzluk dedikoduları türetilmiştir. Ancak, bunun siyasî rekabet hırsıyla yapıldığı ortaya çıkmıştır. 27 Mayıs hükûmet darbesinden sonra kurulan Yassıada Yüce Divanında bu dedikodular konu edilmiş, fakat hiçbiri gerçek çıkmamıştır. Her iki devlet adamı da idam edilmiş, ancak şereflerine leke sürülememiştir. Yolsuzluk iddialarının politik çıkarlar için kullanılmasına en çarpıcı örnek budur..

Menderes döneminin en ciddî yolsuzluk iddiası, Devlet Bakanı Mükerrem Sarol’un çıkardığı günlük gazetenin resmî dairelere abone yapılmış olmasıdır. Aslında böyle bir yaklaşım kusurludur ve savunulamaz. Ancak, elde edilen menfaat o kadar küçüktür ki, ne Sarol’un buna ihtiyacı vardır, ne de gazetenin. Ancak, o gazete Demokrat Parti iktidarını tuttuğu için, muhalifler bunu büyüterek önemli bir dava haline getirmişlerdir.

Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde de yolsuzluklar görülmüştür. En büyük yolsuzluk, hayalî ihracatta olmuştur. Adam, salyangoz ihraç ediyorum diye tahta gönderiyor ve karşılığında önemli miktarda vergi iadesi alıyordu. Bu usul gittikçe genişlemiş ve şikâyetlere yol açmıştır. Ancak, Özal, kendisine intikal eden bu dosyaların işleme konulmasına rıza göstermemiştir. Sebep de hayalî ihracat sonunda ülkeye döviz girmesidir. O sıralar hazinenin dövize çok ihtiyacı vardı. Bu yüzden yolsuzluklar uzun süre devam etmiştir.

İkinci önemli vaka, Özel kabinesindeki bakanlardan birinin rüşvet almasıdır. Bu olay, ses cihazıyla kayda alınmış, bakan istifa ettirilerek adalet huzuruna gönderilmiş ve mahkûm edilmiştir. Böylece siyasî hayatı da sona ermiştir.

Bir başka yolsuzluk da, Meclis koltuklarının yenilenmesinde yaşanmıştır. Lüks koltuklar yaptırılırken Meclis Başkanının bundan çıkar sağladığı ileri sürülmüştür. Bu zat yargılanmış ve mahkûm edilmiş, siyasî hayatı da son bulmuştur.

Koalisyonlar döneminde iki siyasî partı lideri hakkında da aynı iddialar ileri sürülmüştür. Ancak, birbirlerini bir kaşık suda boğacak gibi duran bu iki şahıs hemen anlaşarak kendilerini Meclisteki çoğunluklarına aklatmışlar, yargı yoluna gitmekten kaçınmışlardır. Fakat bu yol, kamu vicdanında tasvip görmemiştir.

Nihayet “kayıp trilyon” denilen meselede de bir parti lideri yargılanıp mahkûm edilmiş, yaşı dolayısıyla cezasını evinde göz altında çekmesi yoluna gidilmiş, Cumhurbaşkanının affıyla serbest kalmasına rağmen kayıp trilyonları ödeme durumundan çıkamamıştır.

Görüldüğü gibi, yolsuzluk konusundaki sicilimiz pek parlak değildir. Gönül isterdi ki, her iddia araştırılsın, gerekirse adalete götürülsün ve aklanacaksa orada aklansın. Doğru olan yol budur.

Günümüzde ise yolsuzluklar iddia olmaktan çıkmış, hayatın bir parçası haline gelmiştir. Gün geçmiyor ki, -taraflı basın hariç- bir yolsuzluk haberiyle karşılaşmayalım Ancak, en ciddî iddiaların bile yargıya götürülmeden örtbas edilmesi çok yanlıştır. Birtakım şahısların ve çevrelerin birden büyük ölçüde zenginleşmesi kimsenin gözünden kaçmamaktadır. Günün birinde bu gidişin kökü araştırıldığında çok utandırıcı sonuçların ortaya çıkması muhtemeldir.

O günlere kalmadan yolsuzlukların üzerine şimdiden gidilmesi ne kadar iyi olur(du).