1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenler Türk milliyetçisi ...

Osman Şahin
Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazı üzerinde yepyeni bir cumhuriyet kuran büyük Türk milliyetçisi Mustafa KEMAL, DEVLETİN SINIRLARINI VE YAPISINI belirlerken, Türk yoğun bölgelerin kurtarılmasını öngörmüş ve Misak-ı Millî’nin hudutlarını bu esas üzerine belirlemiştir. Anadolu, Hatay ve Doğu Trakya kurtarılmış, ancak Musul, Kerkük, Batı Trakya, Ege adaları, Kıbrıs ve Bakü-Batum bölgeleri, Atatürk’ün vefatından sonra, İnönü Hükûmetleri tarafından kaderine terk edilmiştir.

Rum’un, Türkiye’yi kuşatma politikasının sonucu olarak, Kıbrıs’ta Türk toplumunu katletme girişimleri başlatılmasa, Türk Dışişlerinin; “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” söyleminin yanlış yorumlanan bir versiyonu olan “Uyu uyu yat uyu” politikası semeresini verecek ve Kıbrıs da bütünüyle elimizden çı kacaktı...

Bugün Kıbrıs’ta oynanan oyun, yüzyıllardan beri tasarlanan senaryoların günümüze uyarlanmış şeklinden başka bir şey değildir...

Türk halkının, “Fayton’a koşulu beygir” konumundan kurtularak, etrafında dönen dolapları, üstün feraseti ile algılama ve bütün bu oyunları tersyüz etme zamanıdır...

Türk milleti için, Avrupa Birliği sadece bir aldatmacadır. “Bir Hristiyanlar Birliği” olarak kurulan bu yapının içerisinde yer almamız, Macar ve Bulgar Türkleri gibi her türlü değerimizi yok etmemizle (Hristiyanlaşmamızla) mümkün olacaktır...

Batılılaşma, demokratikleşme teranelerinin arkasında, Türk toplumunu özünden uzaklaştırma çabaları yatmaktadır...

Yüce Atatürk; 29 Ekim 1930’da, Ankara Türk Ocağı Genel Merkezinde yaptığı konuşmada; “Türkiye bir maymun değildir. Hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır. O sadece özleşecektir.” demek suretiyle, Türk milletinin özüne sahip olmasının ne kadar önemli olduğunu kuvvetle vurgulamıştır.

Milliyetçilik; kendi milletini sevmektir. Zaten Cenab-ı Hak, insanların fıtratını, kendi milletini sevecek şekilde yaratmıştır. Dolayısı ile, kendi milletini sevmemek, Allah (C.C)’ın kanunlarına ve insanın fıtratına aykırıdır. En hafifinden, ruhî bir rahatsızlık söz konusudur... Bu yüzden; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup da, Türk milliyetçiliği ideali taşımayan birisinin ruhsal sağlığı ve dengesi yerinde değildir... Bu ülkenin yönetimine talip olup, hele hele hür ve demokratik bir rejime sahip olan ülkemizde, aziz milletimiz veya onun temsilcileri tarafından Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık gibi makamlara taşınmış olan kişilerin sadece yüreğinin değil, vücudunun her hücresinin “Türk milliyetçiliği” ile dolup taşması gerekir...

Devletin bütün kurumlarını, üniversitelerin ve sivil toplum örgütlerinin her kademesinde görev alan kişilerin beyinlerinin, TÜRK Cihan Hâkimiyeti mefkûresini özümsemiş olması ve görevlerini bu bilinçle yerine getirmeleri, ülkemizin güçlü bir şekilde yarınlara hazırlanmasını sağlayacak en büyük etkendir.

Milletimizi ve devletimizi, yediden yetmişe sevmek, korumak ve yüceltmek zorundayız. Aksi takdirde, devletler camiası içerisinde kişiliksiz, çevresinde cereyan eden olaylara karşı duyarsız, rüzgâra göre yön değiştiren bir konumdan kurtulamayız...