1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

“UZUN BİR ÖMRÜN KISA BİR ÖZETİ” YAZISINA DAİR

Tuğrul Türkkan
Altan Bey’in iki bölüm hâlinde yayınlanan Reha Oğuz Türkkan’ın yaşamı hakkındaki garip yazısını okuduk. Garip dememin sebebi yazının içeriğinde bolca garip ifadelerin bulunması. Anlamını ve yaratmaya çalıştığı etkiyi kavramakta zorlandığımız böyle bir yazının varlığı bizi aile olarak şaşırttı. Hele bu yazıyı yazan babamın 40 yıllık bir dostu olması bizi iki kere şaşırttı. Yanlış ve anlamı belirsiz noktaların açığa çıkartılması gerek. Babam böyle durumlarda mutlaka cevap yazıp gönderirdi. Şu anda hayatta olmadığı için bu görevi üstleniyorum.

“Uzun Bir Ömrün Kısa Bir Özeti” isimli makale Reha Oğuz Türkkan’ın yaşamını ele alıyor. Yazar Reha Oğuz Türkkan’la olan ilginç anılarını aktarmakta, bir yandan da şahsiyeti ve çalışmalarıyla ilgili yorum ve değerlendirmelerde bulunmakta. Bu değerlendirmelerin bazıları da yanlış anlamlara meal veriyor.

Yazıda Reha Oğuz Türkkan’ın Amerika’da geçirdiği 25 yılın ardından Amerikanvari davranışlar sergilediği her fırsatta vurgulanmakta: Amerikan plakalı arabası, Amerikanvari giyimi, davranışları, gençlerin ona “Reha Oğuz Amerikan” ismini takmaları vs. vs. Şunu özellikle vurgulamakta fayda var, R. Oğuz Türkkan toplumsal kalıplara takılan ve bunları fazlaca ciddiye alan bir insan hiç olmadı. Oğuz Bey’in Türklük konusundaki ülküsü “giyim ve davranış kalıplarına uygun hareket etmekten” çok, Türklüğe faydalı işler yapmak noktasındaydı.

ABD’deki faaliyetlerine birkaç örnek verelim. Amerika’da halen Türk Evi adıyla faaliyet gösteren Ata Türk Okulu’nu açtı. Columbia Üniversitesi’nde Türk Etütleri Merkezi’ni kurdurdu. Eski milletvekili Cihat Baban’la birlikte Tarsus vapurunda gerçekleştirdiği “Yüzer Sergi” Türkiye’nin tanıtımına büyük katkı sağladı. Amerika’daki Türk gruplarını birleştirmek için çaba harcadı, federasyon kurulmasında çalıştı, dış Türkleri derneklerde bir araya getirdi. Doğu Türkistanlı lider İsa Alptekin’in Amerika ziyaretinde kendisini kongre üyeleri ve senatörlerle bir araya getirdi, nutuk vermesini sağladı. Türkiye’deki hastanelere ve Bulgaristan göçmenlerine kalkınma fonlarından gıda, ilaç, para toplanmasına ön ayak oldu. İsmet İnönü’nün Amerika ziyaretini protesto etmeye hazırlanan Ermeni ve Yunan gruplarına karşı Amerika’daki Türkleri organize etti. Türkiye’yi tanıtıcı kitaplar, ansiklopediler yayımladı, yürüyüşler organize etti, konferanslar verdi. Keşke bu noktada Altan Bey, Amerika’dayken R. O. Türkkan’ın Türkiye sevgisiyle gerçekleştirdiği onca faaliyeti ve çalışmayı da benzer bir özen ve ayrıntıyla anlatsaydı.

Anılarını anlatırken yazar, Oğuz Bey’in kişiliğiyle ilgili -kendi bakışından- çeşitli ipuçları vermekte. Örneğin, R. O. Türkkan’la 70’lerde çıktıkları Ege turunu det aylarıyla anlatmakta. Oğuz Bey’in bu tura kendisiyle çıkma amacını garip bir sebebe bağlıyor. Altan Bey’e TRT daire başkanlığı teklif edilecekmiş, Oğuz Bey bunu çok ciddiye almış, tatilde bu konudaki projelerini aktaracakmış. Tatil dostluğunu böyle faydacı bir sebebe bağlaması garipsenecek bir durum. Garip ki, R. O. Türkkan Altan Bey’le 40 yıl boyunca dostluğunu sürdürmek için her seferinde nasıl faydalar bulmak zorunda kaldı?

Ege turunun sonlarında Namık Kemal’in mezarına uğradıklarını aktarmakta. Yazar, Oğuz Bey’in ünlü bir kişiyle akraba olmaya önem veren bir kişi olduğunu belirtiyor ve bunu inanmış göründüğünü ekliyor. Namık Kemal’le akrabalık bağlarımızın olduğu bir gerçek. Şöyle ki, Namık Kemal R. O. Türkkan’ın annesinin büyük halasının eşi. Özellikle babamın anneannesinin Namık Kemal’in kucağında büyüdüğü ve fikirlerinin -özellikle din konusunda o dönem için radikal düşüncelerinin aile içinde ciddi tesir yaptığı anlatılırdı.

Altan Bey, yazının diğer bir bölümünde Kızılderililerle Türkler arasındaki ilişkilerle ilgili kuramlarıyla ilgili Oğuz Bey’i eleştirmekte. Kızılderililerin Türk kökenli olduklarını, Kuzeydoğu Asya’dan Bering Boğazı yoluyla Amerika kıtasına geçerek yayıldıklarını ileri sürdüğünü, ancak bu noktada ilmî deliller ortaya koyamadığını belirtiyor. Öncelikle, R. Oğuz Türkkan yazılarında Kızılderililerin Türk olduğunu iddia etmedi, iki kavmin ortak kökenleri olduğunu ileri sürdü. Kendi yazısından alıntı yapacak olursak, “Kızılderililer Türklerle akrabadırlar, fakat ‘Türk’türler’ diyemeyiz.” diye belirtmekte. İkincisi, Amerika yerlilerinin gerçekte Amerika’nın ‘yerlisi’ olmadıkları, Bering Boğazı yoluyla doğu Sibirya’dan Amerika kıtasına göçtükleri, bilim çevrelerinde en yaygın kabul bulan görüş. Bunu da hatırlatmakta fayda var.

Oğuz Bey’in eşiyle evlendiği dönemi aktarırken de anlamı belirsiz bir ifade kullanmış Altan Bey. Oğuz Bey’in eşiyle evlendikten sonra, Zübeyde’nin yanına “Ece”yi ekleyerek “beğenilir” bir şekil verdiğini söylemekte. Bu “beğenilir” kelimesinin ne anlama geldiğini ben çözemedim, okuyucu da çözememiş olabilir. İşin aslını aktarmakta fayda var. Türkçü Oğuz Bey esasında isimlerin de Türkçe olmasını tercih ediyordu. Bu sebeple gençliğinde kendi ismi Reha’yı Oğuz’a, kardeşinin ismi Nevzat’ı Atilla’ya çevirmişti. Çocuklarına da hep öz-Türkçe isimler vermeyi uygun gördü: Ceylan, Aslıhan, Tuğrul, Alp Tunga. Benzer bir sebeple, annemle evlenirken Zübeyde yerine annemin kızlık soyadı olan “Ece” daha hoşuna gitmiş. İsim olarak onu kullanmayı tercih etmiş. Durum bundan ibaret.

Yazının ikinci bölümünde, TRT’ye birlikte hazırladıkları bir projelerinin Milliyet’te “Bozkurtlu programlara 75 milyon” başlığıyla eleştirilmesi anlatılmakta. Daha sonra Altan Bey bu eleştiriyi kaleme alan Örsan Öymen’le gazeteler üzerinden polemiğe girdiklerini, R. O. Türkkan’ın ise başka mecralara daldığını, bu kalem mücadelesinde kendisini yalnız bıraktığını belirtmekte. Bu olayın aslını babamdan öğrenme imkânımız yok. Muhtemelen, olayın farkında değildi; zira yaşamı boyunca dostlarını yalnız bırakan bir insan olmadı. Keşke Altan Bey vefatından önce bu konuyu dile getirseydi de Oğuz Bey’in ilgili düşüncelerini öğrenebilseydik. Altan Bey, Oğuz Bey’e en küçük bir imada, bir sitemde bulunmadan ta ölene kadar dostluğunu devam ettirdiğini belirtiyor. Yazının başka bir bölümünde ise R. Oğuz Türkkan’ı, Atsız hakkında önceleri olumlu sözler sarf ederken ölümünden sonra olumsuz yazılar yazmakla eleştirirken şöyle diyor: “Hakikati böyle teslim eden birinin, ölümünden sonra Atsız’la uğraşmasındaki tezadı anlamak güçtür.” Bu yazıyı yazan Altan Bey’in tezadını anlamak da hayli güç!

Yazar Oğuz Bey’in Atsız hakkında olumlu yazılarından alıntılar yapmış. Ölümünden sonra ise olumsuz yazılar kaleme aldığını belirtiyor.

Atsız konusu benim için ilginç bir deneyimdir. Çocukluğumuzda kardeşimle beraber Atsız’ın tarih romanlarını zevkle okurduk. Atsız konusunda ev içinde olumsuz bir konuşmanın geçtiğini hatırlamam. Bizim Reha Oğuz Türkkan’ın oğlu olduğumuzu bilmeden Atsız taraftarlarının babamız hakkında son derece fanatikçe hatta hakaretamiz ifadelerini işitmiş, bu durumlara şaşıp kalmıştık. Böyle âdeta futbol taraftarlığı seviyesinde bir kindarlığın nedenlerini de yıllarca çözemedik. Geçmiş yıllarda bir kitapçıda tesadüfen bir kitap buldum. Atsız’ın oğulları babalarının eski yazılarını kitaplaştırmışlar. İçinde babama karşı kaleme aldığı uzunca bir polemik yazısı da yer almaktaydı. Bu yazıyı okuyunca aralarındaki husumeti anlamış oldum.

Babamın bu eski yazıyı görünce son derece hiddetlendiğini hatırlarım. Zeki Velidi Togan’ın gayretleriyle aralarında o dönem centilmenlik anlaşması yaptıklarını, kendisinin Atsız hakkındaki “Kuyruk Acısı” kitabını piyasadan çektiğini ve daha sonra da Amerika’da bulunduğu müddet içerisinde Atsız hakkında hiç olumsuz konuşmadığını anlatmıştı. Hâlbuki Atsız Bey aralarındaki bu anlaşmayı belli ki pek önemsememiş. Amerika’dayken de kendisi hakkında çok ağır ifadeler içeren yazılar kaleme almış. Babam birkaç yıl önce tez çalışması için onu ziyaret eden bir doktora öğrencisi söyleyene kadar bu yazılardan habersizdi. Keşke Altan Bey, Reha Oğuz Türkkan’ın 1960’larda yazdığı Atsız hakkındaki olumlu yazılarından alıntılar yaparken, Atsız’ın aynı yıllarda yazdığı “Türklere Karşı Haçlı Seferi” isimli broşüründe Oğuz Bey hakkındaki yakışıksız ifadelerini de belirtme ihtiyacı duysaydı.

Atsız’ın hiçbir kaynak ya da delil göstermeden aktardığı, “Oğuz Türkkan bir yasa tasarısı hazırlıyor. 3 yaşından küçük melez çocukların katledilmesi yönünde.” ifadesi Uğur Mumcu, Baskın Oran ve Rıdvan Akar tarafından ansiklopedilerde, gazetelerde, romanlarda kalleşçe kullanıldı. Atsız’ın yazısından yararlanıp fırsat buldukça tekrar tekrar çamur attılar.

5-10 yıl içerisinde bu olayları yaşaması kuşkusuz R. Oğuz Türkkan’da Atsız konusundaki eski olumsuz düşüncelerini canlandırmış olacak. Yakın zamanda çıkacak anılarının ikinci cildinde de bu konuyu detaylı olarak ele almakta. Kaldı ki Altan Bey’in eleştirisi bu noktada haksız. Zira R. Oğuz Türkkan, Atsız hakkında kendi içinde tutarlı şu görüşü savunmakta: “Atsız fikirlerine değer verdiğim, üretken ve davasında çok faydalı işler yapmış bir insan, ancak bu durum şahsiyeti ve ahlakı konusunda aynı düşüncede olmamı gerektirmez –gerektirmiyor da.”

Yazının birçok bölümünde derinlerde hissedilen Altan Bey’in Atsızcılığı bu konuda iyice yüzeye çıkmış.

Yazının bu bölümlerinde yazar Oğuz Bey’in Atsız taraftarları tarafından tartaklandığını yazmakta. Muhtemelen 90’larda gerçekleşen Türk 2000 Vakfı’nın “Türk Cumhuriyetlerinin Geleceği” kurultayındaki olayları kastediyor. AKM’de toplanan küçük bir grup, Atsız’ın babam aleyhinde yazdığı bir broşürü fotokopiyle çoğaltmışlar. “Atsız’a laf söyletmeyiz!” diye bağırarak broşürü dağıtmaya başlamışlar. Babam da, bu broşürü dağıtabilirsiniz, müdahale etmem, demiş. Hatta kurultaya gelen Ali Coşkun’un “Bunlar Atsız’ın oğulları mı ki?” diye sorduğunu hatırlıyor annem. Bu olaya tartaklamak yerine, milliyetçiliği slogan atmak zanneden üç beş aklıevvelin edepsizliği demek daha yerinde.

Ben yazısından Altan Bey’in babamın enteresan kişiliğinden etkilendiğini çıkardım da, hangi fikirlerine değer verdiğini açıkçası çıkaramadım. Keza yazının hiçbir yerinde değer verdiği görüşleriyle ilgili bir mevzu bahis olmaması enteresan. Öte yandan, kendisinin babamla olan -şahit olduğum- görüşmelerinde, eserleri hakkında övgüler vardı. Annem, Yükselen Milliyetçilik kitabı hakkında, “Ziya Gökalp’tan beri Türkçülük konusunda yazılmış en esaslı kitaplardan biri,” ifadelerini hatırlamakta. Bu yazıda bunlara neden yer verilmedi? İki sebebi olabilir. Ya Altan Bey sözlerinde samimi değildi ya da polisten kaçmaları, Ford marka otomobili, düğmeleri açık gömleği, zinciri gibi konuları aktarmaktan bunlardan bahsetmeye yer kalmadı.

Babam Altan Bey’e, benden sonra hakkımda kötü yazarsan mezarımdan hortlar seni korkuturum, diye takılırdı sağlığında. Altan Bey ürkmüş müdür bilemem ama babam bu yazıdan sanırım incinmiştir.