1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türkçülük ve incelik (nezaket)

Ayça Yıldız Tanrıdağlı
Uzun zamandır Türkçü(!?) diye adlandırılan veya başkalarının bu damgayı vurduğu parti, dernek, kuruluşlarda ve medyada, internet siteleri dahil, bir fikir kirliliği veya fikirlerin kirli dışa vurulması olayını gözlemlemekteyim1. Âdeta kaba-saba ve hakaret içeren sözcükler ile yazı yazmak şecaat sayılmaya başlandı2. Hani nerede ise terbiyeleri bozulmasın diye çocukların ve gençlerin okuması sakıncalı yazılar durumuna girecek Türkçü(!?) medya. Bir tür, benim kullandığım galiz kelimeler senin kullandığın galiz kelimeleri döver mantığı, bir tür sözlü efelenme3 kafası... Aslında ben pek soyut konuşmak istemem ama örnekler vermem Orkun’un temiz sayfalarını kirletir diye düşündüm4. Umarım bu temiz Türkçülük Kalesi diğerlerine de örnek olur. Yani Orkun yazar ve okurları üzerlerine almasın aşağıdaki fikirlerimi, sözüm meclisten dışarı.

İçinde bulunduğumuz XXI. yy. bir bilgi çağıdır. Bilginin üretildiği ve saklandığı yer ise beyindir. Daha rönesanstan başlayarak, reformasyon ve aydınlanma ile hızla adale yerini beyne bırakmaya başladı. Veya diğer bir ifade ile beyin, – zaten kendi komutasındaki – adaleyi ikinci, üçüncü vs. sıraya itmeğe başladı. Yani beyin, kaba kuvvet kullanmayı artık kendine yakıştıramaz duruma geldi, uygarlaştı. Adale kuvveti beyin kontrolüne girdi, disipline edildi5 ve spor etkinlikleri oluştu. Spora estetik katıldı, jimnastik, buz patinajları, su danslarına vs. ulaşıldı.

Düşünceler d şa vurulurken kullanılan sözcükler genellikle o kişinin beyinci mi yoksa kasçı mı, yani diyalogcu mu yoksa kaba kuvvetçi mi olduğunu da ele verir. Birine, “... bu yaptığınız asla bağışlanamayacak kötü maksatlı bir hareket...” demek de var, birine, “... bu alçaklıktır...” demek de var. Üstelik bir de – istemeden kullanmak zorunda kaldığım – bu ikinci sözcüğü yerli yersiz ve sık sık kullanmak da var. Birinci tümcedeki genellememde gerçeklik payı varsa bir adım daha ileri giderek Türkçülük(!?) iddiasındakilerin fanatik politik kesiminin kafa değil kaba kuvvetçi yani faşizan bir eğilimde olduğunu söyleyebilirim. Kutsanacak, büyük işler başarmış ve başaracak tarihî ve akademik bir kavram olan Türkçülük’ün bu tür kaba kafalara ve kaba kollara indirgenmesi doğrusu üzücüdür. Unutmayalım kı, bozuk ağız ve hakaret çok zaman bilgisizliğin kabaca dengelenmeye çalışılmasından oluşur ve marjinal kişilerin sığınağıdır. Bu bakımdan marjinal kişi zengin ve okumuş da olabilir. Onun yöntemi bir düşünceye yine bir düşünce ile karşı çıkmak değildir. Aksine para gücü, kas gücü veya pis sözlük dağarcığı ile karşıt fikri savunana karşı çıkmaktır. Marjinal kafa, uzun soluk isteyen ikna yerine “...iki kişiyi sallandır tamam...” yolunu yeğler.

Türkiye’de okumuş ve kültürlü, diğer bir ifade ile rafine, yani incelmiş, uygarlaşmış insan sayısı artmaktadır. Bu, beklenen, hedeflenen sevindirici bir durumdur, Atatürk’un işaret ettiği çağcıl uygarlık düzeyine atılan adımdır. Uygar insanın gözü de kulağı da temizlik, güzellik, incelik arar. Kaba saba yazılı, sözlü veya imalı ifadeler uygar insana ters gelir ve gelmelidir de. Türkçülere yakışan, öncelikle İyi, Doğru ve Güzel’i özümsemek ve öylece de davranmaktır.

Türkçülükte kabalığın yeri yoktur. Türk, efendi bir ırkın yarattığı efendi bir kültürün efendi bir bireyidir. Türk’ün eski tabirle mümeyyiz vasfı, yeni deyimle ayırt edici özelliği onun, özde (fikir’de), sözde (dil’de) ve kılgıda (iş’te) efendi olmasıdır. Türklük ve Türkçülük kirli ağız, kirli kafa ve kirli kollarla bağdaşmaz.

Orkun yazarı Celâdet Moralıgil bir yazısını, “... çocuklarımıza Türkçe ad koyalım...” diye bitirmişti. Onun bu dileğine katılıyor, ben de, Türkçünün dili mutlaka temiz olmalıdır!, diyorum!

DİPNOTLARI

1 Bu ifadem “kirlenme sadece Türkçülerde” şeklinde anlaşılmasın. Genel kirlenmeden Türkçüler de etkilenmektedir. Netice itibarıyla Türkçüler de bu toplumdan, aynı aile içi ve okul ortamından çıkmaktadırlar. Türkçülük siyasete bulaştıkça nicelik (keyfiyet / adet) niteliği (kemiyet / kalite) dışlamaktadır.

2 Fikrin(!?), hakaret ve küfür ile desteklenmesi(!?) eğilimi doktora tezi olabilecek bir fenomendir, bir sosyal (veya kişisel) hastalığın dışa vurmasıdır. Fikrî azgelişmişlik ile ve değer yargıları ile (hakaret ve küfürde baskın çıkmak mahareti ile) ilintilidir. Bir Türkçü(!?) politikacı Claudia Roth’a “fahişe” dedi. Roth dâvayı kazandı ve tazminatı, Antalya’da annesi ile tatildeyken “Mor Çatı” kadın örgütüne bağışladığını söyledi. Bir Alman (NPD’li) politikacı bir Türk politikacı hanıma “fahişe” deseydi, Türk olarak nasıl karşılardınız?

3 Bu kelime efelenmesi olayının çirkin ve de riskli örneğini Devlet Bakanı Tüzmen verdi. Böyle sözler Türk değil Türkiyeli olan AKP’lilere de yakışmaz. Sokaktaki bir Fransız dahi Tüzmen’in seviyesine inip cevap verseydi, daha baştan kaybedeceğimiz belli olan küresel bir rezalet nedeni oluşuıdu...

4 On yıllardır İngilizce ve özellikle Almanca basını – artık internetten de - izlemekteyim. En marjinal medyada dahi bizimkinin yüzde biri kirlilik yok. AB ahlâkımızı bozacak deniyor. Bizdeki standart ahlâk anlayışı kadınların kilotuna sıkıştırılmış kalmış ilkel mi ilkel bir ahlâk anlayışı!..

5 Özellikle bazı spor (ve gösteri) dalları, beynin kasları sıfır hata ile kontrol etmesini gerektirir. Meselâ sirklerde trapez gösterisi gibi. Türkiye’nin de dahil olduğu pekçok ülkede ise beyin tembelliği nedeniyle bu tür etkinlikler yoktur. Bunun dışında kendisini disipline etmek bir yana, kendinden başkasını disipline etme disiplini de yoktur bu tür ülkelerde. Meselâ aslan(lar), kaplan(lar), fil(ler) terbiyecileri gibi. İleri ülkelerin ilerilik nedenini sadece emperyalizme bağlayan düşünme tembellerine ve özürlülerine hatırlatılır!