1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Yine Ermeni Patırtısı

Orkun
Her yıl olduğu gibi bu yıl da Ermenilerin "soykırım" propagandası, 24 Nisan bahanesiyle ortalığı velveleye verecek. Sahte belgelere, yalanlara, hilelere dayanan bu propaganda, yazık ki, inanmaya dünden razı çevrelerde akis de bulacak. Belki birkaç Hrıstiyan ülke daha, parlamentolarında Türkiye'yi suçlayıcı kararlar alacak. Belki birkaç ülkenin ders kitaplarına Türklerin ne kadar gaddar ve barbar olduklarına dair bahisler konulacak. Böylece üç kademeli ve uzun vadeli planın bir safhası daha aşılacak. Önce, Türkiye'nin soykırımı tanıması, yani "Evet, biz Ermenileri katliama tabi tuttuk" demesi sağlanacak. Zaten içimizde b ile böyle diyenler görülüyor. Onlara aferinler, mükâfatlar da veriliyor. İkinci kademe, soykırım mağdurlarına -veya onların vârislerine- tazminat ödenmesi, sonra da toprak verilmesi. Bu suretle, Ermenilerin I. Dünya Savaşı'ndaki bütün vahşetleri örtülü kalacak, üstelik bir de ödüllendirilecek.

Bu hayâl devam ede dursun, Ermeni terörüre kurban gitmiş 49 değerli diplomatımızın doğru dürüst hesabını soran yok. 'Türkse öldürülebilir' mantığı ile olaya yaklaşıldığı zaman, adalet, vicdan, insaf ve sağduyu bir kenara pekâlâ bırakılabiliyor. Ermenileri kışkırtıp isyana teşvikten sabıkalı Batı ülkelerinden zaten böyle bir beklenti olmaması gerekir. Onlar Afrika'da, Asya'da, hattâ Amerika'da yaptıkları soykırımların hesabını daha verebilmiş değiller. Sırtlarında bu kadar günah taşıyanların Ermeniler vasıtasıyla suyun üzerinde kalmaya çalışmaları tam bir pişkinlik sayılmalı. Önce onların tarih huzurunda aklanmaları beklenmeli, ki başkalarına kusur bulmaya kalkışabilsinler.

Dışardaki ve bizdeki Ermeniperverler, soykırıma ait belge bulamayınca tarihi bile saptırmaya çalışıyorlar. Aksi yöndeki belgeleri ise ya görmezlikten geliyor, ya da burunlarına uzatılınca önemsizmiş gibi tavırlar takınıyorlar. Bunun tarih bilimine ve ahlâkına ne kadar aykırı olduğuna aldırış bile ettikleri yok. Ermeni patırtısı işte böylece sürüp gidiyor.

Bütün bu olaylar, bizim gerçekleri ortaya koyucu karşı propaganda heveslerimizi körletmemeli. İletişim dünyasında yaşadığımızı ve iletişimin ne kadar önem kazandığını unutmadan çalışmalarımıza devam etmeliyiz. Fakat, Türkiye'ye birtakım olup bittileri dayatmaya kalkanlara karşı da daha haysiyetli bir duruş sergilememiz gerekiyor. AB'ne gireceğiz diye her şeye eyvallah demenin acı faturası önünde sonunda karşımıza çıkacaktır. Buna meydan vermemek, onurlu her Türk vatandaşının ve ülkeyi yönetenlerin boyunlarına borç sayılmalıdır.