1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Yabancı malları boykot!

Celâdet Moralıgil
Türkçüler arasında henüz tam fikir birliğine varılmamış veya tartışılması yararlı görülen konuları Serbest Kürsü başlığı altında yayımlıyoruz. “Serbest Kürsü”de ele alınan konular hakkında, bütün yazarlarımız ve okuyucularımız görüşlerini açıkça ifade edebilirler. Orkun, kendi görüşünü saklı tutarak, bu yazıları yayımlamaktadır. Yazarımız Sayın Moralıgil’in “Yabancı Malları Boykot” makalesi de bu çerçeve içine girmektedir.

BİR yazımda, Türkçüler iktisattan hoşlanmazlar demiştim.(1) Mâlum, Osmanlı atalarımız da iktisattan (o zamana göre ticaretten) hoşlanmazlar ve onu zımmîlere yani ikinci sınıf Osmanlı olan Hristiyan ve Musevî tebaalarına bırakırlardı. Sonrası biliniyor. Galata bankerlerine bile el açtılar. Şimdi de IMF’ye el açıyor ve de sövüyoruz, hem de artık Osmanlı’da bulunmayan iktisatçılarımız da var. Benim 1945’teki fakülte numaram 2609!

Ben devletten icazetli iktisatçı, yani iktisat fakültesi mezunu olduğum için, Türkçü arkadaşlarıma sıkıcı gelse de, bir iktisadî konuya değineceğim. Başlığı okuyup da bu yazıyı Türkçüleri yabancı malları boykota çağıran bir yazı sananlar sakın devamını okumasınlar, çünkü boykot denen işin olumsuzluğunu ve hattâ saçmalığını dile getiriyorum. Çünkü bu boykot virüsü konuya vakıf olmayan Türkçülere de çok zaman çabuk bulaşmaktadır.

Millî Gazete’nin 6 nisan tarihli nüshasında bir haber var. TEMA onursal başkanı Hayrettin Karaca bir anısını anlatmış, alıyorum: [Katıldığım bir programda sunucuya “Sen Coca Cola içiyor musun?” diye sordum. O da “içkimin içine karıştırıyorum” dedi. “O hâlde sen bir katilsin. Çünkü senin içtiğin o kolada ABD’nin payı var. ABD aldığı bu pay ile silâhlanıyor. Aynı silâhla Irak’taki çocukları öldürüyor. Coca Cola içen cinayete ortak okur...”]

Ben de TEMA’nın 5656 numaralı üyesiyim. Hayrettin Karaca’ya da hem Yalova’da kurduğu Arboretum hem de TEMA için saygı duyuyorum. Ama, ihracata da yönelik bir firmanın kurucusu olan Hayrettin Karaca’nın bu sözleri beni şaşırttı ve kötümserliğe sürükledi. Yine de fazla üzülmedim, çünkü Karaca oryantal kültürün bir öğesi olan ucuz bir polemik yapmıştı. Zaten şu Coniler de böyle lâflara aldırıp cevap filân vermezler. Ama ister misiniz bir münasebetsiz Coni kalkıp, erkekseniz Coca Cola yerine Microsoft, Intel vs ürünlerine boykot yapın, desin. Evet, yani bilgisayarsız ve internetsiz bir Türkiye... Bir süre önce ODTÜ’nün solcu tosuncukları da Mc Donalds’a boykot diyorlardı ve Cumhuriyet de onların haberini kalın harflerle veriyordu. O zaman da yazdımdı, bu tosuncuklar önce ODTÜ’deki Microsoft ürünlerini boykot etsinler diye...

Bu ucuz -ve maalesef çok akılsızca- vatanperverlik(!?) bazen öyle hiç beklenmeyen kişiler tarafından dile getiriliyor ki gerçekten nutkum tutuluyor. Bir ara TOBB eski başkanı müteveffa Yalım Erez Almanya’ya karşı, Sakıp Sabancı galiba İtalya’ya karşı (Öcalan sebebiyle) boykota çağırmıştı. Geçenlerde de ATO başkanı Sinan Aygün ABD’ye karşı boykota çağırıyordu. Daha da şaşırtıcısı, iktisat profesörü Erol Manisalı’nın solun arkeoloji müzesi Cumhuriyet’te 28 Mart 2003’te ABD’ye karşı boykottan söz etmesi idi. İster misiniz Alman, Fransız, İtalyan ve ABD turistleri Türkiye’yi boykot etsinler! Kimbilir belki de türbanlı kafalar artık Türkiye’ye çıplaklar gelmeyecek ve Türkiye’ye nur yağacak diye sevinirler!

Bir eski ata sözü vardır, der ki, ol mâhiler ki derya içredir deryayı bilmezler. Yani, balıklar denizin içindedir ama denizi bilmezler. Benim gibi ender Türkçüler hariç tüm Türkçüler şu küreselleşmeye karşıdır. Oysa ki küreselleşme çoktan atı alıp Üsküdar’ı geçti. O kadar çok alanda, uluslararası hukukî-iktisadî-teknik anlaşmalar, ticarî ilişkiler vs. ile ulusların eli-kolu o kadar bağlı ki saysam Orkun’un sayfaları yetmez. Otarşi, kendi yağıyla kavrulma artık mümkün değil. İsterseniz Ruslar’a kızıp doğal gazı boykot edelim.

Huzuru kaçırmamak için ABD ekonomisi ile Türkiye ekonomisini karşılaştırmayacağım. Aklı başında bir Alman da Alman ekonomisi ile ABD ekonomisini karşılaştırmıyor. Bilindiği gibi, Amerika aksırırsa Avrupa nezle olur, denir. Bir de Amerika’nın grip olduğunu düşünün. Die Zeit gazetesinde (8 nisan) yazar R. Leicht boykottan Almanya zararlı çıkar diyor. Şunu da ekleyeyim: Bir Amerikalının bir dolarının marjinal değeri ile bir Türk’ün bir dolarının marjinal değeri arasında dağlar kadar fark var, satın alma paritesini göz önünde tutsak bile...

Bir Türkçü olarak diyorum ki, basit lâflar etmeyelim! Büyük uluslara böyle mahalle kavgası ağzı yakışmaz. Haddini bilmek de bir irfandır, büyük lokma yiyelim, büyük lâf etmeyelim. Benim babam Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’nin (Ulusal Ekonomi ve Arttırma Kurumu’nun) ölene kadar İstanbul başkanı idi. Defalarca Yerli Malı Haftası düzenledi. Ama artık o incirli-üzümlü haftalar çook gerilerde kaldı. Türkiye o zamana göre çok ama çook ilerledi, dünyanın 17. ekonomik gücü oldu. Boykotlar Türkiye’yi bir çırpıda 27. sıraya atar ve devam eder gider baş aşağı. Orkun sayfalarını açsın, aksi fikirdeki tüm Türkçülerle bilimsellik şartı ile, tartışmaya hazırım... Tekrarlıyorum: Boykot karşı boykotu, ambargo karşı ambargoyu doğurur. Yeni nesil bilmez, Amerikan askerî malzeme ambargosu sonucu Türk ordusunun manevra dahi yapamadığını o zamanın dış işleri bakanı Çağlayangil -politik bir pot kırarak- itiraf etmişti. Ekonomik ambargonun ne olduğunu idrak edemeyenler KKTC’yi düşünsün lütfen!

Hazır ekonomiden söz etmişken biraz da son zamanlarda zuhur eden “Piyasa Düşmanlığı”ndan bahsedeyim. Bunun gerisinde iki ana unsur var. Birisi bilgisizlik, diğeri Marksizm sempatizanlığı.(2) Genellikle iktisadî bilgiden yoksun, düşünme özürlü kişilerin bazı sloganların, köşe yazarlarının, sorumsuz ve maksatlı politikacıların etkisinde kalarak piyasa denen (aslında A’dan Z’ye hepimizin aktif ve pasif olarak içinde olduğu) kurumu bütün kötülüklerin sorumlusu sayması, birinci kategori. Bu grupta bir hayli Türkçü de vardır, özellikle de polemik Türkçülük’ü yapan ve kendine Türkçü diyen politize olmuş ve politik örgütleşmiş kanatta. Kötü niyetlilerin başında tabiî ki Marksistler gelmektedir. Serbest Piyasa Ekonomisi -onun bütün avantajlarından fazlaca yararlandıkları hâlde- Marksistlerin baş düşmanıdır. Meselâ hiç iktisadî nosyonu olmayan, Marksizmi bile düşmanı olduğu Batı’nın yetiştirdiği sıradan bir Marksist olan koca göğüslü, ten kokulu bayan Higgins’in loş otel odasında ve de Fransızcayı kıvırmaya başladıktan sonra öğrenmiş(!?) olan Marksist Attilâ İlhan Cumhuriyet gazetesindeki yazılarında, özellikle ve imkân nispetinde TRT 2’deki programında sistematik olarak -yani bilerek ve hınzırca- serbest piyasa ekonomisine saldırır. Serbest piyasa ekonomisinin alternatifi kolektivist sistemdir, yani komünizmdir, bu da özellikle -bilinçsizce- piyasa ekonomisine saldıran Türkçü geçinenlerce de bilinsin... Bu sistemin işleyişinden kaynaklanan aksaklıkları çok iyi bilinmekte ve karşı önlemler alınmaktadır. Türkiye’deki piyasa aksaklıkları Türklerin eseridir. Çünkü o Türk Turancı olarak da, komünist olarak da, şeriatçı olarak da, seküler olarak da, ateist olarak da, sofu olarak da trafik kuralı tanımamaktadır; hazine arazisini işgal etmektedir, vergi kaçırmaktadır; cadde ortasında çocukların gözü önünde kurban kesmektedir; liyakatliyi değil, yandaşını kayırmaktadır; kitap, gazete, dergi okumamaktadır; ortalama ilkokul dördüncü sınıfın yarısına kadar okula devam etmektedir vs. vs... Bugünün sorumlusu basiretsiz MHP’nin, Bahçeli’nin başımıza musallat ettiği hiç hoşlanmadığım AKP de değildir.

Bazı yazarlar yazılarını bir son sözle bitiriyorlar. Ben de bu modaya uyarak şöyle bitiriyorum: Bu ülkedeki pisliklerde bir Türkçü olarak benim de Türkçü olmayanlar kadar hissem var...

DİPNOTLARI

(1) Keşke Orkun’da devamlı bilimsel (yani objektif) iktisadî yazılar yayınlansa. Yani meselâ IMF’ye söven değil, IMF’nin tavsiyelerine (veya bazılarınca dayatmalarına!!!???) alternatif öneriler getiren bilimsel yazılar gibi. Meselâ ben bir iktisat fakültesi mezunu Türkçü olarak IMF önerilerine küfredenlere hayret ediyorum... Ve Orkun, Turan Kazanlı’nın, “IMF bir şeytan mı?” başlıklı yazısını yayınlamıyor...

(2) İleri dergisi daha Ağustos 2001’de 5. sayısında piyasa düşmanlığını işlemişti. Derginin kapağı şöyle: “Türkiye’nin Krizi: Piyasa’nın esiri olmak.” Gökçe Fırat imzalı baş yazının başlığı ise şu: “Serbest Piyasadan Kurtulmak.”