1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türkistan Ekonomi Birliği

Oğuz Çetinoğlu
Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in bildirisi heyecan verici idi. 18 Şubat 2005 târihli bildiride: “Önümüzde iki seçenek var: Ebediyen dünya ekonomisine hammadde sağlayan ülke statüsünde kalarak ikinci bir sömürgeci devletin gelmesini beklemek veya Orta Asya bölgesinde büyük bir iktisâdî kuruluş oluşturmak.

Ben ikincisini teklif ediyorum.

Önümüzde Asya Kaplanları ve Avrupa Birliği’nin başarıları duruyor. Bizim de böyle bir kuruluş oluşturmamız; bölgenin istikrar ve gelişmesi, ekonomik ve askerî – siyâsî bağımsızlığın yolu olacaktır.

Orta Asya Devletleri Birliği’ni kurmayı öneriyorum. Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan arasındaki ebedî dostluk anlaşması, böyle bir birliğin temelini oluşturmaya hizmet edebilir. Bölgenin diğer ülkelerini de bunun hâricinde tutmuyorum.

Hepimizin ortak ekonomik çıkarları, kültürel ve ticârî bağları, dile ve dine dayalı berâberlikleri, ekolojik problemleri ve dış tehditleri var. Avrupa Birliği’ni kuranlar, belki de böylesi ön şartları ancak hayâl edebilmişlerdi. Biz yakın ekonomik entegrasyonu gerçekleştirmeli, ortak pazara geçmeliyiz.”

Bildirinin tamamında heyecan artırıcı başka unsurlar olduğu gibi; satır arkalarında, olumlu gelişmeleri şüphe ve hatta endişe bulutlarına gömen düşüncelere de takılmak mümkün.

ORTA ASYA – TÜRKİSTAN

Önce Orta Asya kavramını ele alalım. Bölgenin adı Türkistan’dır. Geçmiş dönemlerin sömürgeci iki ülkesi; Sovyetler Birliği ve Çin, Türk adını unutturmak için Türkistan yerine Orta Asya demeyi tercih ettiler. Batılı ülkeler ve uzak batı diyebileceğimiz Amerika bu tercihi destekledi. Bizlerin Uluğ Türkistan olarak anmak mecburiyetinde olduğumuz bölge, Rusya ve Çin arasında paylaşıldı. Çinliler Doğu Türkistan’a Sinkiyank dediler. Yeni kazanılmış ülke demektir. Bazı aydınlarımız ve monşer hariciyecilerimiz bu adlandırmayı benimsediler. Orası, Çinliler için yeni kazanılmış ülke olabilir. Bizim için kadim Türk yurdudur. Öyle kalmasını istiyorsak, öyle anmalıyız.

Rusya, Uluğ Türkistan’ın kendi payına düşen batı kesimini; Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan olarak 5 parçaya böldü. Haza r Denizi’nin batısına da Azerbaycan dedi. Türkiye ile Azerbaycan arasına Ermenistan’ı bir zehirli hançer gibi soktu. Parçalara ayırdığı Batı Türkistan’ın her bir parçasında yaşayan Türklere; bölge adına göre millet isimleri yakıştırıp verdi. Her birine farklı alfabeler-diller dayattı. Bunlarla da yetinmeyip, her birini yekdiğerine düşman etti.

Nursultan Nazarbayev; ‘milliyeti, dili, dini, kültürü ve târihi bir olan Türkleri, ekonomik amaçlı bir kuruluşun çatısı altında toplamayı’ teklif ediyor. Doğrusu, büyük adamların ele alacağı büyük bir proje. Gerçekleşmesi için her Türkün, kanının son damlasına kadar mücâdele etmesi gereken büyük ideal. Fakat, şüphesiz bu isimle, belirtilen kapsamla ve Avrupa Birliği (AB) model alınarak değil.

Sayın Nazarbayev; Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan isimlerini telâffuz ettikten sonra, “Bölgenin diğer ülkelerini de bunun hâricinde tutmuyorum.” diyor… sa da, burada incitici bir fonun varlığı hissediliyor. Neden işin daha başlangıcında Türkmenistan, Tacikistan, Azerbaycan ve Türkiye yok ? Ve neden AB model olarak kabul ediliyor ? AB; tek bayrak, tek anayasa, tek para, tek ordu, tek merkez bankası ve sonuçta tek devlet felsefesini benimsemiş bir organizasyon. Bu hâliyle kendisini başarısızlığa mahkûm etmiş durumda. En azından kendi önüne aşılması zor engeller koymuş görülüyor. Bu sebeple ağır gelişiyor, geliştikçe zayıflıyor. Üstelik âdil ve demokratik değil. İşte bir örnek: Türkiye’nin AB’ne üye olması için Alman halkına, ‘Alalım mı almayalım mı ?’ diye referandumla sorulacak. Bu, Avrupa Anayasası’nın hükmü. Aynı anayasada, üye olmak için ‘Türk Milleti’ne de sorulmalı !’ denmiyor. Hiç kimse; ‘İçişlerine karışmamak için.’ …gibi ucuz bir mâzeretin ardına sığınmamalı. AB’nin üye olacak ülkelerin içişlerinden elini hiç çekmediği ap-açık ortada.

ESKİ BİR FİKİR

Nursultan Nazarbayev’in alkışlarla, minnettarlıkla karşılanacak ve gerçekleşmesi için derhal harekete geçilmesi gereken teklifi, aslında yeni bir düşünce değil. 27 Aralık 1941 târihinde Berlin’de ölen, Uluğ Türkistan’da ve Batı Sibirya’da çok iyi tanınan önemli fikir, siyaset ve aksiyon adamı Mustafa Çokay, projenin fikir babasıdır.

Mustafa Kemal Atatürk; 29 Ekim 1933 târihinde irat ettiği nutukta aynan şöyle diyordu:

Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya - Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir, Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir... Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Mânevî köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür... İnanç bir köprüdür... Târih bir köprüdür...

... Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli..."

1994 yılında Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan arasında ekonomi amaçlı birlik oluşturulmuştu. Bu organizasyonun içerisinde Orta Asya Kalkınma Bankası faaliyete geçirildi.

Orkun dergimizin yazarlarından Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan, yıllardan beri Türkistan Birliği’nin gerçekleştirilmesi ve uygulamaya konulması için çalışıyor. Yakında yayımlanacak olan Uyuyan Dev isimli kitabından detaylarını öğrenme imkânı bulacağız.

1995 yılında kurulan Millî Değerleri Araştırma Vakfı, hacimli ve lüks Türk-İslâm Birliği adlı dergi ile projeyi kamuoyuna mal etme teşebbüsünde. Şüphesiz konu ile ilgili başka çalışmalar da vardır.

Bugüne kadar bu projelerle, beklenen sonuçlara ulaşılamadı. Başarısızlığın sebebi iç ve dış faktörlere bağlandı. İç faktörler; ülkelerdeki kalkınma modelleri ve imkânları, dış faktörler ise; Rusya’nın baskıları… olarak değerlendirildi. İç faktörlere bağlı engeller aşılabilir. Rusya baskısına gelince: Hiçbir ülkeden, kendisini ikinci sınıf devlet konumuna düşürecek projeye destek olması istenemez. Engel olmaması da.

Türkistan Ekonomi Birliği bir son değil, süreçtir. Önemli olan bu süreci inanarak başlatmaktır.

YENİ GÜÇ KAYNAĞI

Dünya Türklüğü; Anadolu’nun, İpek Yolu sebebiyle Türkistan ile bir bütünlük teşkil ettiği dönemlerde güçlü idi. Temel ihtiyaç maddeleri yelpâzesindeki değişiklikler ve üretim teknolojilerindeki yenilenmeler sebebiyle İpek Yolu önemini kaybedince, Türk Dünyası önce iktisâdî açıdan sonra da siyâsî alanda güç kaybetti. Kayıplar, birlikten kopmalar sebebiyle yaşandı. Önce Altınorda Devleti dağıldı. Yerine; Kırım, Kazan, Astrahan, Kasım, Buhara, Hive ve Hokant Hanlıkları kuruldu. Sonra Osmanlı Devleti – Kırım Hanlığı ilişkileri sebebiyle yeni ve parlak bir dönem yaşandı.

Günümüzde Türklük âlemi; sâdece gelişmek ve güçlenmek için değil, ayakta kalabilmek için de Türkistan Ekonomi Birliği’ni gerçekleştirmek ve sahibi bulunduğu yeraltı-yerüstü kaynaklarını ekonomi amaçlı birliklerin oluşturduğu imkânlarla işleyerek zenginliklerini, bölge insanının refahına dönüştürmek mecburiyeti ile karşı karşıyadır.

Nursultan Nazarbayev’in, Mustafa Çokay’dan ilham aldığı anlaşılıyor. Ümit ve temenni edilir ki, Türkistan Ekonomik Birliği’ne dönüştürülmesi gereken Orta Asya Birliği projesinin uygulamaya konulması safhasında, Mustafa Çokay’ın fikirlerinden yararlanılır. Çünkü O; siyâsî amaçlı Türk Birliği’nin mümkün olmayacağını söylüyor, kültür ve ekonomi zeminine oturtulmuş bir organizasyonu hedef olarak gösteriyordu.

Azerbaycan, Türkiye ve bünyesinde Türk topluluklarını barındıran Ukrayna, Rusya Federasyonu, Romanya, Gürcüstan, Ermenistan, Moldavya, Yunanistan ve Arnavutluk ile Bulgaristan’ın dahil olduğu Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı ve Nursultan Nazarbayev’in teklif ettiği Orta Asya Birliği’nden yola çıkılarak oluşturulacak Türkistan Ekonomi Birliği, Türk Dünyası’nın yeniden dünya gücü olmasını sağlayacaktır.

Doğu Türklerinin büyük mütefekkiri, devlet adamı ve yazarı (1441 yılında Herat’ta doğup, 03 Ocak 1501 tarihinde yine Herat şehrinde ölen) Ali Şîr Nevâî, ‘Başarmak isteyen imkân bulur. İstemeyen bahâne arar.’ diyordu. Biz bu doğru ve büyük sözü, pekalâ Türkistan Ekonomik Birliği projesi için rehber kabul edebiliriz. Etmeliyiz.