1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

“Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri ile İlişkileri Geliştireceği...

Hüseyin Adıgüzel
Röportaj :

Azerbaycan’ın son on beş yıllık tarihini, her yönüyle derinden etkileyen olayların Azerbaycan Halk Hareketi olduğunu herkes bilir. 1988 yılında başlayan bu hareket, ideolojisi, mücadele biçimi ve önderleri ile etkisini hâlâ sürdüren büyük bir halk isyanıdır. O günlerin meydan mitinglerinin yorulmaz konuşmacılarından biri de Sabir Rüstemhanlı’dır. Hareketin temelini oluşturan “Milliyetçi-Türkçü Azad Ruh”, Sabir Bey’in o günlerde yayınlanmış “Ömür Kitabı” ile yayılma imkânı bulmuş, kitap elden ele geçip, bütün Türk dünyasını parlak bir ışık gibi aydınlatmıştır. O güne kadar bir şair olarak haklı bir şöhreti bulunan Sabir Bey, “Ömür Kitabı” ile şairliğine fikir adamı özelliğini eklemiştir. M. Emin Resülzâde, Hüseyinzâde Ali Bey gibi büyük Türkçü şahsiyetlerin çizgileri üzerinde milliyetçiliğe, Türkçülüğe yeni yorumlar getirmiştir.

İçinde yaşadığımız günlerin son derece kaypak ve kaygan politik ortamında, başladığı çizgiden sapmayan ender fikir ve politika adamlarından biri olan Sabir Rüstemhanlı’nın ideolojisini iki-üç kelime ile açıklamak, eksik de olsa mümkündür. “Türk’üm, Türkçüyüm, Türk dünyasının dilde, fikirde, işte birliği için çalışıyorum”. Ta 1969’larda, Komünizmin bütün acımasızlığı ile iktidar olduğu dönemlerde başlattığı mücadelesinin, hiç değişmeyen ana hattını, yukarıda verdiğimiz cümle içerisinde bulabiliriz.

1946 yılının 20 Mayıs günü Yardımlı kasabasının Hamat köyünde doğan Sabir Bey, Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nin Filoloji Fakültesini bitirmiştir. Daha sonra yüksek lisansını da tamamlayan Sabir Rüstemhanlı, asıl şöhretini şiirleriyle yapmıştır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde neşr edilmiş 20’den fazla kitabı vardır. “Gence Kapısı”, “Sağol Ana Dilim”, “Kan Yaddaşı” adlı şiir kitapları 70.-80.’li yıllarda gençlerin millî şuurlarının gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

1995 yılında neşrettiği “Bu Senin Halkındır” kitabı 20. yy’ın sonunda Azerbaycan’ın edebî, sosyal fikrinin, millî tefekkürünün seviyesini göstermesi açısından çok önemli bir kitaptır.

1989 yılında cumhuriyetin belki de ilk bağımsız ve demokratik gazetesi olan “Yeni Azerbaycan” gazetesini kurmuş ve gazetesinin başyazarı olmuştur.

1991 yılından 1995 yılı sonuna kadar Devlet Basın ve Bilgilendirme Bakanı olarak çalışmıştır. 1988 yılında başladığı politik çalışmaları sırasında gösterdiği dürüstlük, çalışkanlık, vatanına ve milletine duyduğu büyük ve sarsılmaz sevgi onun tüm politik yaşamının ölçüsü olmuştur. Bugün de aynı ölçüler içerisinde 1992 yılında kurduğu “Vatandaş Hemreyliği” (kardeşliği) Partisi’nde çalışmalarına devam etmektedir.

Vatandaş Hemreyliği Partisi, 2000 yılı parlâmento seçimlerine katılmış ve üçüncü parti olarak parlâmentoda temsil edilme hakkı kazanmıştır.

Sabir Rüstemhanlı, 2003 cumhurbaşkanlığı seçimleri için p artisi tarafından aday gösterilmiştir. Şu anda Azerbaycan muhalefeti iki büyük blok hâlindedir. Birisinde Azerbaycan Halk Cephesi Partisi, Vatandaş Hemreyliği Partisi, Millî İstiklâl Partisi, Azerbaycan Demokrat Partisi yer alırken, diğerinde Müsavat Partisi, Adalet Partisi, kendilerinin Azerbaycan Halk Cephesi Partisi olduğunu iddia eden grup yer almaktadır. İki bloktan 4-5 cumhurbaşkanı adayı çıkması mümkündür. Bu durumda zaten parçalanmış olan muhalefet daha küçük parçalara bölünerek, seçimi şimdiki iktidara âdeta hediye edeceklerdir. Sabir Bey, seçkin kişiliği ve temiz mazisi ile bu bölünmeyi ortadan kaldırabilecek özelliklere sahip bir aday görünümündedir. Onun uzun yıllara yayılmış mücadelesinde gösterdiği direnç, fikir ve ideoloji sabitliği, dürüstlüğü en büyük desteğidir. Geniş kültürü, olaylara bakış ve yorumlayış tarzı, dünya ve Türkiye ile olan ilişkileri, milletine duyduğu tarifsiz sevgi, uzlaşmaya açık oluşu, Sabir Bey’i muhalefeti birleştirebilecek birkaç insandan biri hâline getirmektedir. Bu bakımdan Sabir Rüstemhanlı’nın seçilme şansı da oldukça yüksektir. Geniş halk kitleleri tarafından tanınmış olması da, hanesine yazılacak ayrı bir kazançtır. Bu sayımızda kendisi ile yaptığımız bir sohbeti okuyacaksınız.

H.A.: Sabir Bey, en az on beş yıldır politikanın içindesiniz. H.C.’nin kurulduğu ilk günden itibaren olayların içindesiniz. Elçi Bey döneminde, Haydar Bey’in ilk yıllarında bakanlık yaptınız. Gazete çıkardınız. Daha sonra parti kurdunuz. Halen parti başkanı ve milletvekilisiniz. Bütün bunlar, Azerbaycan’ın politik alanda nereden nereye geldiği hakkında sizde derin bilgiler olduğunu gösterir. Azerbaycan on yıl önce politik alanda nerede idi? Bugün nerede? Bir tahlil yapar mısınız?

S.R.: Bu tahlili yapmak için biraz daha gerilere gitmek gerekir. Çünkü her gelişen olayın, bir başlangıç ve bir de kırılma noktası vardır.

Azerbaycan, 1920, 1937, 1938 yıllarında ressepsiyaya (toplu öldürme) uğradı. Bir gece içerisinde 30.000 aydını yok edildi. Ülkesi için kaygı duyan, milletini, devletini, bayrağını, dilini, edebiyatını, kültürünü seven kim varsa, insafsızca yok edildi. Stalin, düşünen adam bırakmadı. Azerbaycan, bunun acısını uzun yıllar çekti. Siyasette, sanatta aydın, yetişmiş insan, örnek insan olmadığından, 1980’li yıllara kadar milliyetçilik yolunda çalışmalar yapılamadı. Arada kendi kendini yetiştirenler vardı. Ama onlar da KGB korkusundan, polis korkusundan bir şeyler yapamıyorlardı. Devlet (SSCB) tam bir baskı devletiydi. Konuşmak, yazmak mümkün değildi. Siyaset yapmak, parti kurmak imkânı yoktu.

1985 yılından sonra yumuşamaya başlayan devlet anlayışı ile SSCB’liği içinde yer alan tüm uydu cumhuriyetlerde, bağımsızlık istekleri ortaya çıktı. SSCB kaynayan bir cadı kazanına döndü. İşte bu yıllarda biz de ortaya çıktık. Mücadeleye başladık. O günler muhteşem günlerdi.Herkesin ortak amacı komünist diktatörlükten kurtulup özgür olmaktı. Rahmetli Elçi Bey’in önderliğinde komünist diktatörlük yıkıldı. Elçi Bey, cumhurbaşkanı oldu. Azerbaycan, tam yetmiş yıl sonra, bu dönemde hürriyetin ne olduğunu gördü. Politika serbestleşti, basın serbestleşti, insanlar hürriyetin tadına vardı.

O günden bu yana politik alanda pek bir şey değişmedi. Hatta geriye bile gitti diyebilirim. Parti kurmak, serbest faaliyette bulunmak, bugün o günden çok daha zor hale getirildi. Basına baskılar başladı. Gazeteciler hapse atılıyorlar. Siyasî partiler miting yapamıyorlar. Demokratik bir ortam görüntüsü altında dikta rejimi yürütülüyor. Ülke tek adam tarafından yönetiliyor. Yani anlayacağınız, başladığımızdan daha gerideyiz.

H.A.: Bu politik ortamda partiniz tarafından cumhurbaşkanlığına aday gösterildiniz. Neler düşünüyorsunuz? Niçin aday oldunuz?

S.R.: Uzun yıllar politikanın ve devletin içinde oldum. Tecrübe sahibiyim. Yurt dışına çok gittim. oraları da inceledim.Kendimi hazır hisettiğim için aday oldum. Ama buralarda seçimlerin nasıl yapıldığınıı herkes biliyor. Buna rağmen aday olmamın sebebi, Azerbaycan’ın ilerlediği yolun önemli bir mesafesi demokrasi ile bağlanmış. Eğer, Azerbaycan demokratik bir ülke olmazsa, AB, Avrupa Parlamentosuna giremez. Bu yüzden ülke her gün biraz daha demokratik olmak zorunda. Seçimlere bir yıl var. Herhalde kanunlarda bazı değişiklikler olacak ve demokrasi kuralları ülkeye gelecek. Demokratik beklentilerim, bu ortamın değişeceğine olan inancım yüzünden aday oldum.

H.A.: Sabir Bey, “Niçin aday oldunuz?” şeklindeki soruma, sadece “Demokratik beklentilerim var” diye cevap verdiniz. Bu, ülkenin bugünkü idare edilme şeklinden memnun olduğunuz manasına mı geliyor? Hiç şikâyetiniz yok mu?

S.R.: Sözümü bitiremedim. Söylediklerim, bugünkü şartlarla, bu politik ortam içinde şikâyetçi olmadığımız hiç bir konu yok. Ülkem iyi yönetilmiyor. Ekonomi dibe vurmuş. Halk perişan. İktidar ve çevresinin dışında kimse memnun değil. Ermenilerle ateş kes yapılmış, ama anlaşma ihtimali yok. Ülkemin %22’si işgal altında. Bir milyonun üstünde insanımız kaçkın durumda. Halâ çadırlarda yaşıyorlar. Kimse demokratik haklarını kullanamıyor. Herkes baskı altında, korku içinde yaşamaya çalışıyor. İki milyondan fazla Azerbaycanlı dış ülkelere kaçmış. Hayatını oralarda kazanmanın çabası içinde.

Ekonomik durum bir felâket, politika desen sağlıklı çalışmıyor. Basının üzerinde büyük baskı var. Yani demokrasi yürümüyor. sosyal durum bozulmuş, aileler parçalanmış kimsenin umurunda değil.

H.A.: Sabir Bey, çizdiğiniz tablo gerçekten çok üzücü. Siz bu tabloyu nasıl değiştireceksiniz? Seçilirseniz, neler yapmayı düşünüyorsunuz?

S.R.: Ben bu tablonun değişeceğine inanıyorum. Değişim içinde en büyük şartın dürüst bir yönetim olduğunu biliyorum. Ben halkıma dürüst bir yönetim sözü veriyorum. Tabii ki, bu meseleler öyle bir iki ayda halledilecek meseleler değil. Ama biz iktidar olursak, devletten başlayarak yeniden yapılanacağız. Eski komünist kafalıları iş başından uzaklaştıracağız. Yurt dışında eğitim almış, pırıl pırıl gençlerimiz var. Onları işe yerleştireceğiz. Yepyeni bir kadro kuracağız.

Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri ile çok sıkı ilişkiler kuracağız. Ekonomik ve siyasî işbirliğini en üst düzeye çıkaracağız. Dış politikada ilk önceliğimiz bu olacak. AB ile ilişkilerimizi geliştireceğiz. ABD ile karşılıklı haklara saygılı sağlam ilişkiler kuracağız. Eğitim sistemini çağdaş hâle getireceğiz. Kültürel alana yatırım yapacağız. Göstermelik işlerle vakit kaybetmeyeceğiz. Velhasıl ülkede çok büyük bir değişimi gerçekleştireceğiz. Halkımızı mutlu ve başı dik hâle getireceğiz. Bu işler için yeterli kadromuz var. Yetmezse diğer siyasî partilerden de faydalanırız.

H.A.: Sabir Bey, siz bir şairsiniz, yani duygu adamısınız. Toplumumuzda duygu adamlarından iyi devlet adamı olmaz gibi bir anlayış var. Bu görüşe ne diyorsunuz?

S.R.: Bunu söyleyenler, herhalde duygusuz insanlar olmalı. Devleti yönetenin duygusuz olmasını aklım almıyor. Acıma, sevme, hüzün, neşe duygularımızdır. Acımayı bilmeyen devlet adamı olur mu? Sevmeyen, üzülmeyen, gerektiğinde neşelenmeyen devlet adamı olur mu? Ben duygulu insanların, daha iyi yönetici olacağına inanıyorum.

H.A.: Sabir muallim, mecliste, anayasa görüşmelerinde, devlet dili görüşülürken yaptığınız çıkışları biliyorum. Buna rağmen anayasanıza devlet dili, “Azerbaycan dili” olarak girdi. Bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

S.R.: Azerbaycan dili, diye bir dil olmadığını bütün dünya biliyor. Ama bizimkiler bilmiyorlar. Benim ana dilim Türkçe’dir. Bunu konuştuğum zaman herkes bana Türk diyor. Ama bizim idarecilerimiz, “hayır” diyor, “siz Türk değil, Azerbaycanlısınız. Diliniz de Azerbaycan dili”. Bu ne ilmen ne de mantıken doğru değil. Bu yüzden biz iktidar olursak, bu yanlışı hemen düzelteceğiz.

H.A.: Türkiye ile ilişkiler hakkında ne düşünüyorsunuz?

S.R.: Haydar Bey, ilişkileri iyi kurdu, ama üst düzeyde gelişmesine izin vermedi. Bu onun politik yapısıyla ilgili bir husus. Çok daha üst düzeyde, sosyal, ekonomik, siyasî, kültürel boyutları olan ilişkileri kurmak ve geliştirmek durumundayız. Birbirimize her alanda destek olmalıyız. Tek millet iki devlet olduğumuzu tüm dünya görmeli ve anlamalı. Bu hususta çok özel projelerimiz var. Zamanı gelince açıklayacağız.

H.A.: Sabir Bey, bize zaman ayırdınız. Size çok teşekkür ediyorum. Allah gönlümüze göre versin. Sağolun.

S.R.: Ben teşekkür ediyorum. Türkiye’ye çok selâm ve sevgi götürünüz. Sağolun.