1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türkiye Cumhuriyeti mi,“federe düşünce” mi?

Nusret Demiral
SON günlerin gündemi; “Türkiye Cumhuriyeti, yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması” yönünde yeni bir sarsıntı içine çekilmek istenmesidir. Türkiye’de mahallî idareler yeniden yapılandırılmaya çalışılıyor. Mahallî yönetimlerin kendi sınırları içinde daha çok yetkilendirilmesi yönünde tartışmalar var.

Merkezî idare sisteminin bozuk görünüşü ve verimliliğe engel olduğu yönündeki görüşler ağırlık kazanarak mahallî idarelerin yetki alanı genişlettirilip, daha özerk hâle sokulması isteniyor. Nedir bu yetki genişlemesi sorusuna da cevap aranması ayrı bir konu teşkil ediyor.

Aslında gelişmiş ülkelerde merkeze yönelik çalışmalar ağırlık kazanırken, gelişmekte olan ülkelerdeki yerel yönetimlerin yetkilerinin çoğaltılması konusunda çalışmaya girilmektedir. Ulus devlet kavramında var olan devlet gücü, gelişmiş ülkeleri korkutmuş olacak ki, oluşacak, ekonomik, sosyolojik ve de özerk olma ısrarlarını önlemek için bu yolda öneriler getirmektedirler.

Devletin var olmasının ana unsurlarında, “halkının bir ulus olmasıyla, dilinin bir olmasıyla, kendi sınırları içinde örf, âdet ve gelenekleriyle, ekonomik gücünün vasıflarıyla varlığını” göstermesidir. Devletin anayasalarında ilk hükümler o devletin ulusal oluşuyla ölçülmektedir.

Ne var ki, AB gibi kendini güçlü gören ve güçl ü görülen ve de sayılan devletler, karşılarında artık ulus devlet istememektedirler. Bu istemin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, tarihî geçmişi ve milletinin büyüklüğü ile ele alındığında ne denli tehlikeler ile karşı karşıya olunduğu anlaşılır.

Evrenselleşmeye özenen dünyamızda artık devletlerin tam bağımsız olamayacakları şartı ne derece geçerlilik kazanmıştır sorusu bizleri İstiklâl Savaşımızdaki günlere götürdüğünde işin daha karmakarışık şekil alacağı açıktır.

Devletimizi bölmeye çalışanların dolaylı yönlerden, anarşi ve terör ortamıyla başarılı olamayınca yeni tür çalışmalara girişecekleri elbet beklenmeliydi. İşte Avrupa Konseyi’nin, Avrupa Birliği’nin, Dünya Bankası’nın, projeler üreterek yerel yönetimlerin yetki alanlarının genişletilmesiyle daha güçlendirilmesi yolundaki önerileri bu çalışmanın yeni bir yöntemidir.

Üzülerek vurgulamak gerekirse; son yüzyılımız içinde yabancı devletlerin, devletimize yönelik yakın ve uzak amaçlı çalışmalarının geçmiş yönetimlerimizce göz ardı edilmesi ABD ve AB gibi kendilerini güçlü ve büyük gören toplu devletlerin daha cesaretle hareket etmelerini sağlamıştır.

19. yüzyıl başlarında, önce Osmanlı Devleti’nin yıkılması sağlanmışsa da, Kurtuluş Savaşı sonrası kurulan yeni Türk devletini önce tanımış gözüken devletler, o günlerde hazırladıkları Sevr şartlarını bir türlü gündemden kaldırmamışlardır. Yurdumuza gelen bazı diplomatların çantalarında Sevr şartlarını taşıyan belgelerin bulunması kötü niyetlerinin göstergesidir.

Geçmiş yönetimlerimizin yaptıkları devletler arası anlaşmalar örneğin, Gümrük Birliği’ne katılma, IMF’ye bağımlılık, devletimizin gücünü her yönden azaltan nedenlerdir. Biz diyoruz ki, yerel yönetimlere verilecek yetkiler, üniter yapıyı bölecek şartlardan arındırılarak yapılmalıdır. Özellikle birlik ve beraberliğin göstergesi olmalıdır.

Zira Gümrük Birliği’ne girmekle ithalâtın azalacağı, ihracatın artacağı teraneleri fiyaskoyla sonuçlanmış, ithalât daha çoğalmış, ihracat ise azalmaya devam etmiştir. Türkiye’de üretimin artırılması yerine azaltma yöntemleri dış devletlerin istemlerine bağlı bırakılmıştır. Örneğin, konulan kotalar çerçevesinde tahıl, fındık, pamuk, zeytin, ayçiçeği, mısır vs. gibi önde gelen ürünlerin çekim ve yetiştirme sahaları anlaşmalar içeriğinde dış devletlerin istemiyle daraltılmıştır.

Yerel yönetimlerin yetkilerinin, gerektiğinden fazla genişletilmesi, devletimizin gücünün azaltılması yönünde, üniter yapısı ve birleşikliğinin bir bölünmeye götürülmesi, ileride çıkarılacak acı faturanın yazılışıdır.

Yasa taslağı hazırlanırken devletimizde önemli yer tutan Türk-İş teşkilâtınca yapılan bu yöndeki örnek çalışmalar ve hazırlanan raporlar iyice incelenerek yeniden yapılanma çerçevesi çok titiz düşünce içinde çizilmelidir. Bölünme getirecek yeni yapılanma yerine birlik ve beraberlik getirecek yeni bir yapılanmaya gidilmelidir.

Devleti zayıflatan, parçalayan araç ve yollar iyice belirlenip gelecek tehlikeler saptanarak ondan sonra çalışmalara başlanmalıdır. Yeni bir iş yapıyorum, yenilik olacak, mahallî idareler daha çok yetkilendirilecek düşüncesine, ekonomik, sosyal ve kültürel yapımız ele alınarak çerçeve çizilmelidir.

Yurdumuzda, bölücülüğü getiren anarşi, devleti yıkma içindeki düşünce özgürlüğü, bölmeye götürecek özelleştirme çalışmaları, devleti güçsüz kılacak ekonomik özerklik, AB’ye taviz veren tutumlar, Gümrük Birliği, dış politikamızdaki Kıbrıs gelişmeleri, yıkıcı alış verişler günümüzde bizleri büyük sıkıntılara sokmuştur. Bunların devlet gücümüzü yok edici eylemlerin getiricileri olduklarını da unutmamalıyız.

İşte yerel yönetimlere verilecek yetkiler bu sınır içindeki olumsuzluklar göz ardı edilmeden yapılmalıdır. Yoksa iş işten geçince Türkiye Cumhuriyeti mi?, Federe düşünce mi? sorusundaki acı reçete ile karşı karşıya kalırız. Her şey Türk ulusu adına, ulus devlet çıkarına yapılmalıdır.