1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türklük bilinci

Cengiz Aslan
GÖKTÜRK Abideleri, 1889 yılında Rus tarihçi Yardintsev’in keşfi ile araştırılmış fakat çözülememiştir. 1893 yılında Danimarkalı bilgin Vilhelm Thomsen, Türk tarihinin ve dilinin en önemli kaynağını çözerek dünya bilim çevrelerine duyurmuştur. Taşlar üzerindeki 38 harfli alfabede “Türk” ve “Türkçe” adı, ilk kez Göktürkler dönemine ait bu yazıtlarda geçmiştir.

Orhun Yazıtları, Göktürk Devleti’nin hükümdarı Bilge Kağan zamanına ait altı adet yazılı dikili taştan oluşmaktadır. Taşların coğrafî alanı ise Moğolistan'ın kuzeyinde ve Baykal Gölünün güneyinde bulunan, Orhun Irmağı vadisidir. Bu vadi çevresinde ayrıca çeşitli dönemlere ait heykel, balbal, şehir kalıntıları, taş yollar, su kanalları, koç ve kaplumbağa heykelleri, sunak taşları bulunmuştur.

W. Radlof adlı Alman asıllı sosyolog, Rusya’daki Türk illerini gezerek Türk halk kültürlerini araştırmış ve çeşitli anıtları incelemiş, bu anıtlardaki yazıları derleyerek dünyaya duyurmuştur. Dünya bilim ve kültür mirasının eşşiz değerdeki kalıntılarına ilişkin köklü ve seviyeli bir araştırma günümüz Türkiyesinde henüz gerçekleştirilememiştir.

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı TİKA’nın yürüttüğü Moğolistan Türk Anıtları Projesi” ile ilgili olarak son durumu özetlemek gerekirse 1997-2000 yılı arasında tespit, tahlil, bakım, onarım, koruma ve tanıtmaya yönelik çalışmalar bilim adamlarınca ortaklaşa sürdürülmüştür. Ayrıca, “TİKA ve İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü'nün işbirliği ile 23 - 30 Nisan 2000 tarihleri arasında "II. Uluslar Arası Göktürk Anıt ve Yazıtları Kolokyumu" düzenlenmiştir. 20 ülkeden 40 bilim adamının bildirileriyle; 25 üst düzey yetkilinin de raportör ve dinleyici sıfatıyla katıldığı kolokyumda başta Moğolistan Halk Cumhuriyeti sınırları içindekiler olmak üzere eski Türk yazıtlarının korunması, kurtarılması ve tanıtımının yapılabilmesi için önemli kararlar alınmıştır.” denilmektedir.

Dünya Kültür Mirasları kapsamında olan bu yazıtların değeri üzerinde, Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte Türk Dünya ası tartışıp düşünmeliler... Bilge Kağan, kardeşi Kül Tigin ve veziri Bilge Tonyukuk, Türklerin birliğinin ve geleceğinin garantisi olan öğütleri, yüz yıllar sonrasına niçin aktarmak istediler?

Göktürklerin Çin egemenliğinden nasıl kurtulduğu, Çin’e karşı kurtuluş savaşının nasıl yapıldığı niçin anlatılmaktadır? Orhun yazıtlarındaki kesin ve tartışılmaz millî bakış açısı neden dikkatleri çekmektedir? Türkçülük vurgusu ve Türkçe yazış önemli mi?

Bilge Kağan diyor ki,

"-- Ben Tanrı'ya benzer, Tanrı'dan olmuş Türk Bilge Kağan. Tanrı irade ettiği için, Kağanlık tahtına oturdum. Ey ulusum, ey hanedanım! Sözlerimi dikkatle dinle!

Çinlilerin altınına, gümüşüne, ipeğine, tatlı sözüne, değerli hediyesine kapılmadım. Bunlara kapılan ne kadar Türk'ün öldüğünü, Çin boyunduruğuna düştüğünü unutmadım.

Bilgisiz, kötü kağanlar Türk tahtına oturdular. Onların kötü idaresi ve Çinlilerin hilesi yüzünden Türk milleti zengin ülkelerini yitirdi. Türk kağanlarının cihanı tutan gücü geçmişte kaldı.

Bu yüzden Çinlilere beylik eden Türkler köle, Türk kızları cariye oldu. Türk beyleri, şanlı isimlerini bıraktı, Çince isimler kullanmaya başladı. Türkler, Çin kağanına uyruk olup elli yıl onun acıklı ve utandırıcı idaresinde yaşadılar.

Tanrı yardım etti, Türk Kağanı oldum. Dağılmış milletimi bir araya topladım. Fakir halkımı zengin ettim. Azalmış milletimi çoğalttım. Atalarım Bumin Kağan'a, İstemi Kağan'a lâyık bir evlat olmaya çalıştım. Atalarım Türk ülkesini öylesine sıkı tuttular, öyle bilgelikle, öyle güzel törelerle yönettiler ki, Türk milleti bahtiyar oldu.”

Çağımızda milletler arasında medeniyet mücadelesi yaşanmaktadır. Türk kültürüne yönelen tehditlerinin başında, taklide dayalı çağdaşlaşma anlayışı ile batı kültürü içinde dejenere etme ve mankurtlaştırma vardır. Türk milletinin özgün kimliğinden kopartılarak millî birlik şuurunu yok etmek için kurulan tuzaklara otuz bin şehit verilmiştir.

Türkiye’de ve Türk dünyasında, şive ya da lehçe farklılıklarını ön plana çıkararak, toplumlar içinde etnik köken oluşturma yoluna gitmek isteyen emperyalist sömürü güçleri, Türk dilinin ve kültürünün parçalanıp yok olmasını planlayıp uygulamaktadır.

Bu planlı tuzaklara karşı millî tarih bilincine sahip, Türklük değerlerine bağlı, milliyetçi bir ruh ve disiplin sahibi lider/yönlendirici aydınlara çok büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Küresel ölçekte küçülen ve birleşen dünyamızda, millî kimliğini koruyamayan milletler köle olmaya mahkûmdur. Kendi kimliklerini koruyarak çağdaşlaşan batılılar, batılı milliyetçi aydınların planlamaları doğrultusunda “Avrupa Birliği” ni kurmaktalar.

Avrupa da Fransızlar Fransız dilini, İngilizler İngiliz dilini, Almanlar Almanca’yı, İspanyollar İspanyolca’yı yaşatıp egemen kılma çabasından asla vaz geçmemişlerdir. Avrupa milleti kurma hedefi, Avrupa kültürünün dünya egemenliğine yükseltilmesi çabasıdır. Hıristiyanlık dini esasına dayalı dil ve kültür bütünü yaratmış olan Avrupa, inançları ve kültürü farklı olduğu için Yugoslavya’yı parçalamış ve Bosna Hersek’te soykırım yaratmıştır. Buradaki Türk-İslam kültürüne sahip Bosnalı halk yok edilmek istenmiş ve yarısı yüz yıllardır baskı ve öldürme yolu ile yok edilmiştir.

Millet olmanın tartışılmaz temeli millî dil ve millî kimliktir. Kimlik ve dil millî ülkünün en sağlam köprüleridir. İşte bu köprü ile ilgili olarak Mustafa Kemal Atatürk 1933 yılında şu tespiti yapıyor ve emrediyor:

“-- Bugün Sovyet Rusya, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır.

Fakat yarın ne olacağını hiç kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi parçalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından kaçabilir. Dünya bir dengeye ulaşır. O zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir.

Bizim, bu dostumuzun, komşumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir; hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevî köprüleri sağlam tutarak...

Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Bugün biz bu kitlelerden dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz. Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur.

Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli. Tarih bağı kurmamız lâzım. Folklor bağı kurmamız lâzım, Bunları kim yapacak? Elbette biz. Nasıl yapacağız? İşte görüyorsunuz; dil encümenleri, tarih encümenleri kuruluyor. Dilimizi onların diline yaklaştırmaya ve böylece birbirimizi daha kolay anlar hâle gelmeye çalışıyoruz, ortak bir mazi yaratmak peşindeyiz. Bunlar adı konarak açıktan yapılmaz, bunlar, devletin ve milletlerin derin düşünceleridir..." (1)

Türk Dünyası elbette globalleşen dünyanın bir parçası olmak için tüm milletler arası ilişkilerde var olacaktır. Asla kendi içine dönük yaşamayacak ve etkin işbirlikleri planlayıp sürdürecektir. Fakat asla millet olma bilincinden, tarihinden, dilinden, kültüründen idealinden taviz vermeyecektir.

Bilge Kağan’ın uyarısı çok önemli:

“-- Ey Türk Beyleri! Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe bil ki Türk milleti, Türk yurdu, Türk devleti, Türk töresi bozulmaz. Ey ölümsüz Türk milleti! Kendine dön! Su gibi akıttığın kanına, dağlar gibi yığdığın kemiklerine lâyık ol! ”

Evet, bu ülkenin zenginliklerini “etnoloji” silâhı ile yok etmek isteyen AB ve ABD gibi küresel emperyalist birlikler, Türk devletlerine ve onların sarsılmaz töresine karşı yozlaştırma ve bölme politikası güdüyor. Haçlı seferlerinden beri “Şark Meselesi”ni adım adım uygulamaya koyuyor.

Türk devletinin sahibi Türk halkıdır. Türk bayrağını, kimliğini, töresini, dinini ve ortak ülkülerini seven ve Türkiye’nin derdini dert, sevincini sevinç edinen, yurttaşlık bağı ile “Ne Mutlu Türküm” diye bilen herkes bu ülkenin sınıfsız en değerli eşit düzeydeki vatandaşıdır.

Bu yapıyı bozmak isteyen “dahilî ve haricî bedhahlar” asla başarılı olamayacaktır.

DİPNOTU

(1)İsmet Bozdağ, "Atatürk'ün Sofrası" İstanbul 1971