1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Vatan, millet, Sakarya

Gökhan Savaş
“BIRAKIN bu, vatan, millet, Sakarya söylemlerini” diyerek, bu üç kavramı aşağılayan onlarca insana tanık olmuşsunuzdur. Yazımızın amacı, aşağılanan, küçük görülen bu kavramların neler olduğuna ilişkin bir durum tespitidir. Öncelikle “vatan”dan başlayalım.

Vatan; sözlük anlamı ile, bir halkın üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu toprak parçasıdır. Bu tanımı ile oldukça dar bir anlamı varmış gibi gözükebilir; ancak bu kavrama daha yakından baktığımızda Türkler için önemli bir anlamının olduğu görülmektedir. Biz Türkler, tarihin her döneminde bağımsız yaşamış, bu uğurda her türlü mücadeleyi göze almış bir milletiz. Bunun son örneğini Kurtuluş Savaşı sırasında Batı’ya karşı verilen Millî Mücadele ile gördük. Bu mücadeleyi veren büyük önderimiz başta olmak üzere, binlerce insan, manda ve himayeyi kabul edip, refah ve bolluk içerisinde yaşayabilirlerdi; ancak Türk’ün tarihinde, başka milletlerin egemenliği altında bağımlı yaşamak diye bir şey görülmemiştir. Daima, “millî egemenliğe” düşkün olan Türkler bu egemenliği ancak ve ancak bağımsız yaşayabildikleri topraklarda gerçekleştirebileceklerine inanmışlardır. Bu sebeple, Türkler her zaman, tam bağımsızlığın gerçekleştirilebildiği topraklarda yaşamayı arzulamışlar, bu uğurda her türlü sıkıntıyı göze almışlardır.

Vatan, Türkler için öyle kutsal olmuştur ki, bu topraklar hiçbir zaman hükümdar ailesinin bir malı olarak görülmemiş, bütün milletin ortak malı olarak düşünülmüştür. Bu sebeple de devlet içerisindeki her vatandaş, vatanın ı canla başla savunmuş, üzerinde yaşadığı toprakların kutsallığına inanmıştır. Zaten böyle bir anlayış olmasaydı, Türklerin tarihi, kahramanlık tarihi olabilir miydi? Bizler kahramanlıklarla dolu destanlarımızı vatan uğruna verdiğimiz mücadelelerle yazan bir milletiz. Dünya üzerinde kaç millet sayabilirsiniz ki, vatanının kutsallığına Türk gibi inansın? Belki birkaç tane örnek gösterebilirsiniz; ancak burada da bir ayrım yapmamız gerekmektedir. Türk için vatan, üzerinde yaşadığı toprak parçası değildir. Bu sebeple, diğer milletlerin vatan anlayışlarından farklı olarak Türklerdeki anlayış çok farklıdır. Başka devletlere bağlı, sömürge bir devletin vatandaşı olarak da bir toprak üzerinde yaşayabilirsiniz. Böyle bir yaşayış içerisindeki kişiler de vatanlarından söz edebilirler; ancak Türk için vatan, hür ve müstakil yaşayabildiği topraklardır. Kısaca özetleyecek olursak, Türkler tarihi süreç içerisinde vatanlarını, özgürlüklerinin, bağımsızlıklarının bir güvencesi olarak görmüşlerdir. Günümüzde ise, Türklük bilincinden mahrum olan özellikle sözde aydınlar! arasında bu kavramın değeri anlaşılamamış ve aşağılanan kavramların başında yer almıştır. Ne acı değil mi? En çok övüneceğimiz, gurur duyacağımız konularda dahi kendini küçük görmeyi alışkanlık hâline getiren onlarca insan var bu ülkede.

Aşağılanan bir diğer kavram ise “millet”tir. Millet; bir arada yaşayan ya da yaşamak hususunda müşterek arzu ve muvafakatte samimî olan, aynı vatana ve o vatanın maddî ve mânevî değerlerine sahip çıkan, aralarında dil, kültür ve duygu birliği olan insanların oluşturduğu bir bütündür. Bakın, burada da vatan kavramı kullanıldı. Demek oluyor ki, vatan kavramını küçük görerek aşağılayan bir kişi, buna bağlı olarak millet kavramını da önemsiz bulacaktır. Zaten böyle de yapıyorlar. Bırakalım bu, “vatan, millet, Sakarya”yı…

Millet kavramını sığ bularak bundan vazgeçilmesi gerektiğini söyleyen kişiler, “küreselleşme, evrenselleşme” gibi Batı’nın, diğer milletler üzerinde kendi gücünü artırmak için uydurduğu kavramları kullanıyorlar. Bu onursuzlar şunu bilmelidirler ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir TÜRK devletidir ve daima da böyle kalacaktır. Türk Milleti’ne mensup olduğu için gurur duyan ve daima milleti için çalışan Büyük Atatürk’ün de söylediği gibi, “Türkiye Cumhuriyeti; her anlamda, büyük Türk milletinin öz ve değerli malıdır. Kıymetli evlâtlarının elinde daima yükselecek, sonsuzluğa kadar yaşayacaktır.” Bu kıymetli evlâtlar, bizler gibi Türklük bilinci ile dolu olanlardır.

Gelelim aşağılanan diğer bir kavrama, Sakarya’ya. Bre onursuz, duygusuz adam, hiç mi düşünmezsin, bilmezsin ki bu ülke binlerce vatan evlâdının kanı ile kuruldu. Hiç mi bilmezsin ki nice vatansever, bu topraklar için, senin benim için can verdi. Hiç mi bilmezsin ki, nice destanlar kanla yazıldı ve bunlardan birisi de, senin aşağıladığın Sakarya’dır! Sakarya’yı bırakalım, bunları artık unutalım demek, Sevr’i kabul edelim demekle eş değerdir. Çünkü, bu savaş, emperyalist devletlere karşı, onların Türkler üzerindeki hâkimiyetlerine karşı kazanılmıştır. Tarihi kahramanlıklarla dolu olan Türklerin kazandıkları bir muhteşem savaştır Sakarya. Başkomutanımızın askerlik dehasının sonucudur Sakarya. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığının başlıca sebebidir, Sakarya. Sakarya, Sakarya, Sakarya… Söylenecek o kadar söz var ki, nasıl oluyor da böyle bir mücadele küçük görülüp, artık unutulabiliyor? Yazık, çok yazık. Savaş ile yenemedikleri Türkleri, her alanda yıpratmak, yok etmek için türlü uğraşlar içerisinde olanların kafalarına şunu sokmaları gerekmektedir: Türk için vatan, millet, Sakarya kutsaldır! Bu uğurda ölünür, öldürülür!..

SONUÇ

“Bırakalım bu vatan, millet, Sakarya söylemlerini” diyerek bu kavramları aşağılayan “aşağılık insanlar”, herhangi bir toprak parçasında, ABD, İngiltere, Fransa vb. devletlerin bayrağı altında yaşamaya razı olan kişilerdir. Türk olup olmamak bu kişiler için bir şey ifade etmemektedir. Millî değerlerimizin, ulus-devlet olmamızın da hiçbir anlamı yoktur. Sakarya Meydan Savaşı gibi bir millî mücadelenin de bu onursuzlar için değeri yoktur. Çünkü, bu kişiler manda ve himaye yanlısıdırlar.

Şurası bilinmelidir ki, bu ülkede millî duyguları temel alan, milletinin geleceği için gözünü dahi kırpmadan ölmeye hazır Kuvay-ı Milliye ruhuna sahip milyonlar var oldukça “Vatan, Millet, Sakarya” söylemleri daima yapılacak ve bunlardan asla vazgeçilmeyecektir. Türk milliyetçileri, bu kavramları hor gören, bunları yok sayanların karşısında dimdik ayaktadır...