1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türkiye’de Antropolojik Irkçılık Çalışmaları (II)

Prof.Dr. Kenan Erzurumluoğlu
Orkun’da daha önce yayınlanan çalışmamızın birinci bölümünde(1), ırk, ırkçılık ve Türkiye’de 1924-1939 yıllırı arasında yoğun olarak yürütülen antropolojik çalışmalar hakkında bilgi vermiştik. Bu yazıda söz konusu çalışmalara tarih, sosyal psikoloji, istatistiksel değerlendirmeler açısından bakacağız.

Avrupa’da, 1789 Fransız İhtilâli ile başlayan nasyonalizm rüzgârlarının, bilim sahasını da etkilemesi kaçınılmaz olmuştur. Nitekim, aynı dönemlerde yaşamış olan Blumenbach (1752-1840), çalışmasında, insan ırklarını Kafkas, Moğol, Habeş, Amerikan, Malay olarak 5’e ayırmıştır. Aynı yolda çalışmalar yapan Gobineau (1816-1882) ise, “İnsan Irklarının Eşitsizliği Hakkında Deneme” adlı eserinde, insan ırklarını Ari, Sami, Latin ırkı olarak ayırmıştır. Ari ırkın üstünlüğünü savunan bu eseri, bilinen ilk siyasî ırkçılık görüşüdür ve nazizmin temel dayanağı olmuştur.

19. yy’ın yarısından itibaren siyasî ve sosyal sahada yer bulmaya başlayan milliyetçi ve ırkçı akımlar, Avrupa’dan başlamak üzere tüm dünyaya yayılmışlardır. 20. yy’ın başında yaşanan I. Dünya Savaşı sonrasında, yeni oluşan devletlerde milliyet fikri ilgi çekmiş ve “millî devlet” tezi genel kabul görmüştür. 20.yy dinî kimliğin ve hanedan anlayışlarının devlet idaresinde etkisinin azaldığı dönem olmuştur.

Bu genel durum içerisinde Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı ile birlikte millî devlet kimliğini almıştır. Geçmişte yaşanmış olan ve bir dönem “Cihanşümul Osmanlı İmparatorluğu’nun” oluşmasını sağlayan, “Devlet-i Ali Osmanî”, “İslâmın temsilciliği” ve hattâ “ümmet” fikirleri etkinliklerini kaybetmişlerdi. Yeni millî yapının kabûlü, yaygınlaşması ve etken olabilmesi için milliyet fikri yoğun olarak işlenmiştir.

Realitede tam anlamı ile “Türkçü” olan Atatürk, söylemleri ile bu özelliğini sık sık vurgulamıştır. Hemen hatırlara gelen, meşhur özdeyişleri, “Ne mutlu Türk’üm diyene!”, “Bir Türk Dünya’ya bedeldir”, “En büyük medarım Türk yaratıldığımdır”, “Yüksel ey Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur.” Atatürk’ün Türkçü yönünü net olarak ortaya koymaktadır. Keza aynı dönemde yaşanan olaylardaki tavırları da bu söylemlere paralellik arzeder. Gündelik hayatında kullandığı eşyalar arasında bulunan bozkurt motifleri, paraya basılan bozkurt resmi, yavrukurt teşkilâtının kurulması, dikkat çekicidir. Kesin olarak ifade edilebilir ki, Türk devlet hayatında Türkçü görüşün en net ve etkin olarak ifade edildiği ilk dönem Atatürk dönemidir.

Atatürk döneminde gündeme gelen ve günümüze değin pek ifade edilmeyen bir diğer çalışma ise antropoloji çalışmalarıdır.

1940’lı yıllara gelindiğinde, Avrupa’da yaşanan Nazizm-Faşizm fırtınasından Türk siyasî yaşamının etkilenmesi kaçınılmaz olmuştur. Hatırlanacağı üzere, 1942’de Başbakan Şükrü Saraçoğlu tarafından dile getirilen: “Bizim için Türklük kültür olduğu kadar kan meselesidir”. görüşüne hiçbir itiraz gelmemiştir. Aradan geçen iki yıl içinde dış politikadaki dengelerin değişmesi ile, Türkçülük suç gibi gösterilmeye çalışılmış ve 1944 olayları yaşanmıştır. Söz konusu yıllarda 2. Dünya Savaşı’ndaki dengeler Almanya ve İtalya lehine olsa idi, durumun n asıl olacağını düşünmemek mümkün değildir. Şahsî kanımız 1944 olayları, Türk milliyetçilerinin, basiretsiz politikacılar tarafından, dış politikaya kurban edilmeleridir.

Öte yandan, Atatürk’ün sağlığında antropolojik ırkçılık çalışmalarında en ön safta yer alan Dr. Şevket Aziz’in (Kansu), 1944 olaylarında milliyetçi gençilğin karşısında sol-komünist kadrolarla birlikte saf tutması ibret vericidir. Bilim adamı olarak görülen Şevket Aziz, Atatürk’ün sağlığında ırkçı, İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde solcu olmakta beis görmemiştir.

Bu genel değerlendirmelerden sonra, Atatürk dönemi ve hemen sonrasında, ülkemizdeki antropolojik çalışmalara değinmek istiyorum.

Ülkemizde ilk antropolojik çalışmalar 1924’te, Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi’nin kurulması ile başlamıştır. Bu kurum, daha sonra Türk Antropoloji Müessesesi adını almış, 1930’lu yılların sonunda ise Ankara Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ne bağlanarak Antropoloji ve Etnoloji Enstitüsü adını almıştır.

Türk Antropoloji Mecmuası 1925-1939 yılları arasında yılda 2 sayı olarak yayınlanmıştır. Ancak, ülkemizin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik şartlara bağlı olarak, düzenlilik gösterememiştir. Mecmua, 1928’e kadar Arapça harflerle, 1929’dan sonra ise Lâtin harfleri ile yayınlanmıştır. Mecmuanın logosunun altında “Türk Antropoloji Müessesesi tarafından neşrolunur”. ibaresi bulunmaktadır. Maarif Vekili (Millî Eğitim Bakanı) Cemal Hüsnü Bey, Sıhhıye ve Muaveneti İçtimaiye Vekili (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı) Refik Bey ve sabık vekil (eski bakan) Hamdullah Suphi Bey fahrî başkanlık yapmakta (Bakanlar değiştiğinde bu kadroya yeni bakanlar girmektedir). Paris Antropoloji okulundan M.M. Papillaut, Cenevre Üniversitesinden M.E. Pittard, Paris Tetebbuatı Aliye Mektebi’nden Mac Auliffe fahrî müdürlükleri yapmaktadırlar. TBMM reis vekili Nureddin Bey, İstanbul Darülfunun emini (rektör) Neşet Ömer Bey, Tıp Fakültesi Reisi (Dekanı) Süreyya Bey, Edebiyat Fakültesi Reisi (dekanı) Köprülüzade Fuat Bey, Sivas mebusu ve aynı zamanda Darülfunun müderrisi Şemseddin Bey ve Tıp Fakültesi müderrislerinden M. Mouchet ve Mahir Beyler idare heyetini oluşturmaktadır. (Daha sonra dilbilimci Prof. Dr. Saim Ali Dilemre de dahil olmuştur). Umumî kâtipliğini ise 1944 olayları sırasında Türk milliyetçilerinin karşı saflarında yer alan Dr. Şevket Aziz Bey (Tıp Fakültesi Müderrris muavinlerinden) yapmaktadır.

Antropolojik çalışmalara devletin gösterdiği ilgiyi kanıtlayan bu yapılanmanın yanı sıra; 1932’de “Ulu Türk İlim Başbuğu Gazi Mustafa Kemal Eti dünyası araştırmalarında, Gavur-Kale (1930)” notu ile yayınlanan resim(2) ve 1939’da Atatürk’ün vefatının ardından Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından kaleme alınan metin(3), devletin antropolojik ırk araştırmalarına gösterdiği ilgiyi net olarak ortaya koymaktadır.

Türk Antropoloji Mecmuasında yayınlanan çalışmaları başlıca 4 grupta toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi, -en büyük bölümü oluşturur- antropoloji sahasındadır. Psikoloji, arkeoloji ve dil sahasındaki çalışmalar ise daha azdır. Psikolojik çalışmalarda Mac Auliffe’in etkisi ön plândadır. Dil sahasındaki çalışmaların “Güneş-Dil Teorisi” ile eşzamanlı olması dikkati çekmektedir. Prof. Dr. Saim Ali Dilemre tarafından kaleme alınmışlardır. Başlangıçtaki antropolojik çalışmalarda Paris’ten M.M. Papillaut ve Mac Auliffe, Cenevre’den M.E. Pittard’ın etkileri açık olarak görülmektedir. Türk olarak ise, Dr. Şevket Aziz’in ismi dikkati çekmektedir. Antropoloji ve Etnoloji Enstitüsü’nün kurulması ve Şevket Aziz’in başkan olması ile kadro genişlemiş ve daha yaygın saha çalışmaları yapılmıştır.

Çalışmalarda, sefalometriye (kafa ölçümü) ağırlık verilmekle birlikte, tüm vücut ölçümleri de yapılmıştır. Kullanılan parametrelerin başlıcaları; kafa indisi (indeksi), kulak-burun-ağız ölçümleri, burun-çene açıları, kafa dikişleri (kafa kemiklerinin birbirleri ile birleşme yerleri), yüz indisleri, boy, beden yüksekliği, bacak-kol uzunlukları ve bunların boya oranları, kürek ve kalça kemiklerinin ölçümü, saç-göz renkleridir. Yapılan çalışmalarda bilimsel açıdan iki eksik dikkati çekmektedir. Bunlar: örneklemenin yetersizliği ve istatistiksel değerlendirmelerin yapılmamış olmasıdır. Lokal olarak alınan 25-50-100-200 gibi rakamlardan alınan sonuçlar tüm topluma yaygınlaştırılmıştır. Öte yandan elde edilen rakamların ortalamaları arasındaki-bazen mm ile ifade edilen- farklardan anlam çıkarılmaya çalışılmıştır. Kaldı ki, günümüz tıp bilimi o dönemde kullanılan bazı parametrelerin, çevresel faktörler ile değişebileceğini göstermiştir. Söz konusu parametreler ve günümüzdeki bilimsel bakış açısından değerlendirilmeleri ayrı bir yazıda daha geniş olarak ele alınacaktır.

Keza, arkeoloji ve dil konusundaki çalışmaları ayrı bir başlıkta değerlendirmenin daha uygun olacağını düşünüyoruz.

Bu genel değerlendirmelerden sonra, bu yazımızda Türk Antropoloji Mecmuasında yayınlanan bazı çalışmaları daha yakından değerlendirmek istiyoruz.

1929’da yayınlanan 8 Nu.lı dergide bulunan M. Eugene Pittard imzalı yazı dikkat çekicidir(4). (M. Eugene Pittard, Cenevre Üniversitesi’nde görevli bir antropologdur.)

Araştırıcı bu yazısında, 1928’de Anadolu’da yapılan ve 210 Türk’ü kapsayan araştırmanın sonuçlarını vermektedir. Kısaca özetleyecek olursak ortalama değerler: boy 1.72 m, gövde yüksekliği 0.893 m, bacak uzunluğu 0.917 m’dir. Kafa çapları 18.4-15.6 cm’dir. Kafa indisine göre Türklerin % 73.34 brakisefaldir. Burun uzunluğu 5.447 cm, genişliği 3.563 cm’dir. Kulak boyu 6.4 cm bulunmuştur. Burun düz veya gaga şeklindedir. Gözler ve saçlar sıklıkla koyudur. Açık renkli gözler % 8.09, koyu saçlar % 74’tür.

Pittard’ın çalışmasında Türk ırkının özellikleri özetlenirken, küçük boy, uzun kafa, yassı burun, gözlerin ve saçların açık renkte oluşunun ender olduğu vurgulanmaktadır.

Bu tespitlerden sonra Pittard’ın yaptığı 2 yorum dikkate şayandır. Bunlardan ilki -araştırmacının hiçbir pozitif tespiti olmaksızın- Kürtler, Tatarlar, Lazlar ve Ermenilerin ayrı ırklar olduğu noktasından hareket ettiği; diğeri ise tespit ettiği bulguların Kuzey Avrupa’da söz konusu olan “dinarik” ırkla benzerliğini vurgulamasıdır.

Türk araştırmacılardan, Dr. Şevket Aziz tarafından 1930’da yayınlanan “Alelumun prognatisma ve “Türk kafalarının prognatisması”(5), Türk Kadın ve Erkeğinin Mukayeseli Sefalometrisi Hakkında bir muhtıra(6), 1931’de yayınlanan “Anadolu ve Rumeli Türklerinin Antropometrik Tetkikleri”(7) 1935’te yayınlanan “Türklerde kürek kemiği” ve “Anadolu kronolojisi”(8), 1939’da “Ahlatlibel’de insan kemikleri üzerine tetkikler”(9) dikkatleri çekmektedir.

Prof. Dr. Şevket Aziz’in kadrosunu oluşturanlar tarafından, 1930’lu yıllarda gerçekleştirilen antropolojik araştırmalar ise antropolojik çalışmaların tüm yurt sathına yayılması ile sonuçlanmıştır. Ankara’da Nebile Gökçül, Naciye Çınar ve Melih Kınay tarafından yapılan üç araştırma, Denizli’de Kemal Güngör’ün, Samsun’da Kılıç Kökten’in vb. yayınları bu çalışmaların ürünüdür. Aynı ekip saha çalışmalarının yanı sıra özellikle kafa yapıları hakkında laboratuvar çalışmalarını da gerçekleştirmişlerdir.(9-10)

Keza İstanbul Tıp Fakültesi müderrislerinden Nureddin Bey, Neşet Ömer Bey, Süreyya Bey, Mouchet Bey ve Hamza Bey tarafından ortaklaşa yapılan “Türk ırkının antropolojisi hakkında” başlıklı çalışma(11) 200 kafatası ölçümünün sonuçlarını vermektedir.

Bu dönemde yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen, Anadolu’nun eski mensuplarına ait kemikler ve kafatasları üzerinde de benzeri çalışmalar yapılmış; saptanan bulguların yaşayan Türklerden elde edilen verilere benzerliğinden hareketle eski Anadolu medeniyetlerinin de Orta Asya’dan göç eden eski Türklerce kurulduğu savı öne sürülmüştür. Dr. Şevket Aziz’in “Hittitalerin kraniolojik tetkikatına methal”(12) başlıklı yazısı bu konuda güzel bir örnektir.

Çalışmaların hiç bir bölümünde istatistiksel analiz yapılmamıştır. Söz konusu tarihte istatistik biliminin gelişmemiş olması, mazeret olarak ileri sürülebilir. Ancak, sadece ortalama değerlerin alınması, milimetrelerle ölçülebilen farklara bakılarak yorum yapılması ciddî bir eksikliktir.

KAYNAKLAR

1. Prof. Dr. Kenan Erzurumlu. Türkiye’de antropolojik ırkçılık çalışmaları. Orkun Sayı 19, 1999.

2. Türk Antropoloji Mecmuası, Sayı 13-14, 1932.

3. Türk Antropoloji Mecmuası, Sayı 19-22, 1939.

4. Pittard M.E. Küçük Asya Türklerinin Antropolojial Mütaalası. Türk Antropoloji Mecmuası Sayı 8, 1929.

5. Dr. Şevket Aziz. Alelumun Prognatisma ve Türk Kafalarının Prognatisması. Türk Antropoloji Mecmuası Sayı 9, 1930.

6. Dr. Şevket Aziz. Türk Kadın ve Erkeğinin Mukayeseli Sefalometrisi Hakkında bir muhtıra. Türk Antropoloji Mecmuası Sayı 9, 1931.

7. Dr. Şevket Aziz. “Anadolu ve Rumeli Türklerinin Antropometrik tetkikleri” Türk Antropoloji Mecmuası Sayı 11 ve 12, 1931.

8. Dr, Şevket Aziz. Türklerde kürek kemiği. Türk Antropoloji Mecmuası Sayı 17-18, 1935.

9. Türk Antropoloji Mecmuası, Sayı 15, 1931.

10. Kamil Hudadat. Kafa morfolojisine dair bir not. Türk Antropoloji Mecmuası Sayı 17-18. 1935.

11. Nureddin Bey, Neşet Ömer Bey, Süreyya Bey, Mouchet Bey, Hamza Bey. Türk ırkının antropolojisi hakkında. Türk Antropoloji Mecmuası Sayı 7, 1929.

12. Dr. Şevket Aziz. Hittitelerin kraniolojik tetkikatına methal. Türk Antropoloji Mecmuası Sayı 10, 1930.