1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne entegrasyon sürecinde Kıbrıs p...

Feridun Eser
1.1. Giriş

Kıbrıs, Avrupa Birliği’ne (AB) tam üyelik yolunda Türkiye’nin karşısına Avrupa Parlâmentosu (AP) tarafından bir problem olarak çıkarılmaktadır. AP’nin bu tavrı ile Kıbrıs sorunu, Türk-Yunan sorunu olmaktan çıkarak, Türkiye-AB sorunu hâline gelmiştir. Kıbrıs’ı Türkiye’ye ekonomik açıdan yük olarak görenler olduğu gibi, Türkiye’nin millî güvenliği ve Kıbrıs Türklerinin haklarının korunmasını esas alarak AB yolunda Kıbrıs’tan asla taviz verilemeyeceğini söyleyenler de vardır. Bu durum, Türk tarafında ikileme sebep olmaktadır.

Kıbrıs, Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin kırılma noktalarından biri durumundadır. Okumakta olduğunuz makalede bu çerçevede acaba Türkiye AB’ne tam üyelik yolunda Kıbrıs’tan vazgeçmeli midir? Yoksa Türkiye geleneksel Kıbrıs politikasını devam ettirerek AB üyeliğini gözden çıkarmalı mıdır? sorularına cevap verilmeye çalışılacaktır.

AB, Türkiye’yi tam üyeliğe kabul etmek için, Türkiye’den bir dizi reformlar yaparak bazı iyileştirmelere gitmesini ön şart olarak istemektedir. Bu isteklerin bir kısmını (daha fazla insan hakkı, inanç, düşünme ve ifade etme hürriyeti, işkencenin kaldırılması, enflâsyonun engellenmesi gibi), gerçekte Türk halkı da istemektedir. Ancak AB’nin istediği öyle konular vardır ki, bunlar Türkiye’de rahatsızlığa neden olmaktadır. Söz konusu istekleri şöyle sıralayabiliriz: Azınlıklara daha fazla kültürel haklar tanınması, anadilin serbest bırakılması ve tanınması, Ege ve Kıbrıs sorununun çözümlenmesi, Ermeni soykırımının tanınması gibi. AB, Türkiye’nin iyiliği için bu sorunların çözüme kavuşturulmasını -AB’nin istediği şekilde çözülmesini- ön şart olarak ileri sürmektedir. Türkiye, geleneksel politikalarını devam ettirerek AB’nin bu ikinci tür isteklerine “Evet” demekten ısrarla kaçınmaktadır. Çünkü bu istekler, Türkiye’nin millî politikalarıyla çelişmektedir.

1.2. Yunanistan’ın

Kıbrıs’a Bakışı

Kıbrıs Rum yönetimi, adada tek siyasî otorite hâline gelmeyi istemektedir. Bu isteğin gerçekleşmesi hâlinde Türkler, adada azınlık durumuna düşeceklerdir.

Yunanistan, Kıbrıs’ın idaresinin Rumların elinde olmasını istemektedir. Bu gerçekleştiği takdirde, ada dolaylı yoldan Yunanistan’a bağlanmış olacaktır. Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması anlamına gelen ENOSİS, Yunan ülküsü “Megalo İdea”nın bir parçasıdır. Yunanistan’ın Kıbrıs’la ilgili girişimleri/Rumlara verdiği destek bu eksende yürümektedir.

Yunanistan, ilk olarak 1828’de ENOSİS için İngiltere, Rusya ve Fransa’ya nota vermiş, adanın kendisine bağlanmasını istemiştir. Adadaki Türk-Rum çatışmaları da bu dönemde başlamıştır.(1)

Yunanistan’ın Ege ve Kıbrıs’la ilgili istekleri, Ege’yi Yunan gölü hâline getirmek ve Kıbrıs’ın Rumlar eliyle Yunanistan’a bağlanmasını içermektedir. Yunanistan böylelikle, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki manevra kabiliyetini kısıtlamış olacaktır ki; bu durum Türkiye’nin güvenliği açısından açık bir tehdit oluşturmaktadır. Yunan tezleri, Türkler açısından bu şekilde algılanmaktadır.

Yunanistan’a göre, Türkiye’nin Ege ve Kıbrıs’la ilgili tezleri, Türk yayılmacılığının bir göstergesidir ve bu tezler, Yunanistan için tehdit oluşturmaktadır.

1.2. Avrupa Birliği’nin

Kıbrıs’a Bakışı

1980’e kadar Kıbrıs’la ilgili aktif bir rol üstlenmemiş olan AB, bu tarihten sonra Kıbrıs sorununun ç özümü konusunda aktif hâle gelmeye başlamış; 1990’lı yıllarda ise Kıbrıs sorununun çözümünü, gittikçe artan bir biçimde öne çıkarmaya başlamıştır.(2) Türkiye’nin üyeliği için sorunun çözümünü şart koşarak, Türkiye üzerinde baskı oluşturmaya başlamıştır.

Yayılma isteğinde olan AB, Kıbrıs’ı da bünyesine alarak Doğu Akdeniz’de varlığını göstermeye ve stratejik etkinlik kazanmaya çalışmaktadır.

Yunan hükûmetleri, çözümü hızlandırır düşüncesiyle zaman içerisinde Kıbrıs sorununu Avrupalılaştırmışlardır. Ancak Kıbrıs’ın Avrupa gündemine taşınması ve AB’ne girişte Türkiye’ye karşı pazarlık malzemesi yapılması, sorunun çözümüne hiçbir katkı yapmadığı gibi AB-Türkiye ilişkilerinde soğukluğa sebep olmuştur.

Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin 1990’da yaptığı tam üyelik başvurusunu geçtiğimiz günlerde kabul eden AB, Kıbrıs’taki Türk askerini “işgalci kuvvet” olarak nitelendirerek, Türk askerinin adadan çekilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Avrupalı devletler ve ABD, 1974’te Türkiye’nin adaya çıkarma yapmasına da razı olmamışlar ve çıkarma yaptığı gerekçesiyle o dönemde Türkiye’ye ambargo uygulamışlardır. Türkiye’nin adaya askerî çıkarma yapmasının sebebi, adadaki Türk varlığını ve haklarını koruma altına almaktır.

Sunday Telegraph, Sunday Mirror, Washington Post, Financial Times, Daily Mail gibi gazeteler Türkiye’nin gerçekleştirdiği 1974 Barış Harekâtını, o dönemde yasal ve haklı görmüşlerdir.(3)

Türk ordusunun 1974’teki müdahalesinden evvel adadaki Türkler, EOKA adlı Rum örgütü tarafından katliama tabi tutuluyorlardı. Türk ordusu, 1974 harekâtıyla EOKA’nın katliamlarını durdurmuş ve ENOSİS’i engellemiştir. Kıbrıs Rumları ve Yunanistan’ın, Türk askerinin adada varlığından rahatsızlık duymalarının sebepleri bu merkezdedir.

Oysa bugün Avrupa ve Amerika kamuoyu Kıbrıs Rumlarını ve Yunanistan’ı mağdur ve mazlum taraf olarak; Kıbrıs Türklerini ve Türkiye’yi ise haksız ve suçlu olarak görmektedirler.(4) Avrupa Parlâmentosu Kıbrıs raportörü Jacques Poos, Türkiye’nin AB’ne tam üyelik yolundaki anahtarının Kıbrıs’ta olduğunu söyleyerek, “Türkiye, Kıbrıs’ın üyeliğine hayır derse, kendi üyeliğine de hayır demiş olur.” ifadesini kullanmıştır. Poos, Türkiye’nin Kıbrıs çıkarmasını bir hata olarak görmektedir.(5) Böylelikle AB’nin konuya bakışıyla Yunanistan’ın bakışının örtüştüğü gözlenmektedir. AB’nin Kıbrıs’la ilgili isteklerinden Türkiye rahatsızlık duymakta iken; bu istekler, Yunanistan’da memnuniyetle karşılanmaktadır. AB, soruna Yunanistan’ın gözlüğüyle bakmaktadır.

AB, 1990’lar boyunca Kıbrıs sorununu gerekçe göstererek Türkiye’nin üyeliğinin imkânsız olduğunu bir çok kereler ifade etmiştir.(6)

Türk ordusu, adaya garantörlük antlaşmasına dayanarak çıkmıştır ki; bu yasal bir harekâttır. Türk ordusu, adaya işgalci güç olarak değil; adadaki Türk varlığının ve haklarının koruyucusu sıfatıyla çıkmıştır. KKTC, Kıbrıs Türk halkının self determinasyon hakkına dayanarak kurulmuştur.

Birleşmiş Milletler (BM) teşkilâtı adada bir çözüme ulaşılması için yıllarca uğraşmasına rağmen olumlu bir sonuç alınamamıştır. Çözümsüzlüğün sebebi olarak Rum ve Türk tarafları birbirlerini uzlaşmazlıkla suçlamakta, çözümsüzlüğü birbirlerinin üzerine yıkmaya çalışmaktadırlar. AB, sorunu çözerek BM’den daha etkili olduğu imajını uyandıracaktır.

AB’nin Kıbrıs konusundaki tavrı, Rumları cesaretlendirmekte ve taviz vermeye yanaşmalarına mani olmaktadır. Sorunu Avrupa gündemine taşıyan Yunanistan, Türkiye karşısında güçlü bir konuma gelme niyetindedir. Çünkü AB, Yunanistan’la aynı düşünceyi paylaşmakta; yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Türkiye’yi haksız ve işgalci olarak görmektedir. Bütün bunlar, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin aleyhine olmakta, çözüme ulaşma sürecinin uzamasına yol açmaktadır.

İnsan hakları konusunda titiz davranmaya çalışan Avrupa, 1974’ten beri ambargo altında tutulan Kıbrıslı Türklerin haklarını ne kadar düşünmektedir? Sorunun çözümü için Türkleri ambargo altında tutarak barışa razı etmeye çalışmak, ahlâkî ve insanî bir yol değildir. Kıbrıs konusunu AB potasında eritip siyasî otoriteyi Rumların eline vererek, Kıbrıs Türklerini azınlık hâline getirerek mi çözüme ulaşılmak istenmektedir? Bu, Yunanistan’ın tezini ve ülküsünü desteklemekten başka bir şey değildir. AB, gerçekten arabuluculuk rolü üstlenmeyi ve sorunun sağlıklı bir şekilde çözülmesini istiyorsa; âdil bir duruş sergilemeli, Türk tezlerini de dikkate almalıdır.

AB’nin çeşitli vesilelerle ortaya koyduğu normlar, kendi içinde ve kendi açısından ortak değerlerdir. Birliğe girmek isteğinde olanlar, bu normları benimserler. AB, bazı ortak değerler etrafında kurulmuş bir birliktir. Bunları kabul eden ve uygulayanlar, birliğe alınırlar.

Doğal olarak AB’ne girebilmesi için Türkiye’nin de, ortaya konulan bu normlara uyması beklenmektedir. Türkiye, AB’ne girme isteğini taşıyorsa, birliğin isteklerini yerine getirmek durumundadır. Ancak AB’nin istediği, Türkiye’nin gerçekleştirmediği/gerçekleştiremeyeceği bazı meseleler vardır ki, Kıbrıs meselesi de bunlardan biridir.

Türkiye, Kıbrıs konusunda AB’nin isteklerini kabul edecek midir? Bugün için bu, mümkün görünmemektedir. Türkler, AB yolunda Kıbrıs’ın pazarlık konusu yapılmasından rahatsızlık duymaktadırlar. Şimdiye kadar adada her iki taraf da ciddî bir tavize yanaşmamışlardır ve Türkiye, Kıbrıs’la ilgili pazarlıklar konusunda AB’nin ve BM’nin isteklerine karşı çıkmaktadır. Çünkü sorunun çözümüne ilişkin projelerde, ne BM ne de AB Türk tezlerini dikkate almaktadır.

Adada sosyolojik açıdan birbirini temsil kabiliyeti bulunmayan iki ayrı millet varken, neden sadece Türk tarafından fedakârlık beklenmektedir? Neden Türkler uzlaşmaz olarak gösterilmektedir? AB’ın soruna Yunanistan’ın gözlüğüyle bakmasının altında hangi etkenler yatmaktadır? Bu soruların cevabının altında, iddia edildiği gibi Haçlı zihniyeti, yüzyıllara dayanan Türk düşmanlığı, kültür farklılığı gibi unsurlar mı yatmaktadır?

1.3 Kıbrıs’ın Türkiye İçin Önemi

Peki, adanın Türkiye için önemi nedir? Bu önem, AB’ne katılmaktan da öncelikli midir? Türkiye, neden dolayı adada taviz vermemekle suçlanmaktadır?

Türkiye’nin Kıbrıs’ta iki hedefi vardır: Kıbrıs Türklerinin varlığını ve haklarını korumak, kendi millî güvenliğini sağlamak. Türkiye’nin Kıbrıs’la ilgili politikasının belirleyicisi, bu iki unsurdur.

Kıbrıs’ın Türkiye için öneminin daha iyi anlaşılması bakımından öncelikle Ege’den bahsetmek uygun olur: Yunanistan, Ege adalarını silâhlandırarak Lozan’ı çiğnemiş ve bu hareketiyle Türkiye’yi batıdan kuşatarak ciddî bir tehdit yöneltmiştir. Çanakkale Boğazı’ndan Kaş’a kadar bütün Türk kıyıları, Yunanistan’ın silâhlandırdığı adalarla çevrilidir. Güvenliği tehdit altında olan Türkiye, bundan hoşnut değildir. Ayrıca Yunanistan’ın Ege Denizi’nde 12 mil isteği vardır. Şayet Ege’de Yunanistan’ın 12 mil tezi kabul edilirse; Ege bir Yunan gölü hâline gelecek, İstanbul’dan Antalya’ya gidecek olan bir Türk gemisinin, Yunan makamlarından vize alması gerekecektir. Bunların yanı sıra Türkiye’nin batı bölgelerinin bir kısmı da 12 mil içinde kalmaktadır ki, bu da ayrı bir husustur.

Türkiye’nin batısının, Yunanistan tarafından silâhlandırılmış Ege adalarıyla çevrili olması, stratejik açıdan Kıbrıs’ın önemini artırmaktadır. İşte böyle kritik bir durumda, Türkiye’nin tek çıkış noktası güney kıyılarıdır ki; Kıbrıs, bu bölgede bulunmaktadır. Yani Kıbrıs, Türkiye’nin millî güvenliği açısından özel bir önem taşımaktadır.

Antalya, Mersin ve İskenderun limanlarının giriş ve çıkışını Kıbrıs adası kontrol eder bir noktadadır. Kıbrıs ayrıca Suriye, Lübnan ve İsrail kıyılarını, Süveyş Kanalı’nı; kısacası, Doğu Akdeniz’i kontrol edebilen bir jeopolitik konuma da sahiptir. Bakü-Ceyhan boru hattının faaliyete geçirilmesiyle, önemi daha da artacaktır.

Bu bağlamda Kıbrıs sorununu, sadece orada yaşayan Türklerin varlık ve haklarının korunması meselesi olarak görmemek gerektiği fikri ortaya çıkmaktadır. Kıbrıs, Türkiye için bundan öte şeyler ifade etmektedir. Avrupa, bunu özellikle anlamalı ve sorunun çözümüne ilişkin projelerde bu noktaları göz önünde bulundurmalıdır.

Yunanistan’ın, Rumların ve nihayet AB’nin istediği gerçekleşir ve adadan Türk askeri çekilirse, Ege’de olduğu gibi Akdeniz’de de Türkiye sıcak tehdide maruz kalacaktır. Ayrıca Kıbrıs Rum kesiminin de sürekli silâhlandığını göz önünde tutmak gerekmektedir.

Konuya Kıbrıs Türklerinin insan hakları açısından bakarsak: Adada işgalci güç olarak görülen Türk askerinin çekilmesi hâlinde, tekrar 1974 öncesine dönülür mü? sorusuna net cevap verememe endişesi bulunmaktadır. 1990’lı yıllarda Avrupa’nın göbeğindeki Bosna ve Kosova örnekleri hafızalarda tazeliğini korurken, buralardaki katliama seyirci kalan AB, Kıbrıs Türklerinin haklarını ve can güvenliğini sağlama konusunda güvene şayan mıdır? AB, Türkiye’de sözde Kürt sorununu kaşımaya devam ederken, Kıbrıs’taki ve Batı Trakya’daki Türk toplumunu ve haklarını görmezlikten gelmektedir. Yunanistan’ın Batı Trakya’daki Türk azınlığına yönelik politikaları göz önünde tutularak; Kıbrıs’ta AB’nin ve dolayısıyla Yunanistan’ın istekleri gerçekleştiğinde, Kıbrıs Türkeri de aynı muameleye mi maruz kalacaklardır? İnsan hakları açısından Kıbrıs Türklerinin mevcudiyetinin korunması gereklidir. AB, Kıbrıs Türklerine bu açıdan net güvence verebilecek midir? 1974 öncesine dönülme ihtimali gerçekleşirse tavrı ne olacaktır? Yoksa Kosova ve Bosna’da olduğu gibi, seyirci mi kalacaktır?

(Devamı var)

DİPNOTLARI

1. Sabahattin İsmail, 150 Soruda Kıbrıs Sorunu, Kastaş Yay, İst, 1998, s.6.

2. Mehmet Uğur, Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkileri, Bir Dayanak-İnandırıcılık İkilemi, Everest Yay, İstanbul, 2000, s. 199.

3. İsmail, a.g.e. s.138-139.

4. Graham Fuller, İan Lesser, Türkiye’nin Yeni Jeopolitik Konumu, /Çev: Meral Gönenç), Alfa Yay, Bursa, 2000, s.16.

5. Türkiye Gazetesi, 06.11.2000, s.1.

6. Uğur, a.g.e s.227.