1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Yaşamak, Okumak ve Andre Maurois

Mustafa Uslu
Yaşamak ve okumak.. Bu iki kavram bizce; biri diğeri olmadan tamamlanamayan bir bütünün vazgeçilmez iki parçası.. Yemek için “tuz” neyse, yaşamak için okumakta o. Bu düşüncemize, katılıp-katılmama hakkına sahibiz. Yazılı metinlere bağlı olarak yaptığımız okuma sayesinde; öğreniriz, anlarız, sentez yaparız. Dahası, duyurarak başkalarıyla paylaşırız. Genel anlamda “okuma” sayesinde, kültürümüzü de kazanmış oluruz.

Yazı ile kültürümüzü “zaman”a karşı korur, nesillere ulaştırırız. Hazır bulduğumuz ve edindiğimiz yeni bilgiler; ilgimizi çektiği müddetçe yaşar, kullanılır ve yazıya geçirilerek ölümsüzleştirilir.

Niçin yazarız? Elbette okumak ve unutmamak için. Sözle sınırlı olan öğrenme, yazıyla her zaman mümkündür. Okumakla bilgi sahibi olur, gelişir ve zenginleşiriz. Kısaca okuma deyince; okuma faaliyetini anlıyoruz. Okumamızın her zaman için alanı geniş olmayabilir. Geniş olmaması; okumanında bazı özelliklere sahip olduğu anlamına gelir ki akla gelebilecek birkaçını şöyle sıralamak mümkündür:

1- Gayesi ve konusu belli bir konuda yapılan okuma (Bilim adamlarının okuması)

2- Özel ilgi duyulan alanlarda bilgilenmek m aksadıyla yapılan okuma (Felsefe, sanat, müzik vb. Merakımızı gidermek için yaptığımız okuma).

3- Gelişi güzel okuma (Bu okumada belli bir gaye ve sınır yoktur. Ele geçen her türlü yayını okumak bu gruba girer.)

4- Hayatı anlamlı kılmak, tat almak maksadıyla yapılan okuma (Bizce bu okuma; büyük çoğunluğun gerçekleştirmesi halinde, her alanda ilerleme, mutlu olmayı başarmış oluruz. Kısaca “benler”den oluşmuş “biz”in gerçekleştirilmesidir. Böyle bir toplum, en büyük özlemimizdir.)

Andre Maurois, “Okumak Sanatı” adlı güzel denemesinde söze şöyle başlıyor: “Okumak bir çalışma mıdır? Valary Larbaud bunu “cezalanmayan bir kabahat” Descartes ise, bilâkis, “geçen asırların en namuslu adamlarıyla yapılan bir hasbihal” diyor. Her ikisininde hakkı var.”

Andre Maurois’e katılıyoruz katılmasına da; böyle bir katılma “hakkı”na sahip olup olmadığımızı merak ettiğimizi bilhassa belirtmek istiyoruz.

Niçinine gelince açıklayalım. Günümüz Türkiyesi’nin “okuma” ile olan ilgisinin iç açıcı olmaması hicranımızdır. Bu hakikatın ışığında, fazla söze hâcet yoktur.

“Okumak Sanatı” adlı denemesinde A. Maurois, “Okumanın kendine mahsus kaideleri”nide sıralıyor:” Birincisi, birçok muharrirleri sathî olarak tanımaktansa, birkaç muharriri ve birkaç mevzuu iyice tanımanın müreccah bulunduğudur. İkincisi kıraatlerinde, büyük metinlere ehemniyetli bir yer vermektir. Üçüncü kaide, ruhun gıdasını iyi seçmektir. Dördüncü kaide, kıraatlarımızın etrafında, her ne zaman mümkün olursa, güzel bir konseri, yüksek bir merasimi ihata eden saygı ve sükûn havası yaratmaktır. Nihayet beşinci kaide, kendini büyük kitaplara lâyık bir hâle getirmektir. Kıraat de İspanya’daki hanlara ve aşka benzer; kendimiz ne getirmişsek, orada ancak bulabiliriz.”

Medenîliğin önemli bir ölçüsüde; toplumdaki “okuma alışkanlığı” olan insan sayısının oranıdır. Okuma alışkanlığında esas olan “süreklilik”tir. Bu süreklilikle, kazanacaklarımız az değildir. Güzel ve etkili yazma-konuşma yanında, gelişen zihnimiz, geliştirdiğimiz meslekî bilgimiz ve zengin kelime hazinemizle insan olmanın mutluluğunu yaşamak; “okuma”ya değmez mi?

Okumak; yeni dünyalar keşfetmek, yeni insanlarla tanışmak demektir. Okuyarak kendi iç dünyamıza seyahata çıkabiliriz. Çağın karmaşasından, artan hayat pahalılığından, herşeyiyle siyasete endeksli yaşama ve zihniyetimizden bir nebzede olsa uzaklaşmak içinde olsa okumalıyız. Zira çarelerimiz; “okumak” adlı yol göstericinin kılavuzluğunda lâyık olduğu sonuca ulaşacaktır.

A. Mourois, “Okuma Notları” adlı denemesini şu cümleyle noktalıyor: “Okumak sanatı, büyük bir kısmında, yaşamak sanatı demektir.”

Okumadan uzak bir toplum olarak, sahi biz yaşıyor muyuz?