1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

YAZAR KOVMA OLAYI

Bahtiyar Bengü
Büyük bir gazete, geçen günlerde, bir yazarının işine son verdi. O yazar, uzun yıllardan beri muhalif kimliğiyle tanınıyordu ve yazıları çok kimse için rahatsızlık unsuruydu. Ama, -en azından bir kesime mensup- okuyucuları çoktu. Onun için yazılarına müdahale edilmiyordu. O da fikir hürriyeti var zannıyla yazılarındaki sertliği yumuşatmayı düşünmüyordu.

Bu kovulma olayını takiben medyada çeşitli tepkiler görüldü. Konunun siyasî yönü üzerinde duruldu ve daha ziyade meslekî dayanışma adına tenkitler ileri sürüldü. Gazeteciler bağımsız olabilmeliydi, bunun için de bir takım garantiler getirilmeliydi. Ancak, bu karışık ortamda bazı gerçekler göz ardı edildi, yani meselenin temeline inilmedi.

Hukukî olarak, gazeteciyle işveren arasında bir sözleşme mevcuttur. Günümüzde bu daha ziyade sendikalar aracılığıyla yapılan toplu sözleşmeler şeklindedir. Bu sözleşmeyi feshetme hakkı iki tarafa da tanınmıştır. Dolayısıyla, işveren çalışma akdini feshedebilir ve tazminatı neyse gaz eteciye öder. Maden işçisiyle, temizlik amelesiyle veya bir tekstil ustasıyla gazeteci arasında bu bakımdan fark yoktur. Fakat, gazeteci ile gazete yazarı arasındaki farka dikkat edilmesi gerekir. Gazeteci, meslekî ve teknik bilgisini kullanarak gazetenin yayımını hazırlayan adamdır. Muhabirden yazı işleri müdürüne kadar bütün gazeteciler bu tanımın içine girer. Onların siyasî eğilimleri gazete sahibininkinden, hattâ gazetenin ilkelerinde farklı olabilir. O, bunları işe karıştırmadan mesleğini icra ederse bir problem de çıkmaz.

Gazete yazarı ise ayrı bir konumdadır. O, kendisine ayrılan köşede her gün görüşlerini dile getirir, bu görüşlere uygun yorumlarda bulunur. Bunu yaparken, kanunî bir zorunluk olmamakla beraber, gazetenin çıkarlarına aykırı davranmamaya çalışmalıdır. Çünkü, gazete ticarî bir işletmedir. Yayınına devam etmesi için kazanması lâzımdır. Aksi takdirde gazete iflâs eder, gazetecisi de, yazarı da işsiz kalır. Buna göz yuman patronu da ancak hüsran bekler. Gazete yazarı, bir yazarın, işletmesine zarar verdiğini görürse bunun tedbirini almak zorundadır.

Gazetelerin normal gelir kaynakları satış ve reklâmlardır. Çok kere de satışlar giderleri karşılamaz, aradaki denge reklâm gelirleriyle sağlanır. Bu söylediğimiz, gazete sahibinin başka bir işi olmamasına bağlıdır. Halbuki günümüzde gazete sahipleri büyük çoğunlukla iş adamları, holding patronlarıdır. İşlerini kazasız belâsız yürütebilmeleri için iktidarla iyi geçinmek zorundadırlar. Yani gazetesinin politikasını iktidarın çıkarları doğrultusunda belirlemelidir. Bunu dikkate almayan patronlar, meselâ Kemal Ilıcak, meselâ Dinç Bilgin, Kemal Uzan ve Turgay Ciner “hata”larını pahalı ödemişlerdir. Bütün o talihsiz gelişmeler de diğer gazete sahiplerine ciddî ikaz teşkil etmiştir. Şu halde gazete sahipleri bağımsız veya iktidara karşı bir yayın politikası uygulamak imkânına sahip değildir. Böyle olunca da gazetesinde iş verdiği yazarların, iktidara karşı muhalefette belli bir ölçüyü aşmamalarına dikkat etmeleri gerekmektedir. Aştığı zaman ya onun işine son verecek yahut kendisini bekleyen âkıbete razı olacaktır.

Son işten çıkarma olayının temelindeki sebep budur. Yani, büyük basının günümüzdeki yapısı bunu icap ettirmektedir. Fikir hürriyeti filân işin cilâsıdır. Buna uyan mı var? Hâlihazır şartlarda böyle bir şeyi talep etmek dahi gerçeklere sırt çevirmek demektir. Yeni anayasaya istediğiniz gibi fikir hürriyeti sloganları döşeyiniz, fiilî durum yine değişmeyecektir. Değişmesini isteyenler küçük ve güçsüz bir takım çevrelerdir, hoşnut olanlar ise duruma hâkim olanlardır. Yazar kovma işine itiraz edenlerin samimiyetine dikkat ediniz, içlerinden hangisi meslekdaşlarına yapılan muameleyi protesto için gazetesinden istifa etti? Günümüzde geçerli olanın bağımsız gazetecilik, doğrucu Davutluk veya idealistlik değil, siyasî veya iktisadî çıkar olduğunu gösteren çarpıcı bir örnekle karşı karşıyayız. Gazete yazarları da bu hakikate boyun eğmiş görünüyorlar.