1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

TÜRK’ÜM, TÜRKMEN’İM

Ertuğrul Söğütlü

“Türk’ü söyler türküler” sloganı, bir vakitler hamâsî diyalogların vazgeçilmezi idi. Elbette, folklorik değerlerin ve bu arada türkülerin, millî kültür havuzunda toplanıp büyütülmesi lâzım. Türkülerin söylediği “Türk”ü, bir de etimolojiden dinlemekte fayda var.

Azîz milletimizin mukaddes ismi olan bu kutlu kelime, birkaç açıdan ele alınıp mânâlandırılmış. Anılan kök ve mânâ açıklamaları, inkârı güç gerçeklere dayandığı için, her birini kendi mantığı içinde doğru kabûl etmek gerekiyor.

Şimdi tek heceli olan “Türk”, tesbit edilemeyen bir eski zamanda, iki heceliymiş. İki heceli hâlinin de iki farklı versiyonu dillendirilmiş: “Törük” ve “Türük”.

“Törük”, töreye bağlı, töresiz yapamaz gibi mânâlara dayanıyor. Türk töresi, Dünyâ’nın en kıdemli ahlâk ve hukuk sistemlerinden biridir. Bu yüzden, Türk’ün kökünü töreye bağlamak, her bakımdan isâbetlidir.

“Türük” ise, türemekten, çoğalmaktan mülhem bir tâbir. Ergenekon Destânı’nda en bâriz şekli anlatılan nüfûs artışı, Türk milletinin belirleyici vasıfları arasındadır. Merkezî Asya’dan vukû bulan göçler ve bu göçler sonunda kurulan devletler, Türk nüfûsunun artma kâbiliyetini açık-seçik gösterirler. Bundan dolayı, Türk, kemiyetiyle de iftihâr eden bir millettir.

Acem dilinde “Türk”, güzel, lâtif misilli şiirli bir hamûleye sâhiptir. Bu yüzden, İran coğrafyasında müsbet vasıfllı insanlar anlatılırken, “Türk+mânend” denmiştir. “Türkmen” sözünün de çıkış noktalarından biri olan bu Farsça terkîb, “Türk gibi” mânâsınadır. İyinin, güzelin, doğrunun ve de mertliğin ölçüsünü “Türk”den almak, alana itibâr kazandırır.

Arap lisânında, îmân sâhibi olan mü’min târifi, “Türk”e nisbet edilerek verilmiş, “Türk+îmân” ikilisi, yine “Türkmen” otağına direk yapılmıştır. Îmânın, Türk’e hasredilerek anılması, Türk’ün İslâma bakışındaki safveti ne güzel aksettiriyor. Bu realitenin, Avrupa efkâr-ı umûmîyesine görünüşü, “Türk” ile “Müslüman” ı aynîleştirecek kudrettedir.