1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Uyuyan dev Türk dünyası

Turgay Tüfekçioğlu
Bugün 300 milyonu bulan nüfusuyla Türk Dünyası ne yazık ki uzunca bir süredir uyuyor . Sayın Prof. Dr. Reha Oğuz TÜRKKAN’ın bu konuyu ele aldığı son kitabından olanları kolayca anlamamızı sağlayacak 1966 yılında yaşadığı çarpıcı hatırasını kendinden okuyalım ;

Ünlü “ New York Times ” gazetesinin yazarı ve sahiplerinden biri olan Cy Sulzberger , 1966 yılında 6 gün süren “The Grand Turk” adında bir dizi yazar .

Sulzbergern Orta Asya’ya gitmiş , hem Batı hem de Doğu Türkistan’ı ve Sovyet Rusya’yı görmüş. Sovyet Rusya’nın boyunduruğu altındaki Batı Türkistan’da özellikle de Kazak ve Kırgız Türklerinin topraklarını gezmiş. O yıllarda Ruslarla zıtlaşan Çin’in buralara gizli ajanlar soktuklarını fark etmiş . Bu ajanlar Batı Türkistan Türklerini Moskova’ya karşı kışkırtıyorlarmış.

Yazar bu sefer Çin’deki Sinkiang bölgesine (Doğu Türkistan’a ) geçmiş, orada da gizli Rus ajanlarının, Çin boyunduruğundaki Uygur Türklerini Çin’e karşı isyana teşvik ettiklerini fark etmiş .

Dizinin sonundaki bitiş bölümünde Sulzberger şu uyarıda bulunuyordu (hem Ruslara, hem Çinlilere): “Moskova da Pekin de kendi kuyularını kazıyorlar. Hiç mi Türk tarihini incelememişler . Bilmiyorlar mı ki Türk Dünyası , en dağınık , en yenik ve bitik haldeyken birden içinden bir lider çıkarır , bir kıvılcım saçılır ve birleşiverirler ! Yalnız ülkeleri değil, koca kıtaları fethediverirler !”

“Bugün bu dev uyuyor .”

“ Yanlış bir kıvılcım o devi bir uyandırırsa , kışkırtanlar bin pişman olacak .”

Bu Amerikan Yahudi’sinin dost olmayan , fakat gerçekçi tespitindeki uyarıyı ben ters çeviriyorum.

“Uyuyan Dev”, yani Türk Dünyası er geç uyanacak , 1990 larda Ruslardan kurtulan 5 Türk Cumhuriyeti bunun ilk kıpırdanma işaretidir .

Er geç mi dedim ?

Geç değil, artık erken bir gelecekte aralarında ortak hareketle tam uyandığını ispat edeceklerdir .

O Devi uyandıracak olan 9 proje ile 9 adımdır .

Hepimiz için Büyük Güce ve Refaha doğru atılan dev adımlar ...”

1936 den beri yani son 60 yıldır Türk Milliyetçiliği’ne hizmet eden bugün 86 yaşında olan Türkçülük davasının ak sakallısı Reha Oğuz TÜRKKAN hocanın son kitabı olan “ UYUYAN DEV TÜRK DÜNYASI “ nın girişi işte böyle başlıyor .

Türk Dünyası’na topluca baktığımızda bugün görünen odur ki; en doğuda Doğu Türkistan’da Çin’in, Türkistan’ın Asya topraklarında ve Kafkaslarda Rusya’nın, Orta Asya ve Balkanlarda ABD ve AB’nin baskın nüfuzu devam etmektedir.

Çin, Rusya, ABD ve AB nin birlikte baskı altında tutmak istedikleri UYANMASI İSTENMEYEN TÜRK DÜNYASI DEVİDİR.

Bu dört gücün ortak hareket ettikleri tek alan Türk Dünyasına arşı birlikte yürüttükleri iktisadî, siyasî, askeri ve kültürel baskılardır.

Sulzberger’in Türkler konusundaki öğüdü bugün dünyanın bu en etkin dört gücü tarafından çok iyi tutulmaktadır .

Sayın milletvekili Sabir RÜSTEMHANLI ile Bakü’deki sohbetimizde bana “ Yıl 1918 idi, Bakü ve Azerbaycan Rus ve Ermeni işgali altındaydı o gün İngilizler bugünün ABD konumundaydı ve Türklerin Bakü’ye girmesini istemiyorlardı. Ama Nuri Paşa, emrindeki 20.000 kişilik Osmanlı Ordusu ile Gence üzerinden Bakü’ye geldi 1.200 şehit verdi. O günleri dedelerimiz anlatırdı ki, bir Türk zabitinin (Subayının) Rus top mermisinin şarapnel parçası kafa derisi ile birlikte kafatasından da kemik kopartmış, baktığında beyni görünüyordu ama o yaralı Türk zabiti atının üzerinde elinde kılıncı düşmana saldırıyormu. O yıllarda 12 milyondunuz dünyayı dinlemeyip Azerbaycan Türkünü kurtarmaya geldiniz. Şimdi 74 Milyonsunuz Karabağ Ermeni işgalinde şimdi neredesiniz ? ” diye sormuştu . Haklıydı;

26 Şubat 1992'de Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde Hocalı kentinde sivil halka karsı Ermeniler tam anlamıyla bir katliam yapmışlardı. o gece 613 kişi hunharca katledilmiş; bunlardan 83 çocuk, 106 kadın acımasızca işkence yapılarak öldürülmüştü. Ayrıca, 487 kişi ağır yaralanmış ve 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalanlar da bin bir zorlukla canını kurtarmıştı. 26 çocuk tamamen ve 130 çocuk ise kısmen öksüz kalmıştı. Ermeniler Türkleri acımasızlıkla, gözlerini oyarak, kafataslarının derisini soyarak ve vücutlarının farklı organlarını keserek öldürmüştü. Küçücük çocukların gözleri oyulmuş, hamile kadınların karınları yarılmış ve insanlarımız diri diri toprağa gömülmüştü. Şehitlerin birçoğunun cesetleri yakılmıştı.

Karabağ’daki bu Ermeni vahşetini bile resmen tanıyamayan Türkiye gerçekte nerede, ne yapıyor? Tarihine, kardeşlerine böylesine arkasını dönüp AB kapılarında üyelik bekliyor olması izah edilemez. Böylesi yüzlerce sorunun cevabını vermek çok zor, acaba şimdilik top ve pop ile meşgul milyonların önce takımı şampiyon olsun, seyrettiği dizi mutlu sona ersin, daha sonra bu konularla meşgul olacak mı diyelim ?

Türk Dünyası üzerindeki baskı dün vardı , bugün de var , yarın da olacaktır . Asıl olan bütün bu zorluklara karşı durabilmektir. Türk Tarihi bu konuda yapılan fedâkarlık örnekleri ile doludur. Bir tanesini örnek olarak hatırlarsak; 1920 de bugünkü Özbekistan topraklarında Buhara Emirliği vardı. 1921 de Buhara Cumhuriyeti kuruldu, başına da Osman Hoca ( Kocaoğlu ) Cumhurbaşkanı seçildi.

Türkiye’nin İstiklâl Savaşı günlerinde Anadolu topraklarında ölüm kalım savaşı yaptığını gören Özbek Türkleri , Buhara Cumhuriyeti Hükümetinin aldığı kararla 100 Milyon altın para karşılığı külçeyi Türkiye’deki İstiklâl Savaşında Mustafa Kemal’e yardım için Türkiye’ye gönderilmesine karar verirler. Altınlar tren ile Moskova’ya, oradan da Karadeniz yoluyla İnebolu üzerinden Ankara’ya ulaştırılmak istenir. 1917 Ekim devrimi ile başlayan ihtilal Rusya’ya hakimdir ve idare Lenin’in elindedir. Lenin Buhara Cumhuriyeti’ nden gelen altınlara darphanede Sovyet damgası vurdurur ve yalnız 10 Milyon külçe altın ile 10 Milyon külçe altın karşılığı silahın Anadolu’ya yollanmasına müsaade eder. Sovyetler Buhara Cumhuriyeti’nden Anadolu’ya aktarılmak için yollanan altının yaklaşık % 80 ine bu şekilde el koymuşlardır. İşte İstiklal Savaşımızın can suyu olan Rusya üzerinden Ankara’ya yollanan kardeş yardımının özeti budur. Buhara Cumhuriyeti ve Türkistan’ın tüm ümitleri ise Enver Paşa’nın 5 Ağustos 1922’de Duşanbe ( Tacikistan’ın başşehri ) yakınındaki Belcivan’da şehit olması ile biter … Enver Paşa’nın şehit olma haberini alan Buhara Cumhurbaşkanı Osman HOCA “İntikam… Al” mersiyesinin birinci dörtlüğünde der ki;

Türk balası Oruslardan köp sıkıldı

Türk çocuğu Ruslardan çok eziyet çekti

Er kırıldı, kız ezildi, yurt yıkıldı

Erkek öldü, kız ezildi, yurt yıkıldı

Hakimiyetlik Enver Paşa onu sorab

Vatansever Enver Paşa onu yollayarak

Kelib azad etmek üçün şehit boldı

Bağımsızlığa kavuşturmak için şehit oldu

Osman Hoca ise 1923 de geldiği Türkiye’de 28 Temmuz 1968 de ölür.

Timur Kocaoğlu, “Buhara Cumhurbaşkanı Osman Hoca (Kocaoğlu) ve İstiklal savaşı Sırasında Türkiye’ye Altın Yardımı Meselesi” Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kuruluş ve Gelişmesine Hızmeti Geçen Türk Dünyası Aydınları Sempozyumu Bildirileri (23-26 mayıs 1996). Kayseri: Erciyes Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Merkezi, 1996, s. 421-424; Turhan Berkok, “Türk İstiklal Savaşında Dış Yardımlar: Türkten Türke, Müslümandan Müslümanadır” Erciyes, Sayı 50 (Nisan 1982), s. 15-24; “Buhara Cumhuriyeti’nin yardımı” Havacılık Tarihinde Türkler 2 (1918 Yılından 1939 Yılına Kadar). Ankara, 1997, p. 47.

Osman HOCA ( KOCAOĞLU) nın oğlu Sayın Doç. Dr. Timur KOCAOĞLU İstanbul’da yaşamaktadır, bu önemli konuları en iyi bilen kişi olarak hâlâ Türk milliyetçilerinin ilgisini çekmemesi acaba nedendir ?

Dün Özbek Türkü tarihine karşı görevini bu şekilde yapmıştı. Bugün Türkiye Türklerine düşen hiçbir görev yok mu acaba? Türk dünyasına yollanacak altınımız belki yok ama Türkistan’la kültür bağlarını geliştirmek niyetimizde mi yok?

Bu kadar vurdum duymaz olmamızın atında top ve pop diye özetlediğimiz batının kültür saldırısının etkisi elbette vardır . Ama dün Batının saldırısı silahlı idi, o saldırıya 20 yaşında kundağında çocuğu olan Şerife Bacılar, Nene Hatunlar göğüs gerdiler direndiler, şimdiki nesiller de kültür saldırısına direnmeli ve tarihî görevlerini yapmalılar. Ancak o zaman Sayın Oktay SİNANOĞLU’NUN Ankara’da Uluğ Bey Teknik Evrenkenti olması gibi arzularının gerçekleştiğini görebiliriz. İşte size Başbuğ Atatürk’ten âdeta gökyüzünü yırtarak gelen, okunduğunda Türk olanın kanını donduran ve yapılması gerekenler için en öz ve kesin görev emri :

Mustafa Kemal ATATÜRK

29 Ekim 1933

Düşün bir kere, Osmanlı İmparatorluğu ne oldu? Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu? Dünyayı ürküten Almanya’dan bugün ne kaldı? Demek hiçbir şey sürekli değildir. Bugün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az şey kalacaktır. Devletler ve milletler, bu idrakin içinde olmalıdırlar. Bugün Sovyet Rusya, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir. Bugün elinde tuttuğu milletler, avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşır. O zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, öz kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız.

.Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir, hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevî köprülerini sağlam tutarak!

Dil, bir köprüdür;

İnanç, bir köprüdür;

Tarih, bir köprüdür.

.Bugün biz bu kitlelerden dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz. Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli… Tarih bağı kurmamız lâzım, halk oyunları bağı kurmamız lâzım… Bunları kim yapacak ? Elbette biz! Nasıl yapacağız? İşte görüyorsunuz, dil encümenleri, tarih encümenleri kuruluyor… Dilimizi, onun diline yaklaştırmaya ve böylece birbirimizi daha kolay anlar hâle gelmeye çalışıyoruz… Tarihimizi ona yaklaştırmaya çalışıyoruz, ortak bir geçmiş yaratmak peşindeyiz. Bunlar açıktan yapılmaz, adı konarak yapılmaz, bunlar devletlerin ve milletlerin derin düşünceleridir .”

29 Ekim 1930 da ABD li gazeteci Miss Ring’e Başbuğ Atatürk bir demeç verir ve Türkün gelecek asırlardaki yol haritasını beyinlere çakar:

TÜRKiYE BİR MAYMUN DEĞİLDİR .

HİÇBİR MİLLETİ TAKLİT ETMEYECEKTİR.

TÜRKİYE NE AMERİKANLAŞACAK ,

NE DE BATILILAŞACAKTIR .

O SADECE ÖZLEŞECEKTİR.