1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türkmenlerin durumu

Cüneyt Mengü
Aslında, Irak’ta yeni sürecin başlamadığını, Irak’ın işgalinden önce belirli amaçların gerçekleştirilmesi için tesis edilen sistemin devamı olduğunu ve karşılaşılan olayların her aşamasında devreye sokulabilecek yol haritalarının bulunduğunu görmekteyiz. 1998 yılında KDP ile IKYB liderleri arasında ABD’de imzalanan Washington Anlaşması ile hem Irak’ta federatif bir yapının oluşması için, hem de bölge ülkelerinin geleceğiyle ilgili tasarlanan projelerin temelleri atılmıştır. Öte yandan, sözü edilen bu anlaşma ile; Türkiye’nin iyi niyet girişimleri sonucu KDP ile IKYB arasındaki silâhlı çatışmaya son vermek amacıyla, 1996 yılında imzalanan ve Türkmenleri güçlü kılan Ankara sürecinin feshine ve 5 Nisan 1991 tarihinde K. Irak’ta tesis edilen güvenli bölgenin daha da güçlendirilmesine yol açıldığı gibi, daha sonraki dönemlerde ise Kürt gruplarının bölgede geniş özerkliğe sahip olma ve bağımsızlık talepleri gündeme gelecektir. Bunu müteakip diğer önemli bir gelişme ise; başta KDP ile IKYB olmak üzere 2 Şiî (Al Dawa ve Yüksek Konsey) partisinin yanı sıra, Ahmed Çelebi ve Eyad Allavi gibi Iraklı muhalifler, 1999 yılında ABD Kongresi tarafından onaylanan Irak’ı Kurtarma Yasası’nca 6’lı Grup içinde (Başkanlık Konseyi) yer almışlardır. Böylece, ABD’nin şekillendirdiği bu tabloya göre, 6’lı Grup adı altındaki Başkanlık Konseyi; Eylül 1999 tarihinde New York, Aralık 2002 tarihinde Londra, Şubat 2003 tarihinde Selahaddin Irak muhalefet toplantılarının yanı sıra, Saddam sonrası kurulan tüm yapılara yön vermiş ve hâlen de yönlendirmeye devam etmektedir.

30 Ocak tarihinde yapılan plânlı seçimlerin galipleri yine yukarıda sözü edilen 6’lı Grup olup, aralarında Başkanlık Kurumları ile ilgili güç paylaşımında yaşanan gecikme veya sıkıntılar daha önceki (Saddam döneminde) toplantılarda da aynen yaşanmıştır. ABD tarafından Irak’ın geleceği ile ilgili ilân edilen hedefler arasında; Saddam rejiminin ortadan kaldırılmasının yanı sıra, Irak’ta insan haklarına dayalı demokrasileştirme adı altında federatif bir devletin kurulması öngörülmektedir. Ancak görünen o ki, bu hedeflerin gerçekleşmesi ABD ve ortaklarının bölgedeki amaçlarına ters düşmeyecek şekilde gerçekleşecektir. Zira bunu teminen 6’lı Grup içinde veto hakkına dayalı bir konsensüs prensibinin uygulanması kararlaştırılmıştır.

30 Ocak seçimi galipleri olan 6’lı grup’un herbiri daha fazla kazanım elde etme amacıyla Devlet, Hükûmet ve Meclis başkanlığı olan üç görev üzerinde gecikmeli de olsa aralarında bir anlaşma sağlayarak otori te paylaşılmıştır.

Türkmenler açısından yukarıdaki tabloya bakıldığında;

• Türkmenler, INC’nın (Iraqi National Congrass) 1992 Selahaddin toplantısında gerçek yerini almış,

• 1996 Ankara Sürecinin avantajları yanında Türkmenlerden oluşan Barış Denetleme Gücünün (PMF) kayda değer bir yararı olmamıştır.

• Türkmenler 1999 Irak’ı kurtarma yasasınca kurulan başkanlık heyetine dahil edilmeyince Irak’taki siyasî denklem sürecinin dışına itilmiştir.

• Türkmenlerin 18 Mart 2003 tarihindeki Ankara toplantılarında, sistemde tekrar yer alma imkânı doğmuş, fakat ne yazık ki bu durum ITC (Irak Türkmen Cephesi) tarafından iyi değerlendirilememiştir.

Böylece, Saddam öncesi süreçte özellikle 1999 sonraki dönemlerde ITC yapısını ve itibarını koruyarak sistemde kalma mücadelesi esnasında, sürekli vetolarla karşı karşıya kalmış ve gücünün azaltılması için sürekli alternatifler üretilmiştir.

Bu itibarla 09 Nisan 2003 Saddam sonrası oluşturulan yapılarda, ITC veya İslâmî Türkmen Hareketleri dışındaki ve siyasî geçmişi olmayan Türkmenlerin yer alması hiç de tesadüfî değil ve Türkmenler üzerinde oynanan oyunlardan birisidir. Gelinen bu aşamada ve çizilen yol haritasına uygun olarak, 30 Ocak tarihinde yapılan şaibeli ve hilelerle dolu seçimlerin ardından; Türkmenlerin, hiç de nüfus oranı ve hacmiyle bağdaşmayan ve 1992’deki INC’nin Selahaddin toplantısında da Türkmenlerin kabul etmediği oranın bile altında kalarak son Irak Meclisine 3 kişi ITC’den, 5 kişi İslâmî Türkmen gruplarından ve 4 kişi Kürt gruplarca destekli partilerden toplam 12 kişi girebilmiştir.

Son başkanlık görevleri paylaşımı sırasında, Türkmenlerin meşru temsilcisi olan ITC Başkanı Dr. Faruk Abdurrahman, önce Irak Meclis Başkanlığı, daha sonra Başkan Yardımcılığı için güçlü ve iddialı adaylardan biriydi. Ancak, bu da yine daha öncekiler gibi ITC’yi bir türlü içine sindiremeyen KDP Başkanı Barzanî’nin vetosuna takılmıştır. Haçem Al Hasanî’nin 10.04.2005 tarihinde Meclis Başkanlığına seçildiği gün ITC Başkanı ile yapmış olduğum telefon görüşmesinde; Şiî İttifakının yanı sıra diğer grupların da Meclis Başkan adaylığını destekledikleri hâlde, Barzanî’nin böyle bir tercihin yapılması durumunda koalisyondan çekileceğini bildirdiğini iletmiştir. Barzanî’nin hangi koalisyondan çekileceği konusu ise; işte yukarıda belirtilen konsensüs esasına göre kullanacağı vetodur.

Türkmenlerin karşılaştığı durumu hâlen anlamayan veya anlamak istemeyen, özellikle Türkiye’deki bazı köşe yazarları, Irak’taki seçimlerin sanki nezih, âdil ve gözlemcilerin denetiminde cereyan ettiğini, sandıkların çalınmadığını, birçok yerde rahat oy kullanıldığını ve dolayısıyla Türkmenlerin seçimlerden başarısız çıktığını yazmaktadırlar. Türkmenlerin Irak’ta bulunan topluluklar arasında 3. sırada yer aldığı hususu başta Talabanî olmak üzere Irak’taki tüm siyasî kuruluşlar tarafından çok iyi bilinmesine rağmen sözü edilen egemenlik görevlerinden uzaklaştırılmaları, Irak’ta süregelen aynı politikanın devam ettiğini göstermektedir. Al Caferî başkanlığında önümüzdeki günlerde kurulacak hükûmette, Başbakan Yardımcılığına bir Türkmen’in getirilmesinden söz edilmektedir! Ankara’nın Irak politikasının yumuşaması sonrasında, yaklaşık bir ay önce Süleymaniye’de Türk heyetine başkanlık eden Osman Korutürk ile Talabanî arasında yapılan son görüşme sonucunda Talabanî’nin Türkmenlere üst düzeyde görev verileceği açıklamasına rağmen şu ana kadar bu sözünü yerine getirmemiştir!

ABD idaresi ile koordineli çalışan 6’lı Grup arasında yapılan uzlaşma (konsensüs) sonucu Talabanî’nin Devlet Başkanlığı’na getirilmesi, bazı çevrelerce memnuniyetle karşılanmışsa da, Iraklı veya bazı Arap ve yabancı çevrelerce de buna hâlen temkinli yaklaşıldığı görülmektedir. Bunun sebepleri şu şekilde özetlenebilir:

• Irak nüfusunun yaklaşık % 18’ini teşkil eden Kürtlerin, seçimlerde oyların % 25’ini almalarına rağmen, daha sonra nasıl oldu ise Devlet Başkanlığını ele geçirmeleri.

• Irak bayrağının K. Irak’ta dalgalanmaması.

• Peşmerge kuvvetlerinin Irak Ordusu dışında tutulması.

• Irak Ordusunun ancak Kürdistan Parlâmentosunun izniyle K.Irak’a girebilmesi hususlarının yanı sıra, Kerkük statüsünün tayinidir.

Türkmenler açısından genel olarak Irak’ta cereyan eden meşalelere bakıldığında; bugün Irak’taki Türkmen toplumu birçok yönden zorluklar ile karşı karşıyadır. Bunların başında, Kürt gruplarının yürürlükte olan çekinceli Geçici Anayasanın 58. Maddesinin ruhuna ters düşerek, Kerkük başta olmak üzere diğer Türkmen bölgelerine yapay ve illegal nüfus kaydırmalarının yanı sıra, tüm devlet daireleri de bu grupların hâkimiyeti altına geçmiştir. Ayrıca Belediye arazileri göz göre göre illegal dağıtılmaktadır. Bu gerçekten söz eden ABD Kara Kuvvetlerinin Kerkük’teki irtibat subayı Yarbay Anthony Wickhara’ın, Amerikan Knight Rider Haber Ajansına 08.04.2005 tarihinde verdiği demeçte “Araplar ve Türkmenlerin silâhlanıp ayaklanabileceği” ifadesinin; bir senaryo gereği olduğu, tamamen provokasyon amacı ile yapıldığı düşüncesindeyim. Çünkü Türkmenler sorunlarının hâlen diyalog yolu ile çözümlenmesinden yanadırlar.

Diğer bir önemli konu ise, bugünkü parlâmentonun ana görevi olan kalıcı Anayasa hazırlanmasında;

• Federasyon,

• Kerkük’ün Kürt bölgesine katılması,

• Göç edenlerin iade edilmesi gibi taleplerinin yerine getirilmemesi hâlinde geçici Anayasadaki azınlığın çoğunluk üzerinde veto hakkını vermesi gibi bir dizi sorunlarla karşı karşıya kalınacak, yine konsensüs prensibi çalışacak veya her şey sil baştan olabilecektir. Ayrıca Rumsfeld’in 12 Nisan 2005 tarihinde Irak’a yapmış olduğu ani ziyaret kapsamında, Erbil’de Barzanî ile çektirmiş olduğu fotoğraflar. ABD’nin Kürtlere vermiş olduğu sözü yerine getirdiğini ifade etmektedir.

Türkmenlerin Irak’ta 3. ana unsur olarak tescili ve gerekirse Türkmen bölgelerinde bir nüfus sayımına geçilmesi önem arz edecektir. Öte yandan, Kerkük’e özel bir statünün verilmesinin yanı sıra, Türkmen bölgelerine devam etmekte olan yapay ve illegal nüfus kaydırmalarının engellenmesi gerekmektedir. Böylece Kerkük sorununun çözümü için, kanımızca Kerkük’ün demografik yapısının değiştirilmemesi ve Kerkük’ün özel statüsünün korunması kaydıyla, Talabanî tarafından ileri sürülen Brüksel Modeli üzerinde çalışmaların yapılması uygun olacaktır. Aslında, Talabanî bu öneriyi KDP ile 1994 yılında silâhlı çatışma içinde oldukları zaman Erbil için ileri sürmüştür. Ancak Türkmenler bu öneri üzerinde ciddî bir şekilde durmamıştır. Diğer taraftan, Türkiye’deki bazı çevrelerce Türkmenler için ileri sürülen Bulgar Modeli siyasî iç tüketimden öteye gitmemektedir. Bunun sebebi ise, Irak’taki durumla Bulgaristan’daki durum arasındaki sistem farklılıklarının yanı sıra, Iraklı Türkmenler üzerine oynanan oyunlar ile birlikte Türkmenlerin Bulgaristan Türkleri gibi bağımsız olarak hareket edememeleridir.

Bugün Türkmenler çok kritik bir dönemden geçmektedir. Yukarıda sözü edilen konuların yanında; Türkmen toplumunun eğitimi, yazılı ve sözlü medyasının iyileştirilmesi ve ekonomik refahının sağlanması gibi hususların, yapılacak Türkmen Kurultayında veya sonrasında görüşülmesi ve Türkmen halkının yüksek menfaatlerinin korunması için, ister Irak’ta isterse uluslararası arenada plânlı ve programlı bir çalışmanın süretle başlatılması, demokratik esaslara göre haklarının savunulması ve bu tip çalışmaların süreklilik arz etmesi toplumun direncini gösterecektir. Bu direnç ne kadar yüksek olursa, Türkmen toplumuna sahip çıkacak kurum ve kuruluşların pazarlık gücü de o derece artacaktır.