1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Üç Efendiler

Arslan Alptekin
Her milletin tarihinde, en zor zamanlarında milleti yönlendirici, uyarıcı ve aydınlatıcı YILDIZ ŞAHSİYETLER gelmiştir. Tarihte isimlerinin zikredilebilmesi için bu şahsiyetler milletin kaderine ve geleceğine yön veren önemli fikirleri ve hizmetleri büyük bir sabır, metanet ve fedakârlıkla icra ederek tarihe geçerler. Böylece milletin kalbinde yerlerini bulurlar, büyük coşkuyla sevilirler ve sayılırlar. Düşmanları tarafından, gizli bir hayranlık duyulmasına rağmen şiddetli tenkit kampanyasına uğrayarak karalanırlar ve hakaretlere maruz kalırlar. Buna rağmen yılmadan, usanmadan, vatan ve millet hizmetinden asla vazgeçmezler.

İşte 20'inci yüzyılda Doğu Türkistan tarihine ve siyasetine damgalarını vuran, Doğu Türkistan'ın istiklâl dâvasında büyük fikirler üreten ve hizmetlerde bulunan tarihî kişilerin başında hiç şüphesiz ÜÇ EFENDİLER gelir: MESUT SABRİ BAYKOZİ, MEHMET EMİN BUĞRA, İSA YUSUF ALPTEKİN.

Bu liderlerimiz, Doğu Türkistan Türklerini, Çin, Rus ve dünyaya bir kanser gibi yayılmakta olan KOMÜNİST akımlarının etkisine düşmekten kurtarmak, asırlardan beri ihmal edilen millî şuuru yani Türk olma idrakiyle Türk milliyetçiliği fikrini, genç nesillerin gönüllerine aşılamak için büyük çabalar sarf eden YILDIZ ŞAHSİYETLERDİR. Maalesef. Doğu Türkistan'da yüz yıllardan beri mevcut olmayan, birlik beraberliğimizi ve dirliğimizi kemiren kabilecilik, şehircilik ve şahsiyetçilik gibi illetlerden kurtarıp, millî birliğin sağlanmasının ancak Türk milliyetçiliği fikri etrafında toplanmak ve yüce dinimiz İslâmiyet'e sımsıkı sarılmak suretiyle gerçekleşebileceğini ve dolayısıyla millî kurtuluş mücadelemizin MİLLÎ ŞUUR ve GÜÇLÜ MÂNEVİYATLA oluşturulacak birlik beraberlik içinde büyük güç kazanacağını hep ifade ederlerdi ve bıkmadan usanmadan telkinde bulunurlardı.

Daha Nanking'de (Çin'in o zamanki başkenti) siyasî mücadelelerini yürütürken, propagandanın önemini kavrayan Üç Efendiler, gazete ve dergiler yayınlayarak Çin halkına ve dış dünyaya Doğu Türkistan'ın tarihini, kültürünü ve medeniyetini tanıtıcı yazılar yazdılar. Doğu Türkistan Türklerinin Çinli olmadığını ispatlayan belgeler göstererek makaleler yayınladılar. Aynı zama nda bu yayınlarda Türk milliyetçiliğinin bayrağını açtılar ve meşalesini yaktılar. Bu yayınlarda işledikleri TÜRKÇÜLÜK ve TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ ve MİLLÎ ŞUUR ile başlattıkları Türk milliyetçilik hareketi, Çinlileri, Rusları son derece tedirgin etmeye başlamıştı. Meselâ, Doğu Türkistan'daki Çin askerlerinin başkomutanı, general Sung Şi Leng 1947 senesinde Urumçi'de "Yeni Sinkiang'ı Kurma Derneği" tarafından tertip edilen bir toplantıda, "Başlangıçta farkına varmamışız. Şimdi anlaşıldığına göre, milliyetçi denilen zümre, solcu denilen zümreden daha tehlikeliymiş. Solcuların millî ve dinî tarafları olmayıp, bütün gayeleri iktidarı ele geçirmekten ibarettir. Fakat milliyetçiler, meseleyi bütün yönleriyle alıyorlar." diyerek endişelerini dile getirmişti.

Doğu Türkistan, Çin idaresi altında olmasına rağmen, Mesut Sabri Baykozi, Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin tarafından izlenmeye başlanan millî siyaset, Sovyetler Birliği'ni de son derece rahatsız etmeye başlamıştır. O senelerde Özbekistan Soyvet Sosyalist Cumhuriyeti'nin başkenti Taşkent'te çıkmakta olan "Şark Hakikatı" gazetesi, Nisan 1949'da yayınlamış olduğu 4. sayısında Mehmet Emin Buğra, Mesut Sabri Baykozi, İsa Yusuf Alptekin, Polat Turfanî, Kurban Koday ve Hacı Yakup gibi milliyetçilere şu şekilde hücum etmektedir:

"Doğu Türkistan'da az da olsa Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar halkları yaşamaktadır. Bu halkları Sovyet toprağında çoktan kendi istiklâllerini(!) ve siyasî hukuklarını(?) elde ederek yaşamakta olan kardeşlerinden ayırmak mümkün mü? Halbuki yukarda zikredilen Özbek, Kazak, Kırgız, Tatar halkları, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tataristan'ı teşkil eden halklar çoktan şekillenme cereyanını geride bıraktıkları hâlde onları Türk milleti diye kendi milletlerinden ayırmak haksızlık değil midir?

İşte bu meseleler üstünde durduğumuzda; Mesut Sabri Baykozi, Mehmet Emin Buğra, İsa Yusuf Alptekin, Polat Kadirî (Turfanî), Kurban Koday ve Hacı Yakup gibilerin Uygur, Kazak, Özbek, Kırgız ve Tatar halklarını sunî şekilde "TÜRK" milleti olarak kabul etmeleri onların Pan Türkizm fikrini ve siyasetini açık teşvik ettiklerini ispatlar.

İsa Yusuf Alptekin, Mehmet Emin Buğra, Mesut Sabri Baykozi, Polat Kadirî (Turfanî), Kurban Koday ve Hacı Yakup ve diğer Pan Türkistler "UYGUR" ismini kullanmak istemiyorlar. Onlara göre Uygur milleti Türk milletidir."

Sovyetler Birliği hızını alamamış olacak ki, İsa Yusuf Alptekin Türkiye'ye gelip yerleştikten sonra bile kendisini Pan Türkist olarak suçlamaya devam etmiştir. Meselâ, Karabayev, Türkmenistan Soyvet Sosyalist Komünist Partisi Merkez Komitesinin, Siyasî ve ideolojik "Türkmenistan Komünisti" dergisinin Ekim 1973 tarihli sayısında yayınlanan "Pan Türkizm Reaksiyoner Burjuva İdeolojisinin Hizmetinde" başlıklı yazısında, Doğu Türkistan, Batı Türkistan ve Türkiyeli bazı Türkçü ve milliyetçilere çatarak şunları kaydetmektedir:

Üç Efendilerin, Doğu Türkistan'da başlattıkları Türkçülük ve milliyetçilik akımının daha sonraki dönemlerde Komünist Çin idaresi altında doğup büyüyen, Komünist Çin eğitim sistemi içinde yetişen, Doğu Türkistanlı gençlik üzerindeki tesirlerini, o dönemde yetişen gençlerden biri olan Dolkun İsa beyin kaleminden okuyalım:

"Zamanında, Üç Efendiler ve Üç Efendiciler diye adlandırılan milliyetçiler, İslâm, Milliyetçilik ve Türkçülük düşüncelerini Altay yayınevi vasıtasıyla propaganda etmişti. Erk gazetesi, Doğu Türkistan halkında vatanperverlik, milliyetçilik duygusunun uyanmasında çok etkili rol oynamıştı. Birtakım aydınlar grubunun yetişip çıkmasına ve bir araya toplanmasına etki göstermişti. Milliyetçilik, vatanperverlik şuuru ile büyüyen, güçlenen bu aydınlar grubu daha sonraları Doğu Türkistan demokratik mücadelesinde rol oynadı.

Üç Efendilerin, 30'lu ve 40'lı yıllarda ekmiş oldukları Türkçülük ve milliyetçilik fikirlerinin 80'li yıllarda ortaya çıkmaya başlayan Doğu Türkistan Demokratik Gençler hareketinde belli derecede etkisi olduğu bir hakikattır." (Doğu Türkistan Sesi Dergisi, sayı 95).

"... Türkiye İsa Yusuf Alptekin, Tahir Çağatay, Alparslan Türkeş, Emin Buğra ve başkaları, Almanya'da yaşayan Veli Kayyum Han, Baymirza Hayıt gibi burjuva milliyetçiler, vatan hainleri, emperyalist ideolojinin yandaşları, Pan Türkçülük ideolojisinin liderleridir."

... Pan Türkçüler Türk dillerinde konuşan bir bütün Türk milleti olarak saymakla, Türk halklarının tarihini ve dilini birleştirmeye çalışıyorlar. Aslında ise Türk dilinde konuşanlar bir millet değildir, çok şanlı milletlerdir. Kazak, Özbek, Kırgız, Tatar, Türkmen, Azerî, Başkurt, Türk gibi milletler tarihin hiçbir devrinde bir bölgede birleşik bir devlet sınırı içinde yaşamamışlardır...

... Pan Türkistlerin, burjuva milliyetçilerinin arzusu Türkiye'de yaşayan Kürt, Laz, Çerkez, Arap gibi millî azınlıkların adlarının kullanılması nasıl resmen yasak edilmişse, Orta Asya'da Özbek, Uygur, Türkmen, Kırgız, Kazak, Karakalpak ve Tacik adını kullanmayı da yasak ettirmektir"...

Karabayev'in bu yazısından da anlaşılacağı gibi, Orta Asya'da Özbek, Kazak, Kırgız, Azerî, Türkmen, Tatar, Tacik, Karakalpak, Uygur vs. yok "TÜRK" var; Türkiye'de Kürt, Laz, Çerkez, Arap vs. yok "TÜRK" var diyen herkes "Pan Türkist"tir.

Böylece Üç Efendiler, Çinliler, Ruslar ve onların kuyrukları tarafından "Pantürkist" olarak suçlandılar. Çin ve Rus idarecileri ve kuyrukları tarafından istenmeyen kişiler olarak ilân edildiler. Aynı durum, Tayvan'a sığınan Milliyetçi Çin yöneticileri ve Komünist Çin idarecileri tarafından da devam ettirilmiştir. Faaliyetlerinin akim kalması için çeşitli desiselere başvurmuşlardır. Çin ve Rus yönetimi tarafından çıkarılan bütün engel ve zorluklara cesaretle karşı koyarak tehdit, teklif, taltif gibi düşmanın kendilerine yöneltilen sinsi manevralarının ağına düşmemişlerdir. Doğru bildiklerini söylemişler ve düşündüklerini yazmışlardır.

Doğu Türkistan'da iken bu eğilmez, bükülmez, taviz vermez karakterli liderlerin etrafına ilimli, bilgili, milliyetçi vatanperver gençlerin gün geçtikçe çoğalarak katıldığını gören düşman, boş durmadı, fitne fesatlarla karşı taarruza geçti. Buna rağmen Üç Efendiler bitmeyen bir sabır, çelik gibi bir irade ve metanetle devamlı bir mücadele içinde bulunmuşlardır. Bu mücadelelerinde maddî ve mânevî hiçbir fedakârlıktan çekinmemişlerdir, çeşitli külfet ve mahrumiyetlere katlanmalarına rağmen ağızlarından bir kere dahi olsun pişmanlık sözü ve şikâyet çıkmamıştır.