1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Yarışmada İkinciliği Kazanan Yazı : Gelecekte Türkçülük

Alper Beşe
Dünyaya yön vermek arzusundaki fikir sistemleri ileri görüşlü olmalıdır. Ama ne kadar ileri görüşlü olurlarsa olsunlar, ortaya çıktıkları dönemlerde mevcut olmayan kavramlar karşısında ilerde zor durumda kalabilirler. Türkçülük de bir fikir sistemidir. Bunun için her konu üzerinde birebir söz köylemesi zordur. Özellikle de bilimin ve teknolojinin akıl almaz derecede hızlı geliştiği bir çağda her alana eğilmek mümkün değildir. Belli konular arasında sıkışıp kalmak da Türkçülüğe zarar verecektir. Bu yüzden seçkin Türkçülülerin kuruculuğunu üstleneceği bir "Türkçülük Enstitüsü" kurmalı ve Türkçülüğe, maziye, hâle ve istikbale hâkim olabileceği bir şekil verilmelidir. Bunu yapabilmenin en iyi yolu, Türkçülüğü, kuru kuruya gören bir göz değil; dünyayı ve olayları anlamak ve yorumlamak için yapılmış bir gözlük olarak kabul etmektir.

Türkçülüğü sistemleştiren Gökalp ve daha sonra onu işleyen başta Atsız olmak üzere bütün Türkçü fikir adamları, yaşadıkları çağın özelliklerini ve etkisini taşımaktadır. Meselâ, Ziya Gökalp'ın eserlerinde Osmanlı'ya açık bir düşmanlık görülür. Hattâ bazen Osmanlı Devleti'ni Türk saymamaya kadar varır. O döneme göre belki normal karşılanacak bu fikirleri bugün kabul etmemiz mümkün değildir. A tsız'ın ifadelerinde -haklı olarak- sıkça Rus tehlikesi fikrine (komünizmin kalesi olduğu için) rastlarız. Bugün Rusya yine tehlikelidir. Ancak şartlar değişmiş; komünizm tarihin karanlıklarına gömülmüştür. Gökalp'tan "Osmanlılılıktan Türklüğe geçiş" Atsız'dan o güne ait Rus düşmanlığını ve günlük siyasî çekişmeleri çıkartırsak elimizde çok fazla bir şey kalmadığını görürüz. Türkçü aydınlar bir araya gelip, yeni ve eskimeyecek bir TÜRKÇÜLÜK KİTABI yazmalıdır. Bu kitap yalnız çağının günlük meseleleriyle ilgilenmeyip, çağlar ötesine de seslenebilmelidir.

Türkçülük, sadece belli bir dönem ve belli şartlar için geçerli bir sistem değlidir. Onun için mümkün olduğunca günlük çekişmelere âlet olmamalıdır. İlkemiz, Türkçülüğü çağa uydurmak değil; çağı Türkçülüğe uydurmaktır.

Türkçülük fikrinin "din" konusundaki tavrı net olarak belirlenmelidir.

Bir milleti ayakta tutan en büyük unsurların başında kültür ve edebiyat gelmektedir. Türkçülük de "millî" bir fikir olduğuna göre bu sahalarda en büyük eserleri verme borcu ve hakkı Türkçülüğe aittir. Ziya Gökalp ve Mehmet Emin gibi şairlerin başlattığı ve cumhuriyetin ilk yıllarında büyük ilgi gören Türkçü şiir akımı yeniden diriltilmeli; en güzel eserlerini Atsız'ın verdiği Türkçü romancılık yaygınlaştırılmalı ve gençlerin Rus ve Yunan klâsikleri yerine bu romanları okumaları teşvik edilmelidir. Türkçülerin az sayıda eser verdiği bir edebî tür de tiyatrodur. Bu dâvanın topluma etki edebilmesinde önemli bir rolü olan tiyatroya Türkçüler el atmalıdır. Devlet tiyatrolarında hainlerin değil, Türkçülerin oyunları oynanmalıdır.

İnanıyorum ki bundan 20-25 yıl, belki 50 yıl sonra yedi bağımsız Türk devletinin başında gerçek Türkçü iktidarlar bulunacak; her ülke kendi içinde ülkenin özel şartları dikkate alınarak hazırlanmış Türkçü anayasalarla idare edilecek ve Türk Dünyasının temel meseleleri, her yıl toplanan ama sonuç alınamayan kurultaylarda değil; her Türk devlet ve topluluğunun parlâmenterlerinden oluşacak "Birleşik Türk Parlâmentosu"nda tartışılacak ve sonuca bağlanacaktır. Bu parlâmento, ileride kurulması muhtemel olan "Türk Birleşik Devletleri"nin parlâmentosunun temelini oluşturacaktır.

Sürekli olarak dünyanın "globalleştiğinden", sınırların kalkması gerektiğinden bahsedilmektedir. Başlarında Türkçü iktidarlar bulunacak olan Türk devletlerinin bu konudaki görüşü şu olacaktır; "Sınırlarımız, dışarıdan gelecek her türlü kötülüğe karşı sıkı sıkıya kapalı; kendi içimizde ise alabildiğine açıktır."

Yarının Türkçü iktidarlarını bugünün gençleri kuracağına göre Türkçülerin bugünkü görevi, gençleri Türkçü bir sistemle yarına hazırlamaktır. Bu iş için en uygun kurum üniversitelerdir. Bugünün bilimden uzak olan üniversiteleri yarının Türkçü Türkiyesinde dünyaya ışık saçacak kültür ocakları olacaktır. Üniversitelerimize eğitim kalitesinin yüksekliğinden dolayı her ülkeden öğrenci gelecektir. Eğitim dili Türkçe olacağından, ana dilimiz milletlerarası plâtformda "bilim dili" hâline gelecektir. Ayrıca bu üniversitelere özerk olarak bağlanacak "Türkçülük Enstitüleri"nde de Türkçülük her an diri tutulacaktır. Bu üniversitelerden mezun olan gençler "bilgi" üretecek ve devlet bu bilgiyi satacaktır. Bugünkü şartlarda kalkınmanın en iyi yolu budur.

Yapılmış ve yapılacak olan her şey, ruhun ölürken bile Türk olduğunu duyacağı, gök gürültüsünün bile Türkçe konuşacağı Büyük Türkeli için...

Yarışma İkincisi

Alper BEŞE

30 Eylül 1983'te Ankara'da doğdu. Hâlen Kaya Bayazıtoğlu Lisesi'nin Yabancı Dil ağırlıklı III. sınıfına devam ediyor.

Yarışmaya Gökbörü takma adı ile katılan Alper Beşe'nin elektronik posta edresi: mehmetalper@poetic.com