1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Yalnız Kurt

Turgay Tüfekçioğlu
2001 yılının son ayına girdik. Benim neslimde ve fikrimde olanların Türk milliyetçiliğini hayata geçirmek mücadelesi ile geçen 51 yılı (1950-2001) arkada kaldı. Çok daha önceleri Yusuf Akçura'lar, Ziya Gökalp'lar ile başlamış olan bu dâvanın sonunda bugünkü gelinen yeri irdelemek istiyorum;

Türk tarihinden kaynaklanmış fikirlerle donanan Türk milliyetçileri her türlü bedeli ödeye ödeye bugünlere geldiler. Geçmişe ait söylenecek çok şey var ama; günümüzdeki hayatî önem taşıyan yeni gelişmeleri irdelemek sanırım daha önemli.

1999 yılında yapılan seçimler sonucunda hükûmet ortaklığı yapıldı. Bu son gelişmelerin dâvaya tesir eden çok önemli ve kalıcı neticeleri oldu ve hâlâ da olmakta. Tahkim yasasından başlayarak (Tahkim ile Danıştay'ın devreden çıkarılmasıyla millî hukuk devre dışı bırakılmıştır.) bu hükûmetin AB ve IMF ilişkilerindeki yaptığı yanlışları bir Türk milliyetçisi gözüyle defalarca değişik zeminlerde tenkit ettik, yazdık ve yazıyoruz. Çünkü AB'nin sadece Gümrük Birliği'nden dolayı 5 yılda Türkiye'den 56 milyar $ geliri varsa bu durum Türkiye tarafından sürdürülemez. Gümrük Birliği'nden Türkiye'nin âcilen çıkarılması en milliyetçi harekettir.

Ayrıca yabancı içki, sigara ve ithal otolar gibi yerlisini alabileceğimiz ithal mallar için 1 yılda 10 milyar dolar ödeyen Türkiye, 10 milyar $'lık dış kredi için IMF'ye istikbalini veremez, geleceğini ipotek altına aldıramaz.

Yapılan yanlışlara bugünlerde bir yenisi daha ilâve olmakta. Adı da "İhale Yasası"dır. Türk devletini devlet olmaktan çıkarıp kurullar ve dernekler tarafından idare edilen insan topluluğu hâline getirme çabalarının bir yenisini de bu yasada görmekteyiz. Bu yasayla devleti devlet yapan egemenlik güçlerinden birisi daha budanmak isteniyor. Çünkü ihaleler üzerindeki devletin etkisi ve yetkisi kaldırılıyor. Yasanın özeti ve amacı şu: Devlet ihalelerine yurt dışı firmaları, yerli firmalarımızla aynı şartlarda girecek, ihaleleri de; Maliye Bakanlığı'ndan 2 kişi, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'ndan 3 kişi, Sayıştay, Danıştay, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu'ndan 1'er kişi olmak üzere toplam 9 üyeden meydana gelecek ihale üst kurulu yapacak. Yani İhale Yasasının çıkması sonucunda olacak şu; Sermayesi güçlü, dış kredi alma imkânı kolay ve yurt içine göre çok ucuz olan, teknolojisi üstün, kendi devletinin maddî ve mânevî tam desteğini arkasına almış dış firmalar ihalelerde yerli firmalarımızı ezecek ve ihaleleri alacaktır. Bazen işin hamallık taraflarını yerli taşeron firmalara yaptıracaklardır. İşin esas kârı ihaleyi alan dış firmanın olacaktır, zamanla yerli firmalar piyasadan silineceği için üç beş yıl sonra sahnede yalnız dış firmalar kalacaktır. Her yıl 30.000 civarında kamu ihalesi olmakta; kamu, bu işlerin bedelini Türk milletinden vergi yoluyla toplamaktadır. Özetle bu ihale yasası sonucunda kârlar yurt dışı firmalara yani yurt dışına gidecektir. Böylece bir anlamda vücuttaki kan dışarı pompalanmış olacaktır. Her yıl yurt dışına, başta petrol alımı için olmak üzere makine, yardımcı madde bedelleri gibi birçok konuda verdiğimiz milyarlarca dövize ilâve olarak, bir de yurt içi kamu ihalelerinin kârlarının döviz cinsinden yurt dışına gitmesini sağlamak, Türkiye'nin kaynaklarının bitişini hızlandırmak demek değil midir?

Ayrıca bu gibi yurt dışına açık yasalarda karşılıklılık esas olmalıdır. Yurt içi firmalarımızdan meselâ, AB'deki ihalelere giriş için AB ülkelerinde yapılmış 5 ayrı iş bitirme referansı istenirse bizim firmalarımızın verdiği Kazakistan, Türkmenistan gibi Türk Cumhuriyetlerindeki iş bitirmeleri sayılmayıp illâ da Avrupa'dan örnekler istendiğinde bu eşitklik nasıl sağlanacaktır? Kanun neredeyse meclisten çıkmak üzere ama; sizler hiç bu gibi soruların kamuoyunda açıkça ve her yönüyle tartışıldığını duydunuz mu? Demokrasi bu mu? Bütün bunlara "uyum" adına sessiz kalmak ve onaylamak anlaşılır işler değildir!

Derviş kanunlarının meclisten geçmedik son üç tanesi kaldı. Onlar da; İhale, Tütün ve RTÜK yasalarıdır. Bütün bu yasaların sonunda Türk devleti açısından gelinen nokta şudur; Merkez Bankası devletten koparılmış, para basması dahi yasaklanmış, çiftçisi tarlasına ekemediği için aç bırakılmış, imalât sanayii çökertilmiş, özelleştirme adına sanayii yabancılara verilmiş, kısaca devletin eli ayağı bağlanmış olmaktadır. Türk devletine bu son kanunlarla, dış güçlerin savaşlarla vatanımıza, milletimize yapamadığını kendi elimizle yapmaktayız. Bunlar olccak iş midir?.. Bu yapılanlar milliyetçilikle nasıl izah edilir ve savunulur?

Türk milletinin can alıcı noktası olan Millî Eğitim konusunda yapılanlardan da güncel bir örnek vererek nerelere sürüklendiğimizi göstermek istiyorum.

Ankara Bilkent Üniversitesi Mühendislik Bölümlerinde mecburî okutulan bir dersten bahsetmek istiyorum. HUMANITIES, CULTURES, CIVILIZATIONS AND IDEAS yani İnsan Bilimleri, Kültürler, Medeniyetler ve Fikirler dersi. Bu dersin konulma sebebi üniversite yönetimince şöyle açıklanıyor: Bilkent'in kurucusu İhsan DOĞRAMACI'nın Amerika'daki tahsili sırasında ona çok şey kazandırdı! Sosyal yanını geliştirdi! Hayata bakış açısını değiştirip hayatta başarılı olmasını sağladı! diye üniversite tarafından öğrencilere açıklanıyor. Bu derste neler okutuluyor diye merak ediyorsanız hemen söyleyeyim. Dersin 23 bölümünün tamamı batı kültür değerlerini genç mühendis adaylarına benimsetmek için seçilmiş batının temel okuma metinleri. 6. kısımda da Genesis (yaradılış başlığı altında)'de Tevrat ve İncil anlatılıyor! "Tevrat ve İncil", mühendislik talebelerine ne kadar gerekli bir ders değil mi?

Tam bu esnada, bunları düşünürken kulağıma Ozan Ahmet Şafak'ın sesi geliyor. Bu sesi 1970'lerdeki şehit kardeşlerimizin cenazelerini kaldırmak için cami avlusunda bekleşen arkadaşlarımın seslerine benzetiyorum.

Bize göre değil

Bizim için değil

Siyaha beyaz demek,

Çirkine âlâ demek

Yoksula olmaz demek

Biz böyle görmedik

Haramı bilmedik

Eğilmedik, bükülmedik

Bu şehirde olmaz

Terk edip gitmeli

Yalnız Kurt yenilmemeli

Bize göre değil

Yabanın bağrında dal olmak gül olmak

Bize göre değil

Çirkefin elinde del olmak zül olmak.

"Yalnız Kurt" her şeyi benim yerime söylüyor gibi, öyle ki; söylemek isteyip de hâlâ "uyum içindekilere" bir türlü kıyıp söyleyemediklerimi bile söylüyor gibi!

Kemal Derviş'in; "Bakanlar kurulunda kadın olmadığı için içim kararıyor", Cem Boyner'in; "Vatan sadece harita değildir", "Kıbrıs Türkiye'nin ayağındaki çıban gibidir!", Cengiz Çandar'ın "Avrupa Birliği, Türkiye'nin millî dâvasıdır"!. gibi sözlerini duymamış olmak için müziğin sesini biraz daha açıyorum.

Bize göre değil

Biz böyle görmedik

Yalnız kurt yenilmemeli.