1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Vatan Yuppilere, Muhiplere ve Bir Kısım Mütakere Basınına Bı...

Turgay Tüfekçioğlu
TÜRKİYE Cumhuriyeti için 2003 yılının anlamı büyüktür. Batıya karşı Atatürk önderliğinde milletimizin verdiği millî mücadele sonunda devletimizin kuruluş tarihi olan 1923’ün üzerinden geçen 80 yıl geride kaldı. Geçen 80 seneyi nesiller olarak üçe ayırırsak; Cumhuriyetimizin kurucu nesli olan birinci kuşak (1900-1940), ikinci kuşak (1940-1980) ve üçüncü kuşak (1980-2003).

Atatürk devri olarak adlandırabileceğimiz birinci nesil zaman aralığında, Cumhuriyetimizin kuruluşu gerçekleştirilmiş ve üzerinde inşa edilecek sağlam millî temelleri atılmıştır. Bu dönemde milletimize hâkim olan “toplum bilinci” yani ASABİYE* Türk Milliyetçiliğidir.

İkinci nesilde de ağırlığı devam eden bu mevcut asabiyeyi (toplum bilinci) zayıflatmak ve yıkmak için Batının çok ciddî çabaları özellikle millî eğitim kurumları üzerinde olmuştur. Batı, Türk millî asabiyesini (toplum bilincini) önce zayıflatmak sonra da yok etmek için yurdumuzda açtırdığı okullar sayesinde ikinci nesilde özellikle de bazı yönetici kadroları üzerinde ne yazık ki başarı sağlamıştır. Bu neslin içinden çıkma birçok batı hayranı insanımız ortadadır. Bunları günümüzde de birçok önemli yerlerde, özellikle de bazı TV ve gazetelerde görmekteyiz ve üzülmekteyiz.

Türkiye’yi hızla 2003’ün ekonomik, siyasî ve kültürel şartlarına getiren son olumsuz gelişmeler içinde bazı insanlarımız asabiyesini (toplum bilincini) tamamen kaybetmiştir diyebiliriz. Bunu, bazı gençlerimizde ne yazık ki, eğitim seviyeleriyle doğru orantılı olarak artan bir şekilde Batının yıkımının akıllarında ve gönüllerinde en acı sonuçlarıyla görmekteyiz. Batının beyinlerini ele geçirdiği, kendi millî kimliğinden utanır hâle getirilmiş, batıya karşı olan aşağılık duyguları hücrelerine kadar işlenmiş bazı insanlarımız ortadadır. Ne yazık ki bugün sayıları hiç de az olmayan bu insanları iki ana gruba ayırabiliriz .Birinci grup her türlü Amerikan hayranlığının ağır bastığı, dünyayı sadece Amerika penceresinden gören bazı insanlara verilen ad olan “YUPPİ” adlandırmasıdır. İkinci grubu oluşturanlar ise özetle Avrupa Birliği hayranı olan Türkiye’yi ne yapıp edip AB’ne ne pahasına olursa olsun, hayatî tavizler de vererek sokup Türkiye’yi AB’nin kölesi yapmayı kendilerine verilmiş bir görev kabul edenlere verilen ad olan “AB MUHİPLERİ” (Sevenleri) dir.

Bu her iki gruptakiler için tek bir ortak hedef vardır, o da Millî Devletimizin önce zayıflatılması sonra da beynelmilelci oluşumlar içinde ağır ağır zamanla eritilmesidir. AB oluşumu bu yoldaki en güncel uluslararası yapılanmadır. Sayın Prof Dr Erol MANİSALI’nın çok doğru olarak belirttiği gibi 1963’ten 2003’e kadar gecen 40 yılda bunca yaşananlar ve sonunda 12 Aralıkta yapılan zirvede de açıkça görüldüğü gibi Türkiye’nin Kopenhag ölçütlerini yerine getirmiş olması, sakın ola sanılmasın ki AB yokuşundaki TÜRKİYE’nin yapması gerekenlerin veya verdiği ödünlerin sonudur. Türkiye için verilecek tavizler açısından daha işin başlangıcındayız!!!
Bu iddialarımızın içini doldurmak için katılım ortaklığı ve 2002 yılı ilerleme raporlarını inceleyerek bu belgelerden önümüzdeki yıllarda bizden AB yokuşunda isteneceklerin bazılarını aşağıdaki gibi dizersek ortaya çıkan manzara şudur:

Yunanistan’ın kara sularını 6 milden 12 mile çıkarma kararını Türkiye olarak savaş sebebi kabul edeceğimizi ilân etmiştik. Aksi hâlde Çanakkale Boğazından Ege Denizine gemilerimiz Yunanistan’dan izin almadan çıkamaz hâle gelecektir.

Ege de kıta sahanlığını Yunanistan’ın istemesi konusunun özeti Ege’de deniz altındaki tüm yer altı zenginliklerine (petrol ve doğalgaz gibi...) Yunanistan’ın tek yanlı el koyma oyunudur.

“Fır hattı” sorununu yaratan “Dost YUNANİSTAN!!!” Ege’de adaların 10.000 m üstünden dahi TÜRK uçaklarının uçmasını istememektedir. Yani Yunanistan, Ege denizini gök yüzünden deniz dibine kadar her şeyiyle ele geçirmek istemektedir. AB’den tarih alacağız diye bunların tamamını verecek miyiz?

Bütün bunları versek dahi bunlara ilâveten KIBRIS’ı vermek de AB’den tarih almaya yetmeyecektir. Yunanistan ile aramızdaki mevcut sorunların hepsini Yunanistan lehine çözsek de durum gene değişmez. Çünkü bütün bunların üzerine kendini “Kostantinepol’deki Yeni Romanın Ekümenik Patriği” ilân eden Patrik Bartelomus Fener Rum Patrikhanesine bağlı olan kendilerinin 1971’de Türk Cumhuriyetinin kanunlarını tanımamak için kendi kendilerine kapadıkları Heybeliada Ruhban Okulunun bugün hiçbir geri adım atmadan yani Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını da tanımadan açmak istemektedirler. Patrikhane Ayasofya’nın da kilise olarak ibadete açılmasını AB vasıtasıyla Türkiye’ye dayatmaktadır. İstanbul’daki Zeyrek Camii bile kiliseye dönüştürülmek istenmektedir. Patrikhanenin bu gibi istekleri hiç bitmeden ilerde de devam edecektir. Bu konuları kapsayan Avrupa Parlâmentosunun (24.10. 1996) tarihli kararı. “Dünyanın her tarafındaki milyonlarca Ortodoks Hıristiyan için Konstantinopl’daki Patrikhanenin önemini göz önünde bulundurarak, ... Türk yetkililerinin Ekümenik Patrikhanenin tam olarak korunması konusundaki hükümlülüklerinin farkında,...Ekümenik Patrikhanenin ve diğer dinsel yerlerin binalarının korunması için gerekli önlemleri alması için Türk yetkililerine çağrıda bulunur.”

Avrupa Parlâmentosunun (24.10.1996) tarihli kararı. Patrikhane’ye doğrudan bağlı olan Heybeliada Ruhban Okulunun derhal yeniden açılmasına çağrıda bulunur.

Avrupa Komisyonunun (08. 11.2000) 2000 yılına ilişkin ilerleme raporunda: “Heybeliadadaki Ruhban Okulunun kapalı kalması konusu da dahil olmak üzere, 1923 Lozan Antlaşması kapsamında olsunlar olmasınlar Müslüman olmayan diğer kesimin somut taleplerinin gerektiği gibi incelenmesi icap ettiğini” belirtmektedir.

AB’nin 2002 İlerleme raporunda “Pontus kültüründen” bahsedilmektedir. AB uğruna Yunanistan’a bu gibi ödünleri vermesi istenen Türkiye daha geçen hafta Batı Trakya’da “İslâm Cemaatinin lideriyim” dediği için 6 ay hapis cezası alan İskeçe eski müftüsü Emin Aga’ya yapılanlara da sessiz kalmaktadır. Bu sessizliğin bir benzeri de, ne yazık ki KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf DENKTAŞ’a yapılan yazılı saldırılar karşısında görülmektedir.

AB‘den tarih almak için Yunanistan’ın bütün bu gibi isteklerini yapmak da yetmez, çünkü arkada Ermenistan’ın istekleri de sıradadır. Meselâ:

Ermeni soykırım tasarısını (15.11.2000) kabul eden Avrupa Parlâmentosu “Türk Hükûmetine ve Türk Büyük Millet Meclisine, özellikle modern Türkiye Devletinin kurulması öncesinde Ermeni azınlığın maruz kaldığı soykırımın kamuoyu önünde kabulü ile Türk toplumunun parçasını oluşturan Ermeni azınlığa taze bir destek verme çağrısında bulunur” Avrupa Parlâmentosu bu kararının Türkiye tarafından da, kendi meclisinden geçirilip kabul etmesini istemektedir.

2002 yılı İlerleme Raporunda bakın daha neler neler var; Ermeni Üniversitesinin kurulması, Diyarbakır’daki Protestan Kilisesinin inşaatının tamamlattırılması, konuları yanında Türk Hükûmetinden, PKK’nın devamı KADEK’in de siyasî muhatap olarak kabul edilmesi gibi birçok yeni yaptırımlar istenmektedir.

Türk ordusunun Avrupa ordusuna (AGSP) tek yanlı bağlanması da bir başka konudur.

Şimdi de Türkiye’den Aralık 2004 öncesi yapması istenen ekonomik ölçütlere yani 10 Aralık 1991 Maastricht Zirvesi sonucunda AB’nin tam üye adaylarından isteyeceği ölçütlerine gelelim.

MAASTRİCHT ÖLÇÜTLERİ

• Herhangi bir üyenin enflâsyon oranları, on iki aylık dönem itibarıyla en iyi performansı gösteren üç üyenin enflâsyon oranlarının ortalamasının en fazla yüzde 1.5 üzerinde olacak; Bunun anlamı Türkiye’deki enflâsyonun yüzde 45 lerden yüzde 5 lere inmesi istenecektir.

• Herhangi bir üyenin uzun vadeli faiz oranları, on iki aylık dönem itibarıyla en iyi performans gösteren üç üyenin faiz oranının en fazla yüzde iki üzerinde olacak. Bunun anlamı da 70–80’lerdeki faiz oranlarının 6–7 gibi rakamlara indirilmesi istenmektedir.

• Toplam kamu borcu; gayri safi yurtiçi hâsılanın % 60’ını aşmayacak.Türkiye’nin 220 milyar $ olan borcu bu ölçüte göre 80 milyar $‘a nasıl ve ne zaman indirilecek.

• Son iki yıl itibariyle üye ülke para kuru, diğer bir üye ülke para kuru karşısında devalüasyona uğramamış olacak ve normal dalgalanma marj sınırları içinde kalacak. Türk lirası bu ölçüte ne zaman uyacak?

• Bütçe açığı, gayri safi yurtiçi hâsılanın % 3’ünü aşmayacak. Yıllardır yüzde 80’lerde seyreden açık %3 e kaç yılda inecek?

AB’ye tam üye olmak için bu şartların sağlanması gerekmektedir. Para birimi EURO’nun kullanımı da tam üyelikten en erken 2 yıl sonra söz konusudur.

Maastricht ekonomik ölçütlerinin sağlanması için dış güçler ve onların içerdeki muhipleri yuppilerle birlikte THY, Telekom, TPAO, Tekel, Petkim, Tüpraş, bor, toryum ve bunun gibi diğer madenlerin satılmasını isteyeceklerdir. Aralık 2004 öncesi Avrupa Birliği’nin iflah olmaz bağımlıları yukarıda bir kısmını belirttiğimiz millî varlıklarımızın özelleştirilmesi adı altında birtakım yabancı firmalara peşkeş çekilmesini isteyeceklerdir. Önümüzdeki dönemde nitelikli sanayi bölgeleri gibi projeler başta olmak üzere birçok yeni başlık altında topraklarımızın, doğrudan yabancılara satılması gündemdedir.

Bunların yapılması bile, tam üyelik için yetmeyecektir. Bütün bunların üstüne Anayasadaki “Kayıtsız şartsız egemenlik milletindir” kavramının kaldırılıp egemenliğin AB’ye devri de istenecektir. Egemenlik ise bir bütündür, bir kısmı dahi devredilemez.

Buraya kadar özetlediğimiz koşulların hepsini de yapsak, Türkiye tam üyelik için yine boşuna bekleyecektir. Çünkü bu noktada Avrupa’da Türkiye’nin tam üye yapılabilmesi için referandum yapmaları konusu ortaya atılacaktır. Diyelim ki referandumu bile geçen Türkiye’nin yolculuğu yine bitmeyecektir. Güney Kıbrıs Rum Devleti, Yunanistan, Portekiz, Polonya, Malta, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Letonya, Litvanya, Slovenya, Macaristan, Slovakya, İtalya, İspanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, Danimarka, İsveç, Finlandiya, Almanya, Avusturya, Lüksemburg, Belçika, İrlanda’dan meydana gelen 25 ülkenin tamamının oy birliği ile ancak Avrupa Birliğine tam üye olabilecektir. Bu görüşmeler 2007’ye uzadığında Bulgaristan ve Romanya’nın da tam üyelikleri ile sayının 27 olacağını da bilelim. Bunun sonunda dahi serbest dolaşım hakkı tam üyelikten bile en az 7 yıl sonra belki Türkiye’ye verilebilecektir.

Bütün bu yolun sonunda Türkiye’nin geleceği noktayı tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek. Cumhuriyeti kuran kuşağın temellerini attığı Türk milliyetçiliğine dayalı ASABİYE nin (Toplum Bilinci) hâkim olduğu Türkiye’den bölünmüş, her açıdan sömürgeleştirilmiş, millî kuruluş hedeflerinin tamamını kaybetmiş bir yapıya ulaşılacaktır. Kaybedeceklerimiz en başta millî egemenliğimiz ve bağımsızlığımızdır. Bayrağımız, marşımız, Büyük Millet Meclisimiz, ordumuz, kısacası bizi millet yapan unsurların tamamıdır. Devletin bütün temel kurumlarıdır. Peki, ortada ne kalacaktır? O da yukarıda tanımlarını yaptığımız YUPPİLER’in ve MUHİPLERİN içinde cirit attığı Türkiye karşımıza çıkacaktır.

Türk milliyetçisi buna göz yumamaz. Vatan YUPPİLERE ve MUHİPLERE ve onların borazanı bir kısım mütareke basınına bırakılamaz. Yuppiler, muhipler ve onların dış patronları hiç ama hiç ümitlenmesinler Atatürk neslinin evlâtları gereğini yapacaktır. Türk milleti, bağımsız devletini kurmasını bildiği gibi korumasını da bilecektir.

•••

Şimdi acı haber geldi: Canım kardeşim, arkadaşım, gerçek vatansever NECİB HABLEMİTOĞLU 18.12.2002 günü saat 20.03’te tertemiz alnından vurulup toprağa düşmüş. Çok iyi bilinmeli ki, toprağa düşerken elinde tuttuğu Türk milletinin bağımsızlığının sembolü ay yıldızlı bayrağımız milyonlarca Türkün elinde taa... arşa kaldırılmış olarak tutulmaya sonsuza kadar devam edecektir. Necip kardeşim: Rahat uyu.

DİPNOT

* (İbn-i Haldun’un mukaddime eserindeki milleti millet yapan öz cevher ASABİYE diye adlandırılmaktadır.)