1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

TÜRK’ÜN ADI VE ATI

Ertuğrul Söğütlü
İnsanlık târihinde ismi ve cismi zaferlere ortak olmuş hayvan hangisidir? Diye sorulsa, hiç teredddüd etmeden verilecek cevap “at”tır. Günümüzdeki hipodrom ve yarış mankeni duruşuna bakmayın. At, pek asîl ve pek mühim bir hayvandır. Daha da ileri giderek, onun, hayvanlar âlemine yakışmadığını, insana yakın bir mevkide durduğunu söylemek mümkündür.

Hilkaten yabânî, vahşî olan at, insanla tanışınca ehlîleşmiş, var gücüyle medeniyet unsûru hâline gelmiştir. Atın ehlîleştirilmesi, bütün Dünyâ târihine Türklerin hediyesidir. Hem siyâset, hem de k ültür ve medeniyet parantezlerinde, inkâr edilemeyecek ağırlıktaki at hissesi, bunu temin eden Türk milletine, at referanslarının baş köşesini tahsîs etmektedir.

Yahyâ Kemâl’in, “Akıncılar”da:

“Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan,

Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan.

Bir gün dolu dizgin boşanan atlarımızla,

Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla”

diyerek şiirleştirdiği Türk atı, aslında şiirin bizâtihi kendisidir.

Altay Dağları, adından da anlaşılacağı gibi, at kültürünün beşiğidir. Sonradan görme at modasındaki “İngiliz ve Arap” menşe’li kumar, bahis malzemesi, aslâ Türk atının mânâ zenginliğine ulaşamaz.

At üzerinde doğan, at ile büyüyen, günlük hayâtını atla birleştiren, askerî gücünü atın sırtına dayayan, kısaca atlı bir ömür süren Türk, uzun zaman kurganlarına atla birlikte gömülmüştür. Bu yüzden, milletler arenasında en fazla at sermâyesi olan câmiâ, Türk başlığını taşır.

Başta cirit ve çevgân olmak üzere, sayıya gelmez çeşitteki spor tarzı, atla icrâ edilmiş; bir başka mühim Türk sporu güreşin de şeref tribününe, hep at mükâfatları konulmuştur. Dede Korkud Kitâbı’ndan fışkıran at yeleleri; tekke, âşık ve dîvân edebiyatlarımızda, boyumuza da, soyumuza da endâm aynası tutmuştur.

Mete, İlteriş, Alp Arslan, Kutalmışoğlu Süleymanşâh, Osman Gâzî, Yıldırım Bâyezîd, Fâtih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selîm, Kaanûnî Sultan Süleyman, Dördüncü Murâd ve daha nice ulu Türk, târih stüdyosunda at üzerinde poz vermişlerdir. Yürek hoplatan o sahnelerde, küheylân gözlerindeki kıvılcım, nallardan çıkan sese dekor teşkîl ediyor. Velhâsıl, Türk’ün adının yanına atını koymadan olmaz…