1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türkiye’de Antropolojik Irkçılık Çalışmaları (III

Prof.Dr. Kenan Erzurumluoğlu
Çalışmamızın bu bölümünde, Türkiye’de 1924-1939 yılları arasında yürütülen antropolojik çalışmaların metodolojisini inceleyeceğiz.

Literatürün incelenmesinde; Türkiye’deki antropolojik ırkçılık çalışmalarında kullanılan metotların başlıca 2 makalede özetlenmiş olduğu görülmektedir. Diğer çalışmalarda ise bu yöntemler değişik kombinasyonlarla uygulanmıştır. Söz konusu 2 çalışmada yer almayan tek yöntem olarak kafatası sütürlerinin incelenmesi dikkati çekmektedir.

Antropolojik çalışmalarda kullanılan yöntemler başlıca 3 grupta toplanmaktadır:

• Kraniometri: Kafanın kemiksel yapısının ölçülmesidir. Esas olarak kemiksel yapının değerlendirilmesidir.

• Sefalometri: Kafanın üzerindeki yumuşak dokularla birlikte ölçülmesidir.

• Antropometri: Vücud ölçülerinin değerlendirilmesidir.

Bu ana gruplamadan sonra: kullanılan yöntemlere değinmek yararlı olacaktır.

Kraniometri Metodları:

• Kafanın (ön-arka) uzunluğu: Kafanın en uzun olduğu ölçüsüdür.

• Kafanın ön arka çapı: Glabella (kaşlar arasındaki kemik çıkıntısı) ile inion (arkadaki dikenci çıkıntı) arasındaki değerdir.

• Kafanın genişliği: Her iki yan kemikler arasındaki en geniş değerdir.

• Kafa yüksekliği: Kafatasının alt deliği ile en üst noktası arasındaki mesafedir.

• Yüzün küçük genişliği: Alının genişliğidir. (Diameter frontal minimum)

• Yüzün en büyük genişliği: Şakak kemikleri arasındaki değerdir. (Diameter bizygomatic)

• Burun-kafatası deliği ölçüsü: Burun kemiği ile omuriliğin çıktığı delik arasındaki mesafedir. (Diameter nasiobasilaire)

• Diş-kafatası deliği ölçüsü: Diş yuvaları ile kafatası deliği arasındaki mesafedir. (Diameter alveolobasillaire)

• Burun-çene ucu mesafesi: Burun kemiği ile çenenin en ön ucu arasındaki mesafedir. (Diameter nasiomentionnier)

• Burun yüksekliği.

• Burun genişliği,

• Göz çukurları arası mesafe,

• Üst çenede diş yuvalarının kavsi-mesafesi,

• Alt çene genişliği: Alt çene kemiğinde her iki kolun üst çıkıntıları arasındaki genişlik. (Largeur bichondilien)

• Alt çenede gonionlar arası genişlik: Alt çene kemiğinde her iki kollar arasındaki genişlikk. (Largeur blgoniaque)

• Alt çene kollarının yüksekliği,

• Alt çene kemiğinin ön-arka uzunluğu,

• Alt çene kemiğinin yüksekliği: Kemiğin alt kenarından diş köklerine kadar olan mesafedir.

• Kafatası kemiklerinin sütürleri (dikişleri).

Sefalometri Metodları:

• Kafanın ön-arka en büyük çapı,

• Kafanın genişliği, (transvers çapı),

• Kafanın en dar yerdeki genişliği,

• Burun-çene ucu mesafesi: Burun kemiği eli çenenin en ön ucu arasındaki mesafedir. (Diameter nasiomentionnier)

• Burun-diş mesafesi: Burun kemiği ile üst ön kesici dişlerin arasındaki mesafedir. (Diameter nasiolveolaire)

• Burun yüksekliği.

• Burun genişliği,

• Burnun şekli,

• Saç rengi,

Gözler:

• Göz kapakları arasındaki mesafe ve göz kapaklarının büyüklüğü,

• Göz rengi,

Ağız:

• Ağız genişliği,

Kulak:

• Kulak sayvanının büyüklüğü,

• Kulak çıkıntıları ve kıvrımları.

Antropometri Metodları:

• Boy,

• Kulak deliği-göbek mesafesi,

• Sternum-göbek mesafesi,

• Göbek-kasık mesafesi,

• Oturur vaziyette boy,

• Oturur vaziyette leğen kemiğinin yüksekliği,

• Akromionlar arası mesafe: (omuzbaşları arası mesafe),

• Trokanterler arası mesafe (önden kalça genişliği)

• Fazu-önkol ve orta parmak uzunlukları,

• Topuk-kasık mesafesi (bacak boyu),

• Kulaç genişliği,

• Göğüsün genişlik-derinlik ve yüksekliği,

• Pazu ve uyluk kemiklerindeki çıkıntılar arası mesafeler,

• El ve ayak ölçümleri,

• Deri rengi,

Kısaca özetlediğimiz bu yöntemlerden sonra, yapılan çalışmaların bilimsel analizlerinin yapılmasına mutlak gereklilik vardır.

Çağdaş bilim, saha çalışmalarında örneklemenin önemini ispat etmiştir. Saha çalışmalarında alınan örnekler, tüm popülasyonu temsil etmeli ve en azından toplumun her kesimini ifade etmelidir. Tıp-Sosyal Bilimler ve İstatistik açısından örnekleme sayısının, genel nüfusun 1/1000’i düzeyinde olması tavsiye edilmektedir. Ayrıca genel popülasyon ve çalışma sahalarının tespitinde de bilimsel gerçeklerden başka değerlendirilmelerin kullanılmaması gerekir. Özellikle Pittard’ın çalışmalarında dikkati çeken, belirli coğrafî isimlendirmelerin Türk milletinin dışında olduğu kabulünden hareket eden yaklaşımı ne bilimsel ne de misak-ı millî anlayışımıza uygun bulmak mümkün değildir. Acıdır ki; o tarihlerde Pittard’ın görüşlerine karşı çıkan da olmamıştır.

Saha çalışmalarında elde edilen sonuçların yorumlanabilmesi için mutlak karşılaştırma yöntemlerine ihtiyaç vardır. A bölgesinde yapılan çalışmalarda elde edilen verilerin anlamlı ve kalıcı olabilmesi için, diğer bölgelerden farklı olduğu; bu farkın da istatistiksel olarak anlamlı olduğu gösterilmelidir.

Ayrıca, genetik özelliklerin araştırıldığı çalışmalarda, bireysel ve çevresel faktörlerin tamamen dışlanması veya en azından en alt düzeye indirilmesi gerekir. Daha açık ifade ile, zamana ve coğrafyaya bağlı faktörlerin etkilediği sonuçlardan hareketle genel ve kalıcı sonuçların elde edilmesi mümkün değildir. Hemen belirtelim ki; geçmişte yapılan bu çalışmalarda genetik özelliklere bağlı tespitler vardır. Ancak kullanılan parametrelerin büyük çoğunluğu, çevresel faktörlere bağlı olarak değişme özelliğindedir. Kullanılan parametrelerin çok büyük kısmı kemik ve yumuşak dokulara bağlıdır. Bu değerler de özellikle beslenme alışkanlığı ile değişmektedir. Nitekim, cumhuriyetin ilk yıllarında, ekonomik imkânların kısıtlanması nedeniyle yeterli beslenemeyen nesillerden alınan değerlerle günümüz şartlarında yetişen nesiller arasında açık fark olduğu görülmektedir. 2-3 nesil içinde, kemik ve adale yapısındaki bu değişimler söz konusu değerleri tümüyle farklı hâle getirebilmiştir. Daha açık ifade ile 1924-1940 arasında yapılan tespitlerin, günümüz şartlarında ancak % 20’sinin geçerli olduğu söylenebilir.

Tarih içinde, bir millet için kısa bir süre sayılabilecek bu zaman dilimi içinde bu kadar farklı sonuçlar alınmışken; zaman çevre ve coğrafya faktörlerinin etkisinin olmadığı kalıcı tespitlerden bahsetmek mümkün olabilir mi? Millet kavramını değişen değerlerle tarif etmek söz konusu olabilir mi? Bu sorulara olumlu cevap vermek güçtür.

Şüphesiz bu düşünceler ve bilimsel yaklaşımlar günümüz şartlarındaki gerçeklerdir. 60-80 yıl önce yapılan çalışmalarda bilimin bu saptamaları yapmamış olması doğaldır. Ancak o dönem için dikkat çekici olan araştırmaların sonuçları güncel bir anlam taşımaktadır. Kaldı ki, zaman ve değişen siyasî şartlar içerisinde, gelişen değişimler açıktır.

Globalleşen dünyada ırkçılık, reddedilen, aşağılanan ve çağdışı bir yaklaşım olarak görülmektedir. Olayı basitçe kafatası-kemik ölçmek şeklinde algılayanlar için bu değerlendirmede gerçek payı olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki; ırk-soy ve millet özellikleri binlerce yıl içerisinde süzülerek gelmektedir. Genetik bilimi her canlıda özel şifrelerin bulunduğunu ve benzer-aynı soydan gelen bireyler arasında benzerlikler (ortak özellikler) bulunduğunu göstermiştir.

Genetik bilimi açısından ırk: Modern tıp ve genetik bilimi insan kromozomları ve gen haritası üzerinde önemli adımlar atmıştır. 23 çift kromozom ve üzerlerinden milyarlarla ifade edilen genetik şifreler söz konusudur. Daha henüz yolun başında diyebileceğiz genetik, biyoteknoloji ve tıp bilimleri, gelecekte genetik şifreleri ve milletlere has özellikleri belirleyecektir. Ziraat, veteriner ve laboratuar hayvanları yetiştirilmesiyle başlayan genetik araştırmalarla, daha fazla ürün veren bitkiler, daha fazla süt-et veren hayvanlar, belirli hastalıkların oluştuğu hayvanlar, genetik kopyalama ile elde edilen canlılar, insan genleri taşıyan hayvanlar (potansiyel yedek organlar?) gündeme gelmiştir. İnsan genetiği üzerinde yapılan çalışmalar ise hastalıklar üzerine yoğunlaşmıştır. Tabiî bu çalışmalar sosyal, ekonomik ve tıbbî örneklerdir. Askerî ve stratejik çalışmaların gizli kaldığı bilinmektedir. Zira, milletlerin genetik özelliklerine yönelik çalışmalar stratejik önemleri nedeniyle açıklanmamaktadır. Bu noktada geçtiğimiz yıl yaşanan felakette Sağlık Bakanımız Dr. Osman Durmuş’un gösterdiği haklı hassasiyeti kabul etmek gerekir. Türk milletinin geleceği için, ırk ve soy özelliklerinin bilinmesi, genetik yapımızın en önemli hazinelerimizden biri olarak korunması ve yabancılardan saklanması gerekmektedir. Ulu Önder Atatürk’ün ifadesi unutulmamalıdır: “En büyük medarım Türk yaratıldığımdır.”