1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

YENİ TÜRK TÂRİH TEZİ

Turgut Güler
ARI BİZİZ, BAL BİZDEDİR… (Türkçenin Bahçesinde Bir Gezinti)-XX

Haziran 1930’daki Türk Ocakları Kurultayı’nda, Türk târihinin kaynaklarını incelemek maksadıyla “Türk Tarih Heyeti” kuruldu. Bu hey’etin çalışmalarının ilk mahsûlü, “Türk Tarihinin Ana Hatları” adlı eser oldu (1930). Bir yıl sonra (1931), devamlı araştırmalar yapmak üzere, Atatürk’ün himâyesinde “Türk Tarihi Tedkik Cemiyeti” adıyla, eski “Tarih Heyeti” genişletildi. Sonradan Türk Tarih Kurumu”na dönüşecek olan bu cemiyetin çalışmalarıyla, Atatürk, yakından ilgileniyor, tavsiyelerde bulunuyordu:

“Târih yazmak, târih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sâdık kalmazsa, değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mâhiyet alır.” (1)

2 Temmuz 1932’de Ankara’da, târih profe sörlerinin ve öğretmenlerinin katıldığı, Birinci Türk Târih Kongresi toplandı. Bu kongrede, Atatürk’ün direktifleriyle hazırlanan “Yeni Târih Tezi” ortaya atıldı. Yeni târih tezinin esâsı şuydu:

Türk milletinin târihi, şimdiye kadar sanıldığı gibi, yalnız Osmanlı veyâ Batı Türkleri târihinden ibâret değildir. Türk’ün târihi, çok daha eskidir, Orta Asya’ya ve daha da geriye gider. Bütün milletlerin kültür ve medeniyetleri, Türk yurdundan ve Türk milletinden çıkmıştır.

Kongrede söz alanlardan “İstanbul Erkek Muallim Mektebi Târih Muallimi İhsan Şerif Bey”, yeni târih tezi hakkında şöyle diyordu:

“Efendiler… Dünyâ’da itirâza uğramayan hiçbir hakîkat yoktur. Evet, olabilir. Bütün Dünyâ Türk’müş de, hâlâ kimsenin haberi yokmuş, diyenler olabilir. Fakat emin olmalı ki, bunlar kendilerini kasten mübâlağa ve mugâlataya kaptıran insanlardır. … Dünyâ’ya şâmil olan medeniyetin mebde ve menşei Orta Asya Yaylası’dır ve o medeniyetin nâşir ve nâkilleri de Türklerdir. Ve meselâ yine Türk’ün on bin ve daha ziyâde senelere ircâ edilen bu medeniyet kıdemini de fazla görenler vardır. Bunlar da, zaman mefhûmunu kasten anlamazlığa gelenlerdir. … Bugün siyâset dünyâsında büyük ırkımın varlığını yaşatan büyük Halâskâr’ımız olduğu gibi, Güneş’ten doğan büyük ırkımın mâzideki şanlı ve canlı varlığını yaratan da Büyük Gâzî Hazretleri’dir.” (2)

Bu târih tezi, medeniyet ve kültürle ilgili geniş bir sâhada, tabiî ki, dilde de tesirini göstermeye başladı. Türk dilinin, Osmanlı ve Batı Türkçelerinden ibâret olmadığı, Orta Asya’ya ve daha da eskilere giden bir târihi olduğu fikri kuvvet kazandı.

Birinci Türk Târih Kongresi’nde, dil üzerinde de konuşmalar oldu, konferanslar verildi. Bâzı konuşmacıların, eski Mısır, Hitit, Avrupa, hattâ Yunan dilleriyle Türkçe arasında, kelime mukâyeseleri yoluyla ilgi kurmaya çalıştıkları görüldü. İlmî bakımdan hayli tenkîd edilebilecek bu görüşler (meselâ, Yunanca “Athena”nın, Türkçe “hâtun-katun”dan geldiğinin söylenmesi gibi), Türk dilinin çok eskilere uzandığını, eski medeniyet dillerine tesir ettiğini isbatlamak düşüncesinden çıkıyordu.

1 - Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, s. 122

2 - Birinci Türk Tarih Kongresi, Konferanslar, Müzakere Zabıtları, 1932, s. 15